10 Mayıs 2009

dört: öğle mi oldu?

(öncesi var...)

su tesisatçısı parmaklarının ucunda sallanan prezervatifi uşak cinson’a gösterirken olabildiğince edepsizce sırıtmıştı. uşak cinson, famodin’lerin kişisel banyosundaki sifonun içinde bulunan bir prezervatifi görmezden gelmesi gerektiğini düşünmüş ancak hem bayan müessir hem de bay tansık söz konusu olunca ve prezervatifin oldukça garip bir yerde bulunması da hesaba katılınca, bunu hemen bayan famodin’e söylemesi gerektiğine karar vermişti. şu saatte, bir dolu çocuktan sonra, prezervatif, famodin çiftiyle alakalı bir cümlede bile yer alamazdı. o halde onu bir başkası (kim bilir hangi amaçla ve sifonun içi gibi enteresan bir yere) koymuştu.

bayan müessir önce kıpkırmızı oldu; ardından buna korkunç bir öfke eklendi. su tesisatçıları işlerini bitirmiş sırıtıyorlardı. uşak cinson onları gönderdi. kapıyı kapatırken bayan müessir’in öfkeyle kendisini çağırdığını duydu. elinden geldiğince acele ederek kadının yanına vardı.

“cinson! cinson! bundan kimseye söz etmeyeceksin!”
“e… elbette efendim.”
“kimseye! hiç kimseye!”
“elbette bayan famodin.”
ancak büyükbaba ortalıktaydı.
“neler oluyor? neden söz edilmeyecekmiş?”
“ah, hiçbir şey babacığım... önemli değil...”
“ama patlıcan gibi kızarmışsın? bu cinson sersemi mi sinirini bozdu yoksa?”
“hayır babacığım her şey yolunda...”
“gitti mi tesisatçılar?”
“evet efendim...”
“biliyor musun müessir, bu sersem, şu banyo için, sizin kişisel banyonuz tabirini kullanıyor ya... hah, kişisel banyo! kişisel sifon, kişisel kese atma... ha ha ha...” bay haltettin’in sözü öksürük nöbetiyle yarım kalmıştı ancak bayan müessir’in sinirleri iyiden iyiye laçkalaşıyordu... dersi biten molar, ıslık çala çala yaklaşınca bayan müessir çocuğa patladı:
“ne! ıslık ha!”
molar olduğu yerde dona kalmıştı.
“ne?” dedi, belli belirsiz. annesinden bir tepki beklentisi içindeydi zaten ama bu denli kocamanını beklemiyordu.
“sadece serseriler ve kötü niyetliler ıslık çalar! bir daha ıslık çaldığını görmeyeceğim!”
“bir de yaşlı insanlar...” diye ekledi, öksürük nöbetinin arasından büyükbaba. bir yandan da gülmeye çalışıyordu. bu durum da molar’ın yüz bulması, akabinde de şımarması için yeterli oluyordu.
“ben papağanım!”
bayan müessir yalnız kalmak istiyordu.
“cinson, molar’ı bahçeye çıkarır mısın lütfen?”
“sen dur; torunumla gezmek bana daha iyi gelir...he he he...”

büyükbaba molar’ı bahçeye götürürken, çocuk ona nasıl bir papağan olduğundan bahsediyor, arada ıslık çalmaya çalışıyordu. bayan famodin odasına girmişti ve uşak cinson ne yapacağını bilemeden öylece dikiliyordu. aşağı, mutfağa inip firez’le laflamaya karar vermişti ki ailenin ruh hastası oğlu kısadalga’nın odasından çıktığını gördü. kısadalga, ne zaman ne yapacağı kestirilemeyen ancak tehlikeli de olmayan bir delikanlıydı. sakin görünüyordu. uşak cinson orada yokmuş gibi davranarak, famodinlerin banyosuna dalınca, yaşlı uşak sifondaki kaputla ilgili bazı şüphelere kapıldı.

(devamı var...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder