12 Mart 2008

ağaçta durduğu gibi durmuyor : elma


yapay zeka ne kadar da ilgi çekici bir konu; matrix diye bir film var bilmem duydun mu, işte orada yapay zeka sahibi robotların işi ne kadar abartabileceği anlatılıyor. özellikle filmin cumartesi eki gibi nitelendirebileceğim animatrix animasyonlarından, ikinci rönesans 1 ve ikinci rönesans 2 bölümlerinde olayların nasıl patlak vermeye başladığı biiir bir anlatılıyor.

(link vermek için her zamanki alışkanlıkla imdb sitesine ulaşmak istedim. adresi yazarken, ama bir dakika bu site de kapatılmıştı diye duraksadım. dört harfli bir site için ne kadar duraklanırsa tabii... ama açılmış tekrar. bilgi bankası ve "sinamayla ilgili bir şey öğrenmek istiyorum" kankası bu sitenin (de) yasaklanabildiği bir ülkede, insanların "bizi ortaçağa döndürmek istiyorlar, karanlıklara gömmek istiyorlar" diye endişelenmesi ne kadar ahmakça! galiba bir ortaçağ yaşamamız gerekiyordu (eskiden) ancak hali hazırda oldukça salak, olumlu sonuç vermeyecek bir "çakma ortaçağ" yaşıyoruz zaten... şu anda gezegende borusunu öttüren toplumlar haricinde hiç bir toplumun işe yarar, hani "odaya kapandım paso kitap okudum kendimi geliştirdim ama hayvana da döndüm o sürede, allahtan, akabinde attım kendimi dışarı" tadında bir ortaçağ yaşadığını kimse düşünmesin; "el-alemde mis gibi ortaçağ" yaşanırken bizim gibi zamanında çayıra salınmış durumdaki toplumlar en fazla "batının ahlaksızlığını aldık" gibi düşüncelere kapılır... orta dedin mi, o ortaya eşit uzunlukta iki uç gerekir. şu saatten sonra hiç bir "iki çağın" ortasında yer alamaz bizim coğrafya)

neyse elmaya geleyim ya da önce şu yapay zeka işini halledeyim. en basit anlatımla, bir makinenin, sıfır (akım geçmez) ve bir (akım geçer) sonuçları haricinde başka bir sonuç çıkarması, olasılık olarak bakıldıkta sıfır değerine yakın görünüyor. şimdi şu önündeki (yanındaki, çaprazındaki) bilgisayarı düşün. elbette şahane bir icat. donatılardan hesap makinesini açtım, oradaki boşluğa 1 ve 31 adet sıfır koydum. eksiye bastım ve 1 çıkardım. sonuç 31 adet yan yana 9 rakamından oluşan bir şey... peki bir kişi çıkıp bana o rakamı söyleyebilir mi? yani okunuşunu? hayran olmamak elde değil... "saniyede bilmem kaç bin işlem falan yapıyor alet" diyerek konuyla alakalı evrensel klişeyi de dillendireyim hatta... ama hep aynı ilke ile yapıyor bunu; akım geçer-akım geçmez ilkesiyle.

şu sohbet tırıvırıları var, misal alice vardı, encarta vs... oldukça detaylı hazırlanmış şeylerdir, hiç kuşku yok; ama en basit şekliyle olası her soruya - lafa, programlanma sınırlarına en uygun cevabı veriyor; yani bir cevap uydurmuyor çünkü ona sadece cevaplayabileceği bir şey sorabilirsin. eski bir fıkra da vardır bu durumla alakalı; her şeye cevap verebilen, düşünen bir bilgisayar yapmışlar. adamın biri "ne var ne yok?" (gibi bir şey) demiş, işte, bilgisayardan dumanlar çıkmış falan filan...

aşılması gereken (aşılabileceğine inanmadığım - inanmak istemediğim) nokta ise sıfır ile bir değeri arasında duruyor. eski mantık ilkesi ile bu durumu somutlaştırabilirsin; kapı ya açıktır ya da kapalı. oysa ben bir kış günü, içeri sigara dumanıyla kirlendiği için, odadan çıkan kişiye "kapı aralık kalsın" diyebilirim? robot açısından bakıldıkta kapı "o halde açık"tır. ama bu durumları düşünen bir programcı tarafından programlanmışsa, "aralık kalsın eşittir (=) 45 derece açıyla kapıyı pozisyonla" gibi bir komutla bu durumu atlatabilir. yani her şey ne kadar detayla programlandığında bitiyor. ancak ben (sen ve tanıdıkların falan) öyle değiliz. zaten insan kişisi bu özelliği ile robotları yaratıyor. biz saçmalayabiliyoruz, hatta genellikle saçmalıyoruz. klişe bir örnek yine: eski yunan adalarının birinde çimlere yatmış kuşları seyreden bir adamın üzerinden bir at hayvanı atlar, geçer. korkuyu atlatan adam, sakinleştikten sonra eski pozisyonunu alır, kuşlara bakarak örneğin şöyle düşünür: "atların da kanatları olsaydı ne acayip olurdu ha..." google'da pegasus diye arat, onlarca görseliyle karşılaşacaksın; o kadar resimden sonra hiç kimse çıkıp da "ben pegasus'un varlığına inanmıyorum, yok öyle bir şey" diyemez. pegasus kavramı ile uçak (uçak, uçak olana kadar ne denli "saçmalandığı" konusunu düşünsene) kavramını birleştirmek pek de "vay be nasıl düşünmüşler helal olsun" diyebileceğin bir şey değil belki ama, yine de bir çok kişinin ilk aklına gelen muhtemelen bir seyahat firması olacaktır. uzar gider bu...

güzide toplumumuzu oluşturan bireylerin büyük bir kısmıyla en ufak bir tartışma, tanışma, konuşma ilişkisine girmek istemiyorum; seçtiğim ve beni seçen insanlar yetiyor bana. dünyayı ya da dünyanın bir şeyini değiştirmeye çalışmayı gereksiz bir çaba olarak değerlendiriyorum. kendi "yönetim şekli" "dini" "şusu-busu" ile bağımsız "birey"lerin ortaya çıkacağı zamanlarda bile insan kişisi işe yaramaz bir yaratık vasfını koruyacak. peki "herkes ölsün ben yaşayım" mı diyorum; elbette hayır; herkes yaşayabildiği kadar yaşasın; yaşama hakkını sonuna kadar kullansın isterim... bir şeyi sevmiyorsun diye öldürmek- yok etmek zorunda değilsin. aslında, celine'in "gecenin sonuna yolculuk" kitabını okumuş biri, insan ne denli "hırt" bir yaratıktır konusunda bir fikre sahiptir; daha doğru ve daha güzel bir şekilde anlatabileceğimi zannetmiyorum.

tekrar yapay zeka konusuna dönersem, insan kendine benzer şekilde düşünebilen- tasarlayabilen- uydurabilen - saçmalayabilen makineler yaptığı gün hem kendisi için hem de makineler için yeni bir sınıflandırma ortaya çıkacak. kendisini tanrının yarattığını düşünen insan, insanlar tarafından yaratıldığını düşünen makineler ile tanrı arasında bir konuma geçecek. zaten bu durumu ne hükümetler ister ne güçlü sistemler... istersen videosunu da izleyebileceğin aşağıdaki alıntı, ghost in the shell'den:
-Hiçbir zaman bir ceset bulamayacaksınız, çünkü hiçbir zaman bir vücudum olmadı.Bu vücuda girdim çünkü 6.Şube'nin aktif engelleyicilerini geçemezdim. Bunun yanında, şu an şahit olduğunuz şey kendi özgür irademin hareketidir. Duyguları olan bir yaşam formu olarak, sizden iltica talebinde bulunuyorum.
-Bu bir şaka mı ?
-Saçmalık ! Kendi kendini koruması için programlandı !
-DNA nın da kendini devam ettirmesi için tasarlanmış bir programdan başka bir şey olmadığı da tartışılabilir. Yaşam, aşırı büyük bilgi denizindeyken, daha da karışık bir hal alıyor. Ve yaşam, türler üzerine kurulduğunda, hafıza sistemi genlere dayanıyor. Bu yüzdendir ki bir insan özel hafızası sayesinde bir birey olur. Hafızanın ne olduğu tanımlanamaz, ama hafıza insanlığın ne olduğunu tanımlar. Bilgisayarlardaki gelişme ve daha sonradan ortaya çıkan hesaplanamayan bilgi, hafıza ve düşüncenin sizin için verimli olan yeni bir şeklinin ortaya çıkmasını sağladı. İnsanlık bilgisayarlaşmanın sonuçlarını az çok tahmin etti.
-Saçmalık ! Tüm bunlar senin yaşayan, düşünen bir yaşam formu olduğunu ispatlamaz.
-Peki ya siz bana varolduğunuzun kanıtını sunabilir misiniz ? Bunu nasıl yapabilirsiniz ? Modern bilim ve felsefe bile yaşamın ne olduğunu açıklayamazken.
-Bu da kim böyle ?
-Bir hayaletin varsa bile, suçlulara özgürlük sunmayız! Savunmak için yanlış yer ve zaman.
-Zaman benim tarafımda. Fakat bir vücut ele geçirerek, artık ben de ölüm ihtimaline açık biri oldum. İyi ki bu ülkede idama mahkum edilme yok.
-O ne, yapay zeka mı ?
-Yanlış. Ben bir yapay zeka değilim. Kod ismim Proje 2501. Bilgi denizinde yaratılmış, yaşayan, düşünen bir varlığım.
ne halt yiyeceksin? adam(?) benim haklarım var diyor? karşılaştırmalar yapıyor, benzeşimler kuruyor, kavramları birleştiriyor... düpedüz saçmalıyor! (benzer olası "robot bunalımları" için, bak: blade runner, artificial intelligence: AI, matrix ve animatrix- second renaissance. )
o zaman düşünmesinler, yani düşünsünler de, işte, programlamayı biz yapalım, sınırları belirleyelim; maksat saçmalamasınlar....
gerçekten de, yapay zeka araştırmalarının %100 başarıya ulaşmasını, insansı makinelerin ortaya çıkmasını kesinlikle istemiyorum. bir de robotların saçma-salak varoluş dertleriyle, garip takıntılarıyla uğraşmayalım...
düşünüyorum da, en çekilmezi, insan hayranı, fanatik robotlar olurdu her'alde? matrix filmi için şöyle bir şey düşünsene; insanları "enerji sağlamak" için pasifleştiriyorlar ya; gezegen robotlara kalıyor... işte o dünyada iki tür robot çatışması olduğunu düşün; "ben robotum ve her şeyden bağımsız bir yaşam formuyum" diyenler ve "bizleri insanlar yarattı, bizler onların bir görünümüyüz sadece" diyenler...
sen ensenden bir kabloyla tüm enerjisi iliğine kadar emilen tamamen hareketsiz, bilinçsiz, pasif bir varlık olarak üzüm tanesi gibi beklerken, teneke kafaların senin uğruna birbirini biçtiği bir gezegen?
insan hırt ya; insanların yaptığı robotlar da hırt olacaktır, hiç kuşkum yok...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder