04 Nisan 2008

kesin çizgilerle belirlenmiş şüphe ve belirsizlik alanları

muhteşem devasa tipitip koleksiyonumun üçüncü bölümünü eklemek üzere tüm hazırlıklarımı yaptım ve nerede kalmıştım acaba diyerek tipitip 2 başlıklı yazıya baktım. bir şey göremedim ama: slide.com engelleniyor. ne oldu şimdi? almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık: tipitip koleksiyonuma ulaşılamıyor doğal olarak. ("doğal olarak" gibi bir tabiri kullanıyor olmam ne kadar da üzücü...)
aşağıya diğer elli (50) tipitip karikatürünü nasıl olsa eklerim, o sorun değil. sorun daha öncekilere ulaşılamıyor oluşu. ama asıl sorun, benim tipitip koleksiyonumu (hem de ne bülent arabacığlu'ndan ne de kent firmasından izin almadan*) yayınlamada zorluk çekmem falan değil elbette. asıl sorun her geçen gün bir sürü yasak, engelleme, kapatma kararları verilmesi ve bu kararların uygulanması. tarihi değerleri olan fotoğraflardan, sinema filmlerinden sigara-içki-cinsellik vs imgelerini çıkarmaya çalışarak "istenilen insan tipini oluşturmaya" yönelik uygulamalar yapılması... seçilmesi, özgürce ifade edilmesi gereken hayat görüşlerinin "normal"inin belirlenmeye çalışılması; "anormal"lerin dışlanması ve seçim hakkının, hayat görüşlerine uygun yaşamasının engellenmesi... tipitip nedir yahu? en fazla, "huzurlu" bir anda çocukluğuna açılan bir penceredir?

galiba herkesin ama herkesin, en andavalından, kendini muhtemelen muhteşem hissedenine kadar herkesin bazı kavramlar üzerine düşünmesi gerek. yok kimse düşünmeyecek elbette; oturduğu yerde, elinde çay bardağıyla düşünse de saçma sapan sonuçlar çıkaracak. o halde, ben (de) hiç bir karşı yorumu, karşı fikiri kabul etmeyeceğimi hatta benim gibi düşünmeyen her bir karbon kökenli varlığı elimin tersiyle iteceğimi peşinen söylemeliyim:
her birimiz elimizde bir dal parçasıyla, kendi bokumuzu karıştıralım? ne fark eder?

ilk akla gelen, çok klişe bir soru(n): "özgürlük" nedir?
bu soruya "dan!" diye "açıklayıcı" cevap veren bir kişiysen iki olasılık vardır; kesin iki olasılık: ya kötü niyetlisindir yani soruyu soranı istediğin kıvamda tutmak istiyorsundur ya da zevzeksindir. yani demem o ki, düşünmeden konuşan, ordan burdan okuduğu, duyduğu "paket" lafları ard arda dizen birisindir.

tıpkı, "aşk nedir?" , "hayat nedir?", "ölüm nedir?" gibi "özgürlük nedir" sorusu da, bu haliyle sorulduğu takdirde "dan" diye açıklanamaz çünkü oldukça dallanıp budaklanacaktır ve bir dolu kavramla beraber (inanç, değer, ahlak, akıl, insiyatif, sınır, insan, kişi, birey, seçim, irade ve daha bir çok kavramla beraber) ele alınması gerekir. "bir belirsizlik alanı**" talep etmiyorum ya da "kişiden kişiye toplumdan topluma değişir" gibi zırvaca bir şey söylemiyorum. üzerine herkesin düşünmesi gerektiğini, araştırması gerektiğini söylüyorum. konuyla ilgili onlarca kalın kitap var ama şurası kesin ki onları okusan da olacak şey değil. ha, ben olayı çözdüm, mesafeni bil demiyorum ama kesin olarak bildiğim şey şu ki, bu "çivril'in haritadaki yeri ve yer altı zenginlikleri" gibi bir konu değil, öyle okuyup, "haaa...iyimiş" diyebileceğin... illa ki düşünmen gerekiyor. kısacası, sen de benim gibi o kadar kitabı okumaya üşeniyorsan bari zevzeklik yapma!

özgürlükleri değerlendirmek, savunmak, kısıtlamak... ne halt yiyeceksen, bari zevzek olma; öyle bir şey söyle ki, akıl sahibi her karbon kökenli varlık için anlaşılır ve kavranabilir olsun; aksi düşünülemez olsun. zor mu? (zor tabii, ne sandın!) bir insanın bir insanı öldürmesi konusundaki yasalar neden öyle değil peki? var mı iki gram aklı olup da, "beeeence...her cinayeti cezalandırmamalı" diyebilen biri? iki gram aklılla bile "bir cinayet neden yasalara göre suç?" sorusuna rahatlıkla cevap verebilir insan kişisi (yani öyle umuyorum, lütfen!) hadi iki yüz elli gram aklıllılar da "özgürlükler" ve yasalar konusunda saksıyı çalıştırsın? yahu, okumaya falan üşeniyorsun tamam; ama bari "saksıyı çalıştıranları" dinle.

o halde özgürlükler ve seçimler ile ilgili düzenlemeleri öyle bir zemine oturtmalı ki; iki gram aklı olmayan bile bunu kabul etmemekle saçmaladığını en azından hissetmeli. peki nedir sağlam zemin? din mi? peki inançsızlar ya da başka inançlara sahip olanlar? gelenekler mi? aklı başında tek bir insan bile geleneklerin sağlam zeminler olmadığını bilir; onların doğası kaygandır ve öyle olması gerekir çünkü gelenekler "kabullerdir" ve mutlaka "kabul etmeyenler" de olacaktır. hani şu klişe söz: "toplumdan topluma değişiklik gösterir"
o halde değerler mi? galiba öyle ama işte bu "değerler" ne? milli, ahlaki değerlerle konu kapanmıyor galiba?

aşağıya alıntılanan yazının tamamı felsefeekibi'nde; mustafa günay yazmış ve onun alıntıları, ioanna kuçuradi'nin "insan ve değerleri" isimli kitabından.
Değerler insanın tarih ve kültür varlığı olarak kendini gerçekleştirmesi bakımından olduğu kadar, kendisinin ne olduğunu bilmesi/soruşturması bakımından da önem taşır. Kısacası değerler hem eylem hem de bilme bakımından insan varoluşunun temelidir. “İlişki kurduğumuz insanlar karşısında tutumumuz, yaşadığımız olaylar ve durumlarda aldığımız her karar ve ilgili davranışlarımız, bunları nasıl değerlendirdiğimize dayanır. Bu tutum, karar ve davranışlarımız yaşamımıza vermeye çalıştığımız yönü gösterir. Yaşamımıza verdiğimiz yön ise, insanı ve kendi kendimizi nasıl değerlendirdiğimize bağlıdır. Birbirine bağlı, farklı cinsten değerlendirmelerdir bunlar. Kişilerle ve kendimizle ilişkilerimizde, başkalarının ve kendimizin yapıp ettikleri ve ortaya koyduklarıyla ilgimizde, yakın çevremiz, çağımız, geçmiş ve gelecekle bağımızla belli bir bütünlükte bir kişi olarak varolmamızın temelinde değer anlayışımız, bunun temelinde ise insan anlayışımız -insandan ve kendimizden beklediklerimiz- bulunur.”(Kuçuradi 1998:5) Kişinin etik bakımdan yaşadığı ikilemler de, değer anlayışına bağlı olarak nasıl eyleyeceği, nasıl bir tutum alacağı konusundaki karar verme durumlarında ortaya çıkmaktadır.
Değerlerin çeşitli tiplerde olmasının yanı sıra, değerlendirme tiplerinden de söz edilebilir. “Kişinin başka kişileri, olayları, durumları, kendisini ve genellikle tek tek şeyleri değerlendirmesi insanın bir yapı özelliği, bir varolma şartıdır. Bu değerlendirme ise çeşitli tarzlarda yapılır: değerlendirilenin değerine uygun, değerlendirenin değerlendirilenle olan özel ilişkilerine göre ve geçerlikte olan genel değer yargılarına göre değerlendirmeler yapılabilir ve yapılmaktadır. Ve bu değerlendirmeleri kişi, seyirci olarak değil, kendi yaşamında yapmaktadır. Bu bakımdan değerlendirme bazen değerlendirilenin kendinde taşıdığı -onun bir yapı özelliği olan- değerini görme, bazen değerlendirilene değer atfetme, bazen de ona değer biçme olarak karşımıza çıkmaktadır.”(Kuçuradi 1998:7)

sınırsız internet bağlantısı; uçsuz bucaksız kırlar, bir çift kanat... sadece "sersemce dolanmak" için "yeterli" ihtiyaçlar bunlar. bu ihtiyaçlar engellediğinde, sersemler çok mutsuz olur ama "bir yere varmak isteyen" illa ki engelleri aşacaktır. hangi paşa duvarları yıktı hangi paşanın üzerine duvarlar yıkıldı; tarih gazetesinde konuyla ilgili bir kamyon başlık var...


(bu arada alıntı yaptığım yazının tamamını okumadım; öylesine, ortasından bir yerden rastgele iki paragraf aldım. kimsenin de okuduğunu falan zannetmiyorum; yazan bile yazdıktan sonra okumamıştır muhtemelen. bu yazının da okunmayacağından eminim; ben olsam okumazdım.
bokumuzla oynamaya devam...)


*kent, şöyle pırıl pırıl bir "tipitip" albümü yayınlasa kültür hayatımız için ne muhteşem bir işe imza atmış olur!

**"sorunlar-sorular cevaplanırsa ben ne bok yiyeceğim" demeye getiren vroomfondel isimli filozof: "kesin çizgilerle belirlenmiş şüphe ve belirsizlik alanları istiyoruz!" (douglas adams-her otostopçunun galaksi rehberi - sayfa 177, sarmal yayınları mayıs 1996)

2 yorum:

  1. Abi tarihin en eski sorularından birini iyice dallandırıp budaklandırmışsın.
    Benim bu konuda karmaşanın içinden çıkma taktiğimi soracak olursan şöyle düşünüyorum, soracak olmak da enteresan bir eylemdir neyse, heh ne diyordum ben evet. Bence özgürlük değişken temellerden arındırılmalıdır. Yazıda da bahsetmiş olduğun, ahlak, din, gelenek vs... kavramlar gibi. Bunun yerine özgürlüğün en basite indirgenmiş tanımı olan, diğerlerinin haklarının önüne geçmemek şartıyla istediğini yapabilmek esas alınmalıdır. Tabi toplumsal uçları törpülenerek. Bireysel özgürlüğün sınırları bu tip temellerin ötesinde olmalı fakat diğerlerinin benimsediği temelleri oynatmaya yönelik olmamalıdır. Misal tanrı inancı bulunmayan ve ahlaki değerlerini radikal bir boyuta taşımış kişinin benimsediği yaşayış biçimine, etik değerlere sahip çoğunluğun her müdahalesi bir özgürlük kısıtlaması sayılmalı, çoğunluğun etik değerlerini deforme edebilecek bireysel yaptırımlar da aynı şekilde değerlendirilmelidir.
    Yani demem o ki; özgürlüğün sınırları konurken demokratik yollara başvurulmamalı, birbirine zıt en uzak uçlarda yer alan iki bireyin de hakları eşitlenebilmelidir.
    İnternet her çeşit materyalin basitçe yayınlanabileceği bir ortamdır, yayınlanmaları da gereklidir. Çünkü internetin barındırdıklarına ulaşmak isteğe bağlıdır, her hangi bir meta insanların isteği dışında karşılarına konmaz.
    Kendi isteklerinin henüz farkına varamayacağı düşünülen bireylerin(sabiler) içinde bulunduğu şuursuzluk halinin doğurabileceği kötü sonuçları engellemenin yöntemi de materyalin tüm gözler önünden kaldırılması değil, kapalı olması gereken gözleri bağlamaktır.

    YanıtlaSil
  2. "özgürlüğün sınırları konurken demokratik yollara başvurulmamalı" sözünü, "sayısal üstünlüğe sahip olanların kararları, belirleyici olmamalı" diye anladım; ve kesinlikle katılıyorum. özgürlük, demokrasinin bir sonucu değil aksine demokrasi özgürlüğün bir sonucu: "seçme hakkı" bir özgürlüktür. (elbette hiç birini seçmeme de)

    birbirine zıt iki (üç-beş) farklı uca, o uçların ne halt olduğunu değerlendirme dışı tutup, temel hak ve özgürlüklerinin eşit olduğunu kabul ederek yaklaşmak gerekiyor, aynen dediğin gibi...

    internet yayınlarıyla ilgili henüz tüm taşlar yerine oturmuş değil; aslında garip şeyler oluyor; ne bileyim şimdi isteyen herkes kendi "gazetesini" "dergisini" çıkarıyor, kendi öykülerini, yazılarını kendisi yayınlıyor. ama çok da sağlıklı değil ortam; eskiden bize bir dönem ödevi verilirdi. (dönem ödevi vardı yahu ; çizgili kağıdı çizgisiz kağıdın altına koyar, dikkatlice -dolmakalem ile hem de- yapardık o ödevleri..ne sıkıcıydı!) işte öyle bir ödevle vs uğraşmak için sıkıla sıkıla koca ansiklopedileri önümüze alır, sayfalar arasında cebelleşirdik... ve onlarca dönem ödevi hazırladım bir kere bile bir ansiklopediden bir çift meme fırladığını görmedim! şimdiki çocukların işte bu türden anlamsız "uyanış" deneyimleri var. ama bunun kontrolünü devlet baba yapacak değil; bunun kontrolünü eve bilgisayarı sokan ana-baba yapacak; seksen çeşit filtre programı şu bu var.
    bebenin gözünü bağlamak da yasa dışı olan yayınların doğru ve net bir şekilde tespit edilip kontrol altına alınmasıyla olur galiba? nedir bunlar; örneğin çocuk pornosu (bu da ne salak laf, aklıma hep çocuklara yönelik porno gibi saçma bir şey geliyor. işte ayı kardeş tavşan kardeşle vs) o halde her türlü çocuk istismarı demeli, illegal kumar siteleri vs vs... kısacası sokakta yasak olan elbette internette de yasak olmalı. tek beklentim, sokaktaki yasağın, "insani değerleri korumak"tan başka bir hedefinin olmaması.
    dediğim gibi dallanıp budaklanacak bir konu bu; herhangi birinin blogundaki yazıyla, ya da o yazıya gelen üç beş yorumla zaten "pırıl pırıl berraklaşacak" bir şey değil.
    şimdi, en baştan düşünmeye gerek yok; yüzyıllardır bu konuyu düşünen yüzlerce binlerce insan oldu ve onlarca yüzlerce kitap yazdılar. onların bir kaçını bile okumak, en azından zaman kazandırır, eğer ki özgürlük sorunu bir "dert" ise!

    YanıtlaSil