14 Kasım 2008

örnek suçlar

ülkede herkes birbirinden "gıcık" kaparken, max aub'un (paris doğumlu ispanyol yazar [cehalet kestirip attırıyor*]) örnek suçlar isimli (mitos yayınları ve iyi şeyler yayıncılık tarafından yayınlanmış) türkçedeki tek kitabından memnuniyetle bahsetmek isterim. mehmet baydur tarafından dilimize kazandırılan bu kitap ile artık üçüncü sayfa yıldızı olmak işten bile değil. çağrışımsal elektriklenme, andrew warhola isimli amerikalının "bir gün gelecek herkes on beş dakika da olsa ünlü olacak" lafını hatırlamama yardımcı oluyor. akabinde "cinsel hayatın bir parçası olarak kemera ve görülmesi istenmeyen kayıtlar" gibisinden ifade edilecek bir kavramsal bulutlanma da bu "öngörü"ye bir şekilde sırnaşıyor ancak hiç de yeri değil!

onu başım ağrıdığı için öldürdüm. beni hiç ilgilendirmeyen bir sürü şey hakkında, durup dinlenmeden konuşuyordu. ayrıca, ilgilendirse de, işler değişmezdi. önce saatime baktım. altı kere. mahsus. yüzsüz umursamadı bile. sanırım bu husus göz önüne alınacaktır.
(mitos - s.25)

"devletime milletime karşı geldi, vurdum" deyip, kitapta yer almaya aday bir cümle (eylem!) ile karşına çıkabilir mi acaba sokakta gördüğün üniformalı/üniformasız biri? vekil bunu "normal"leştirdi zira. belki de sokağının, halkının sesi bu vekil, yoksa işi ne?
ne hoş bir paranoya: kulaklığı taktın, düştün yola: hadi biri sana dur dediyse ve duymadıysan? at kulaklığı; boşver şimdi müziği falan, insan mısın sen; öylece yürüyorsun ve biri dur dedi! işte sana adrenalin, işte heyecan! yok, demeyelim "normal adamı neden durdursunlar", "bak devlete millete karşı diyor" gibi şeyler: hangi hakim sokakta insan öldürmüş! hem de voltran: polis, savcı, avukat, hakim (aman aman!) bir de infazcı!
insanın aklına geliyor: "bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürür" ne demek acaba? "ah o mubarek sözler!" klasmanında, bol yağlı bir yemek sonrası (doğrusu: öncesi) yapılan geyik muhabbetinin göz boyaması mı?

aptal olduğu için öldürdüm onu, kötü niyetli, cahil, salak olduğu için, kalınkafalı olduğu için, hıyar ağası olduğu için, andavallı, ikiyüzlü, hırtın teki olduğu için, yalancı, kalpazan hıyarın biri olduğu için, cizvit olduğu için, siz seçin nedenini. ama şunu unutmayın: herhangi bir neden yeterli. iki tane gerekmez.
(mitos- s.52)

bir insanı öldürmek, zor ölüm serisindeki ya da rope filmindeki kadar etkileyici, bayıla bayıla hazmedilecek bir şey değil; değil ki bu filmler, kitaplar var...

yeri geldi: nasıl ki masumiyet müzesi'ni okuyamamakla ilgili içten içe övünüyorsam, yüzüklerin efendisi'ni okumaktan dolayı da içten içe bir "evet.. ben" duygusuna sahibim. frodo'nun, "şu gollum itini indirsek be hacı?" düşüncesine gandalf efendi'nin ettiği lafın altını çizmiş, hatta üşenmemiş altı çizilmiş bölümler koleksiyonuma da dahil etmiştim zamanında. (koskoca üçlemede altı çizilecek tek bir bölüm görmüş olmama ne demeli? yok ama ben ne yapayım!)

“yaşayanların bir çoğu ölümü hak ediyor. ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. yaşamı onlara verebilir misin? o halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme. çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez...”
(yüzüklerin efendisi/yüzük kardeşliği/tolkien s.83)

ne kadar klişe değil mi? "ha, evet, tabii, elbette..." deyip geçeceksin, hayatına devam edeceksin ve sakın üzülme çünkü bu en "sağlıklı" tavır. insan doğası gereği (mi?) kendi hatalarını tekrarlayan, gerektiğinde(?) tekrarlamaktan haz alan bir şey, varlık, evet. sekiz on tane (sekiz yüz olsun; altı bin olsun) "kalıplı" cümleyi destur edinmiş ve hep bunlara göre yaşayan kaç tane insan vardır? öyle yaşadığını söyleyen çoktur da; öyle yaşayan? yok ben inanmıyorum. yani öyle birilerinin olduğuna....

benim gibi düşünmediği için öldürdüm onu.
( s.51)
isteyerek yapmadım.
(s.33)


*"max aub, 2 haziran 1903'de paris'te doğmuş. babası alman, annesi fransız. 1914 yılında, birinci dünya savaşı başlayınca bütün aile, cümbür cemaat ispanya'ya geliyorlar. savaştan kaçıp valencia'ya yerleşiyorlar. küçük max, seyyar satıcı olan babasıyla bütün ispanya'yı dolaşıyor. alman-fransız olmak yerine ispanyol vatandaşlığını seçiyor kendine. uzun yolculuklara çıkıyor gençliğinde. fransa'yı, almanya'yı, rusya'yı dolaşıyor. yazmaya başlıyor. ispanyolca. derken ispanya'da iç savaş patlıyor. franko faşistlerinden ötürü fransa'ya sürgün tayin ediyor kendini. 1941 yılına dek fransa'da yaşıyor. derken hitler faşizmi yetişiyor orada max aub'a. o yıl cezayir'e, delfa kentine sınırdışı ediliyor. bir yıl sonra bir gemiye atlayıp meksika'ya gidiyor ve ölünceye dek orada yaşıyor. 1969 yılında kısa bir süre için ispanya'ya dönüyor. sonra meksika'da bir kumar masasında tık diye ölüyor max aub." diye anlatıyor kitabın çevirmeni mehmet baydur; "başka meraklı insanların, max aub'un öteki yapıtlarını da türkçe'ye kazandırmasını bekleyerek..." bitirdiği, kitabın sonunda yer alan, "ölüm ile güldeste" isimli yazısında...

ek-not: kitaptaki görseller büyük olasılıkla keith haring kişisine ait?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder