26 Mart 2007

her zaman görülebilecek cinsten bir

küçük şeytan işte; kızın yanında; benim yanımda; ikimiz elbiselere bakıyoruz, kıza elbise bakıyoruz; ben uzun değil ama kısa da değil diyorum; diz üstü işte; sanki ilk bahar gibi; evet evet, hani nerede diyor; bak işte şu; orada var; uzanıp alıyor; elbise kabinine dalıyor hemen; çantasını tutuyorum dışarda; çevreme bakınıyorum, kabinde olup bitene bakmak istiyorum, olup biteni biliyorum; görmek istiyorum, şeytan dediğim küçük geliyor kabinin kapısını açıyor; çok olağandışı, kapat yahu, diyorum; görmek istemek yetiyor bana; haha; gülüyor içten; pek şeker, kapıyı kapatıyor; zaten hiç açmamıştı ki; elbiseyle çıkıyor; çok güzel, elbise yüzünden daha da güzel, alalım bunu derhal diyorum, alacağız tabii diyor; hiç değiştirme üzerini böyle çıkalım diyorum, tamaaam, diyor; hehe; kadınım çocuklaşıyor; sanki çocuklar, her neyse; nedense, kasadaki kız, hayır elbiseyle çıkamazsınız, paket yapmak zorundayım, diyecek diye korkuyorum; öyle bir şey diyecek değil; demiyor; sinemaya gidelim diyorum, ne salakça; küçük şeytan da gülüyor; başka kim gülüyor; bunu bilemem; utanıyorum; hadi parçalarımıza ayrılalım diyor kız; başıma şiddetli bir ağrı giriyor; çok heyecanlanıyorum; sevinçten sanırım; kalbim duracak gibi; ve işte her zamanki aptal adam: nasıl, diye soruyorum; boşver diyor; bir çağ sona eriyor; bir manastırda onlarca yıl “kadınsız kahkahasız” bir süreç başlamak üzere; toparlanmaya çalışıyorum; bunu yalnız yapamam; elinden tutuyorum, elimden tutuyor; ikimiz de aynı şeyi nasıl yapabiliyoruz; galiba ben biraz parçalandım diyorum; öyle değiiil, diyor, gülerek; biliyorum; ama işte kelimeler; koşmak mı istiyoruz; zıplamak falan mı; hiçbirini yapmayız; yapamayız, olmaz; bu tür şeyleri istemek yeterli oluyor; uyuşturucu seven bir kalın saçlı kadın, bir köyde yaşamak istiyorum; sessiz bir köyde, diyor ya; hayır istediği sadece bunun hayalini kurmak; bu uyuşturucu seven kadını başımızdan atıyoruz; bir şekilde; belki de biz başka yöne doğru gidiveriyoruz; ama nereye gidiyoruz; kendimi düşünmeye başlıyorum çünkü, o yüzden ne halt edeceğimi bilemiyorum; filmdeki kadın ilk hareketi gizli eşcinseller yapmak istemez demişti; bunu hatırlıyorum ve kadınımın (elbise onu kabul ettiğinden beri o elbiseyi kabul ettiğinden) kıçına avucumla dokunuyorum; yapmaaa, diyor; sanki herkes pencereye koştu; keşke herkes pencereye koşsa çünkü sesi o an oldukça vajinal; onun bacaklarına da dokunmak istiyorum ama biz üçlü koltukta otururken mesela, bacaklarını dizlerimin üstüne koyması gerek; lanet olası filmler; içimde gizlenmiş eşcinselin evden çıkmasını bekliyorum, malafat kokteyli atacağım penceresinden içeri; evet bu daha önce söylenmiştir; benden binlerce var; yapılacak bir şey yok; ben tüm bunları düşünmeyi istiyorum sadece; onun kıçına elledikten; onun vajinal yapmaaa’sı bittikten hemen sonra tepemize bir çay bahçesi düşüyor; sarsıntı geçer geçmez tahta sandalyelerimizde rahat bir oturuşu aramaya başlıyoruz; önce ben buluyorum çünkü benim bacaklarımı saran bir pantolan var öyle mi; asla; sadece öyle olduğunu zannediyorum yani hemen rahat ettiğimi; o çay içiyor ben de çay içiyorum; tavla oynamaya başlıyoruz; hangi romantism, çok fazla konuşuyorum her zamanki gibi; o sadece oynuyor ama ciddiye almadığından eminim; yeniliyorum ve kesinlikle eminim; biz seninle neyiz diyor bana laf arası; ne laf ama; kardeşiz diyorum; yaaa, diyor; çok vajinal; çok bacak, çok baldır beyazı; onu seviyorum; onu seviyorum demek çok kolay; onun bu vajinal gırtlak yapısını seviyorum; tavlayı sessizce ve ciddiye almadan oynamasını seviyorum; bana bir şeyler anlatmasını; sabah uyandığındaki neşesini; satıcılarla, şununla bununla gereksiz tartışmalara girmesine tilt olmayı da seviyorum; beni seviyor olmasını; sözlerimin üzerinde çok durmamasını da; seviyorum; ama biz senle neyiz, gibi bir şey sormasını; işte onu sevmiyor gibi görünmek istiyorum; ben seninle neyim; bir çiçek bahçesiyim; ama nedir bir çiçek bahçesi; bir sürü şey söylenebilir; bu arada tavla bitiyor; galiba ben yeniliyorum; evlenelim seninle diyorum; oluuur, diyor; küçük şeytanının boynuna geçiririm ama tasmayı, diyor; gülüyorum; güleyim diye söylemedi mi zaten; ona, ondan başka bir kadını çekici bile bulamadığımı anlatmak zor geliyor bana; bunun anlatılabilir olduğunu zannetmiyorum; örneğin bu dünyanın kalan kadınlarına karşı sessizce kara gözlük takan eşcinseli; çünkü onun yüzünden değil bu; ama sadece gülüyorum, çünkü güleyim diye söyledi; evlenmeyeceğiz zaten, bana inandırıcı gelmiyor; ilk hamleyi kim yapacak; kafam karışıyor; çocuğumuz da olsun, ben hep evde oturayım, sen eve ekmek getir, diyor, başka şeyler de söylüyor ardı ardına; oldukça eğleniyor; ben bir posterim bir süre daha; sırıtıyorum yürürken; gören takmış koluna fıstık gibi kızı (elbise onu kabul ettiğinden beri o elbiseyi kabul ettiğinden), sırıtıyor hıyar, der; gören kim; galiba ben; benden binlerce var, ama nereye doğru yürüyoruz; ne zaman sıkılacak, şu yalnız kalma isteği ne zaman burnumuzda tütecek; hangi ara intihar eder gibi uzaklaşmak isteyeceğiz birbirimizden; kendimden nefret ediyorum; kalbim sıkışacak diye korkuyorum ve kalbim sıkışıyor işte; oysa domuz gibiyim; onu öpüyorum; endişeleniyor; cidden evleneceğimizden ürküyor belki de; iş ciddiye bindi ha; ben rahatlıyorum onu öpünce; kalbim düzgün çalışıyor; o düşünceli; akşam cips alalım diyor birden; film izlerken tıkınırız; ne filmi; yaptığı hesaplamanın sonucu evlilik mi çıktı yoksa, endişeleniyorum; çok kötü, saçmalıyorum, böyle olmaz, ona bir kolye hediye ediyorum; o çakmağıma gaz doldurtuyor; birer dondurma alıyorum; bir kitap hediye ediyor bana; çayların parasını ödüyoruz,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder