21 Mayıs 2009

farkettin paşa ve sosyal medya

televizyondan sıkılıp kendine iş arayan farkettin paşa, internette zaman geçiren yardımcısı manuel'in odasına daldı ve kısa süre içinde bilgisayarın karşısına geçti.
"ne halt yiyorsun, meme fotoğraflarına mı bakıyorsun, nasıl kullanılıyor bu zıkkım?" gibi soruları art arda sıralarken klavyenin tuşlarına rastgele basıyor ve bir yandan da manuel'in sıkılmış suratına bakıyordu farkettin paşa...
"yok paşam, ne memesi..." dedi manuel.
"tek o aklında kaldı değil mi? nasıl kullanılıyor bu?"
"fare ve klavye ile paşam"
"böyle mi?"
manuel, paşanın fareyi sağa sola hareket ettirmesini izledi bir süre.
"yok paşam, tuşlar var ya onları da kullanacaksınız. bakın ekranda bir ok var... işte onu kontrol ediyorsunuz fare ile..."
"çek bir sandalye de göster bana..."
bir bilgisayarın ekranına, epeyce sağdan ya da soldan bakmaktan hiç hoşlanmayan, aslında kendisi kontrol etmiyorsa, bir bilgisayarın başında durmaktan nefret eden manuel, gönülsüzce oturdu paşanın yanına.
"ne oluyor burada?" diye sordu paşa, manuel'in friendfeed sayfasına bakarak.
"insanlar bilgilerini, görgülerini paylaşıyorlar paşam..." diye kestirip attı manuel.
"e peki sen ne halt yiyorsun o zaman? hahaha... neyse; hadi paylaş bakayım bir..."
"nasıl yani paşam?"
"ne diyor?"
"kim?"
"hapşırdım yazmış? bu mu bilgi görgü paylaşımı? neymiş, çok yaşa, haa, çok yaşa yazmış biri, dur bakalım, nasıl okunuyor gerisi? daha kırk dört kişi yazmış; nasıl göreceğiz onu?"
"isterseniz siz söyleyin ben yapayım?"

manuel'in bu teklifi önce paşa'ya çok ters geldi; şöyle bir baktı: o her şeye kumanda edecek kendisi de gazetenin bulmaca eki gibi yanında duracaktı ha? sonra monitöre baktı, ilgisini çekmişti gavur alet. dur ben daha sonra bunun inciğini cıncığını çıkarırım nasıl olsa diye düşündü ve yer değişikliğine razı oldu. oturur oturmaz ekranı kendi hizasına çevirdi, direktiflerini vermeye başladı:

"hah... çok yaşa, uzun yaşa, mendil lazım mı... ne şimdi bu?"
"paşam, bir servis var, insanlar oraya, o an ne yaptıklarını yazıyorlar... olay bundan ibaret?"
"hapşırmak bir şey yapmaktan sayılır mı ibiş!"
"ben yazmadım ya paşam! bana ne kızıyorsun?"
"yaz! geberme e mi, hah, böyle yaz, geberme e mi!"
"yok yazmam paşam... hem senin dediğini yazınca sen söylemiş olmazsın ki onu ben söylemiş olurum?"
"farkettin paşa dedi ki, diye yaz o zaman!"
"ya paşam, hiç uğraşmasan?"
"yok, dur, sen beni de abone yap buna..."
"yok ki sizin bilgisayarınız ne yapacaksınız?"
"var ya işte bu?"
manuel iç çekti. paşa bilgisayara dadanırsa, kendisine televizyonun önü kalacaktı.
"gençlere yönelik şeyler bunlar paşam, sizin çapınızda biri için hafif kalır..."
"bırak şimdi... ben bir dahil olursam hafifliğini de alırım merak etme..."
çaresi kalmamıştı; bir friendfeed hesabı açtı manuel, farkettin paşa için. ne bok yersen ye, hiç karışmıyorum, dedi içinden...
paşa ardı arkasına beliren girdilere göz atıyor, kendi kendine söyleniyordu. manuel'in tüm günü berbat olmuştu.
"yaz! büyük büyük büyük nineni maymun düzmüş... hah böyle yaz..."
"yuh paşam! böyle mi ağırlık getireceksiniz bu platforma?"
"salakça bir şey söylediğinde sana da böyle konuşmuyor muyum ben? kıvıracak değilim bu yaştan sonra manuel efendi!"
"tamam da paşam, birincisi birbirimizi tanıyoruz biz, ikincisi ben alışığım sizin hakaretlerinize..."
"mazlumu oynama bana! o zaman şuna yaz, de ki, hah, çok da sikimdeydi, yaz..."
"aman paşam... çocuk yeni telefon almış, belki sevincini paylaşıyor, belki kullanmakla ilgili öneriler, bilgiler alacak, iş mi senin yaptığın? hem, madem umrunda değil, boş ver gitsin?"
"e ama sen bana böyle engel mi olacaksın hep?"
"engel olmak değil de, öneride bulunmak diyelim..."
"yok, bulunma! hah! bak bi' şuna..."
"gereksizse söndürelim, elektrik tasarrufu yapalım arkadaşlar, yazmış?"
"on ver ona!"
"nasıl paşam?"
"on yahu! on puan! afferim, yaz!"
"puan vermek yok paşam bunda..."
"yaz işte, on puan, bravo!"
"on puan, bravo... yazdım paşam."
"e? durdu bu?"
"demek ki kimse yazmıyor bir şey paşam..."
"biz yazalım o zaman!"
"ne yazalım?"
"macit'in fotoğrafını koy bakalım ne diyecekler..."
"kim ne yapsın senin japon balığının fotoğrafını paşam?"
"neden yahu; bak ne güzel koymuşlar kedilerinin köpeklerinin fotoğraflarını?"
"tamam da paşam, özelliği olmayan bir lepistes seninki? üstelik cep telefonuyla çektiğin fotoğrafların hiçbirinde görünmüyor ki hayvan doğru dürüst? akvaryum fotoğrafı aslında o çektiklerin..."
"telefonun radyoaktif dalgalarından zarar görmesin diye uzaktan çekiyorum dingil!"
"tamam paşam tamam... ekliyorum..."
"ha şöyle... yaz önce, macit, hepinize selam söylüyor, böyle yaz... hehehe..."
"ya paşam..."
"sus! dediğimi yap... hah! afferim... bak ünlü oldu macit..."
"kim ne yapsın macit'i anlamıyorum ki..."
"dur dur; ne yazmış?"
"insan şunun suyunu değiştirir arada sırada, yazık değil mi, diye yazmış paşam..."
"kim o? tespit et... deyyusa bak sen! her gün değiştirmiyor musun sen macit'in suyunu!"
"değiştiriyorum paşam! gözünün önünde değiştiriyorum ya!"
"ne diyor o zaman bu? yaz! sen kendi suyuna bak ibiş, sana ne, sana dert mi macit'in suyu, aynen yaz!"
"paşam hakaret etmeyin, ayıptır..."
"insan değilsiniz demiyor mu o mesajında? önce o hakaret etmiş sayılır!"
"bence önemsemeyin, suyu temizdir, fotoğrafta öyle çıkmış, işinize bakınız siz, diye yazıyorum..."
"bak sen! sonuna deyyus yaz bari..."
"bence bu haliyle sizin şanınıza ve olgunluğunuza yakışır oldu..."
"deyyus yaz yoksa kendine iş ara..."
"benden günah gitti o zaman..."
farkettin paşanın keyfi yerine gelmişti ancak kısa süre sonra hiç bir yeni gönderi gelmediği gibi var olanlar da ortadan kaybolunca sinirlenmeye başladı...
"ne oldu bozuldu mu bu?"
"yok paşam... sanırım sizi engelliyorlar... öyle ulu orta küfür ederseniz tabii..."
"kim engellemiş beni derhal tespit et manuel! tek tek mahkemeye verecem hepsini!"
"yok artık!"
"ben bu ülke için neler yaptım, şunların karşılık şekline bak sen!"
"ama kendinize yakışmayan şeyler yaparsanız ne beklersiniz ki başka? neyse, boş verin paşam, sizlik işler değil bunlar..."
"dur aklıma fikir geldi... derhal hesap aç, yeni... dilruba hanım isminde, mayolu bir kadın resmi de koy... oyuna getirecem hepsini..."
"karşınızdakilerin hepsi azgın erkek öyle mi paşam ? bravo size! ayrıca dilruba nedir yahu? senin zamanında bile eski bir isimdi belki de!"
"ayşe yaz o zaman..."
"ya paşam, uğraşmayın, kıymetli zamanınızı vatana millete harcamak varken nedir bu heves?"
"bak doğru dedin... neyse, belki kadrimi kıymetimi bilen biri olmuştur... mesaj falan gelirse seslen, içerdeyim ben..."

aslında yorulmuştu paşa. televizyon gibi değildi internet, her şey çok hızlıydı. televizyonun karşısına geçti, bir saat kadar uyukladı. uyandı, teleteksti açtı, bari şunu keşfedeyim, dedi kendi kendine...

görsel: www.chetart.com

4 yorum:

  1. Hastasıyım ben bu Farkettin Paşa'nın! :)) Her ortama lazım bir tane bence. ;)

    YanıtlaSil
  2. ben de çok eğleniyorum farkettin paşa sayesinde:)

    YanıtlaSil
  3. bu bölüm tam zamanına denk geldi.. kullanma kılavuzu gibi okudum, itirafımdır :)

    YanıtlaSil
  4. aslında paşa'yı maydonoz edecek örnekler çoğaltılabilirdi ama yazı çok uzun olsun istemedim... bu arada vardır belki de paşanın bir friendfeed hesabı? :)

    YanıtlaSil