20 Ekim 2008

farkettin paşa ve son yolculuğu

-bana arapça bilen bir tercüman bulun…
-hayırdır; bu sefer neye taktınız paşam?
-gezegenden ayrılıyorum.
-gerçekten mi? ne zaman?
-neden sevinçli gördüm seni?
-yanlış ifade kullandım paşam, özür dilerim, şaşkınlık duygusu olacaktı…
-öyle mi diyorsun?
-peki neden arapça bilen tercüman? uzayda arapça mı konuşuluyor?
-uzayı nerenden çıkardın! öleceğim ulan!
-gerçekten mi? ne zaman?
-yine beceremedin ifade vermeyi sanırım?
-evet.. elbette… gözüne ışık çarpmış tavşan kadar şaşkınım şu an…
-hadi bakalım öyle olsun. neyse, yakında öleceğim, hemen ahlaklı ve düzgün bir tercüman bulun!
-yeğenim var benim, arap dili ve edebiyatı mezunu.
-sen de ona iş buldun ha?
-buldum mu?
-buldun ya işte! bir belge hazırlatacağım müftülükten onaylı, onu imzalayacak…
-ne belgesi?
-ben öldükten sonra onunla ahrette buluşacağız… bana tercümanlık yapacak.
-sizinle beraber ölmesi mi gerekiyor yeğenimin!
-hay yeğenin batmasın; adam kayırıyor işe sokuyorsun ama sıfatına ayar veremiyorsun! yeğen değil o; tercüman…
-sizinle beraber ölmesi mi gerekiyor tercümanın?
-hayır tabii ki de cahil dümbelek! o kendi ömrünü yaşasın; ahret günü gelip beni bulsun işte!
-anlamadığım bazı noktalar var paşam…
-o kadar doğal ki…
-bir kere sizin için, allahsız kitapsızın tekidir, diyenler var… bence insanın inançları elbette saygıyla karşılanacak…
-kes kes! kim ne derse desin; geçen gün şöyle enine boyuna düşündüm ve en azından küçük önlemler almanın bir zararı olmaz diye karar verdim…
-bir sorum daha var…
-hadi bakalım…
-neden tercüman istiyorsunuz ki yanınıza? öyle bir yerde dil problemi olur mu?
-belli olmaz! benimle kendi dilimle konuşacaklardır ama aralarında ne konuştuklarını da bilmeliyim!
-onlar?
-ne bileyim ulan ben!

1 yorum: