17 Haziran 2009

death of marat - marat'ın ölümü

aslen doktor olan ama daha çok fransız ihtilalini ateşleyen gazete yazılarıyla ve liderliğiyle bilinen marat (jean paul marat) ile ressam jacques-louis david arkadaşlarmış. marat, jakobenlerin lideri olduktan kısa bir süre sonra yakalandığı bir cilt hastalığından dolayı, günün büyük bölümünü banyo küvetinde geçiriyormuş. jironden taraftarı charlotte corday, gizli bilgiler getirdim diyerek marat'a yaklaşmış, bıçağını çekmiş, marat'ı öldürmüş... tabii bu cinayetin bedeli olarak kendisine de giyotin yolu görünmüş...

dönemin hükümeti tarafından ısmarlanması üzerine, david arkadaşının ölmüş halini resmetmiş. (1793) cilt hastalığından kaynaklanan yaraları bereleri yansıtmadığı gibi, eline bir mektup tutuşturmuş ("il suffit que je sois bien malheureuse pour avoir droit à votre bienveillance" ["senin iyi halini ödüllendirmek için mutsuz olmam gerekiyor"] diye bir cümle okunuyor mektuptan) bir de söylenene göre, sanki bir azizmiş hatta isa peygambermiş gibi göstermiş resminde.

olay ayrıca, aynı yıl (1793) joseph roques tarafından, "the death of marat" ismiyle; paul baudry tarafından, 65 yıl sonra, 1858'de, "charlotte corday" ismiyle; 87 yıl sonra, 1880'de, jean-joseph weerts tarafından "l'assassinat de marat" ismiyle ve 1907 yılında, edvard munch tarafından "death of marat I" ve "death of marat II" isimleriyle tekrar yorumlanmış. (munch küvet yerine yatak çizmiş; ama kaç marat var ki bir kadın tarafından yattığı yerde bıçaklanmış?)


(joseph roques - the death of marat)


(paul baudry - charlotte corday)


(jean-joseph weerts - l'assassinat de marat)


(edvard munch - death of marat I)


(edvard munch - death of marat II)

joseph roques, paul baudry, jean-joseph weerts ve edvard munch, cinayeti yorumlamışlar ama bir sürü insan da, epeyce ünlü olan, david'in tablosunu yorumlamış. resim pop kültüre pek yansımamış sanırım, ya da ben rastlamadım ama bir çok insan fotoğraf makinesinin karşısında küvete atmış kendini, resmi canlandırmak adına...


(artzinechina.com)


(bonomatos 1 ve 2)


(blue-bebop) (djezyon.com)


(ememist)


(lior patel) (suhuiyu.com)


(ibolomania) (djailledie)


(laura wendenburg)


(a. haltenhof) (uh_sonamos)


(pigtp007) (flashback)


(pinhankara)


(daphna kadabra) (w. b. kurtz)


polygonist (1 - 2)


(sandow birk)


(smichanczyk)


(designyoutrust.com)

güncelleme (011110):

Ju Duoqi
ju duoqi

güncelleme (041110) :
marat r2
awesomerobo.blogspot.com

kaynak:
joseph roques - the death of marat
edvard munch
bir cinayetin üç versiyonu

tüm görseller (46 adet)

devamını göster

16 Haziran 2009

la peste

la peste veba hakkında bir kısa animasyon. derhal haber etmeli, bu sene en iyi kısa animasyon oscar ödülünü bu filme ayırsınlar, en azından aday olsun! yok ama, gerçekten çok beğendim.

film fransızca ama ingilizce altyazılı da... livier dubocage, michal firkowski, benoît galland ve gildas le franc bir araya gelmişler, ki eminim birbirinden pırlanta kişiliklerdir, bu filmi yaratmışlar. biraz daha bilgi aradım ama "böyle güzel bir film için daha detaylı bir site hazırlanabilirdi" düşüncesiyle arayışım kısa sürdü. yine de bakmak istersen: la peste




Share/Save/Bookmark

devamını göster

on beş : düğüm

(ilk bölüm burada)

“lütfen sakin olun... sanırım hepiniz bir yanlış anlamanın içindesiniz...” dedi cinson. dört çift şaşkın göz onu izliyordu. cinson kendinden emin bir ifadeyle konuşmaya devam etti:
“sifonda bulunan prezervatifin nereden geldiğini merak ediyorsunuz değil mi?”
“ne?” diye bağırdı mirveddin bey. cinson onu duymazlıktan geldi.
“prezervatifi oraya koyan kişi, kısadalga’dır.” diye bombasını patlattı cinson.
“ne?” diye bağırdı bu sefer dört kafa. cinson lafı uzatmadan sonucu söylemiş olmaktan dolayı kendiyle gururlanıyordu. her türlü açıklamayı yapabileceğinden emin, hiç de sakin olmayan ev sakinlerini bakışlarıyla tartıyordu.
“kısadalga mı? onun ne işi olabilir prezervatifle?” diye sordu bayan müessir.
“efendim, kısadalga onu bir balon olarak görüyormuş... sanırım şişirirken patlamış... o da korkup prezervatifi sizin sifon deponuza saklamış...”
“haa... balon bom booom! vay canına!” diye söylendi haltettin bey.
“çok saçma! nereden bulacak ki prezervatifi?” diye sordu bay tansık. cinson bu soruyu beklemiyordu ve bu büyük bir hataydı. kendini birden, böyle önemli bir sorunun sorulma ihtimalini hesap edememesi yüzünden oldukça aptal hissetti. mevsimnormalleri’nin ismini veremezdi. en azından buna cesaret edip edememe konusunda bir karara varamazdı çünkü bir uşak olması itibariyle sorunları çözmeye ve yeni sorunlar yaratmamaya yönelik bir yapı kazanmıştı. en mantıklı olan, zaten sorunlu olan kısadalga’da bu olayın sona ermesiydi.
“sokaktan bulmuştur... bilemiyorum efendim...” diye birşeyler geveledi. kısadalga’nın konuyla alakalı olarak sorulan her soruya saçma sapan laflarla karşılık vereceğini ümit ederek parmaklarını oynattı.
evde, bir prezervatifle işi olabilecek tek kişi mevsimnormalleri’ydi ve kendini berbat hissediyordu. kısadalga’nın prezervatifi kendi odasından almış olma ihtimalini düşünmüyordu. bundan emindi. üstelik kaçabileceği bir yer de yoktu çünkü zaten odasındaydı.
“pekala...” dedi bay tansık, “bu prezervatif konusunu sonra konuşuruz, çok geç oldu...”
mevsimnormalleri derin bir nefes aldı...
“şimdi izin verirseniz mevsimnormalleri’yle konuşmam gerekiyor....”
...ve nefessiz kaldı...
“ben de mi?” diye sordu bayan müessir, biraz alınmış...
“evet balım; lütfen...”
“seni odamızda bekliyorum; çünkü benim de seninle konuşmam gerekiyor...” dedi ve çıktı odadan bayan müessir. haltettin bey hala kısadalga ve daha yeni duyduğu prezervatif olayını hazmetmeye çalışıyordu ve hazım kolaylaştırıcı olarak cinson’u seçmişti. uşağı kolundan çekip dışarı çıkarırken soracağı ilk soru kafasında şekillenmişti...
“efendim bir emriniz olursa...” diyebildi cinson, odadan dışarı sürüklenirken.
mevsimnormalleri babasına baktı. olabildiğince anlamsız bakmaya çalışıyordu ve aslında bunun için çabalamasına hiç gerek yoktu.
“bak mevsimnormalleri, benimle olabildiğince açık konuşmanı istiyorum senden...ne olursa olsun, baban olarak her şeyi bilmeye hakkım var değil mi? bunun için de seninle açık konuşmaya...”
mevsimnormalleri’nin bakışları terliklerinden babasına doğru yönlenirken, her ne sonuç doğuracak olursa olsun, her şeyi, tüm gerçekliğiyle, en azından kendisini aklayabilecek kadarıyla anlatmaya kara verdi.
“baba ben...” dedi ve babasının biraz aptallaşmış şekilde, yatağının kenarındaki komodinin üzerine atılmış olan sutyenine gözlerini dikmiş olduğunu fark etti. sustu.
bay tansık kendini topladı ve şaşkın şaşkın kızına baktı.
“ben... her neyse.. sabah, evet sabah konuşuruz... eee, iyi geceler mevsimnormalleri... dediğim gibi, sabah devam ederiz... eee, belki...” dedi ve odadan çıktı.
mevsimnormalleri yine derin bir nefes aldı ve rahatlamış bir şekilde babasına iyi geceler diledi.

on altı : paketteki son sigara

sessizce çalışma odasına dalıp kapıyı kilitleyen bay tansık, bilgisayar ekranında azgınca sevişen kızın memelerine bakıyordu. kızının sutyenine bunlar gibi üç meme daha girerdi ve bay tansık bir süre sonra böyle bir kıyaslama yapmış olduğu için çok utanmıştı. bu çılgınca sevişen ahlaksız kız, kendi kızına şaşırtıcı derecede benzeyen, ama kesinlikle mevsimnormalleri olmayan bir kızdı.
kızı aşağılık bir orospu değildi; kızı kötü yola düşmemişti; dünya aleme rezil olmak...
bay famodin’i yine ateş basmıştı. ekrandaki kızın kendi kızı olmadığını ispatlamanın tek yolu kızının memelerinden bahsetmek olmamalıydı. yüzü benziyor sadece, o başka biri diyerek kurtulmak mümkün müydü?
bay famodin kapıya çevirdi başını çünkü kapısına vuruluyordu. hemen netten çıktı ve kapıyı açtı. bayan müessir, kontrol etmeye çalıştığı bir şirinlik ifadesini yüzüne takmış, kendisine bakıyordu.
“ne yapıyorsun bu saatte tansık?”
belli ki kısadalga’yı sorgudan geçirmiş ve rahatlamıştı...
“e.. eski dosyalardan, bir hastamın gelişim sürecinde aşağılık kompleksiyle ilgili bir grafiğin...”
“her neyse... seninle konuşmalıyım...”
“konuşmak mı?”
“evet... bu gün üzerine çok gittim senin... özür dilerim...”
“ah balım... bu gün zor ve uzun bir gündü... ama bak her şey yolunda görünüyor...”
famodinler yatak odalarına geçerken, sonbaharın ilk yağmuru solmaya başlamış yaprakların üzerine ürkek ürkek...
falan filan...

(bitti evet.)

devamını göster

15 Haziran 2009

food (jídlo )

jan svankmajer'in yazıp yönettiği food (jídlo), 1992 yapımı bir animasyon. gerçek oyuncuların yoğunlukla kullanıldığı bu üçleme, kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği başlıklarından ibaret. toplamda yaklaşık on yedi dakikalık bu kısa filmin öğle yemeği başlıklı ikinci bölümü hemen aşağıda. (kahvaltı ve akşam yemeği de bunlar işte...)


devamını göster

12 Haziran 2009

on dört : yoğurt leke bırakmaz

(ilk bölüm burada)

bay tansık, pencerenin önünde dikildi bir süre. bayan müessir spor kanalındaki wrestling programını izlerken sinirli sinirli sigara içiyor; yaşlı haltettin uyukluyor; cinson maket uçağın kanadına bir şeyler sürüyordu.
“mevsimnormalleri nerede?” diye sordu bay tansık. bayan müessir kocasına bakmadan cevap verdi:
“odasındadır...”
uşak cinson bay famodin’in ardından endişeyle baktı.
mevsimnormalleri’nin odasından müzik sesi geliyordu. bay tansık kapıya vurdu. kız ‘girin’ demeden de kapıyı açtı. mevsimnormalleri bilgisayarının başındaydı.
“baba?”
“ne yapıyorsun?”
“hiç; arkadaşlarla sohbet...”
“sohbet ha? biliyor musun bu gün çok şaşırtıcı bir mail aldım...”
mevsimnormalleri masmavi bir yoğurt gibi hissetti kendini. patlamak üzere olan bir kase yoğurt! ağzından tek bir kelime bile çıkmadı çünkü o an gerçekten de bir kase yoğurdun, hem de mavi bir yoğurdun düşünebileceği kadar düşünebiliyordu.
“mailde ahlaksız görüntüler vardı ve görüntüdeki kız sana çok benziyordu..”
“ba.. bana mı benziyordu? ben...”
mavi yoğurt birden babasının bir psikolog olduğunu hatırladı. evet, görüntüleri görmüştü babası ve kendisinden şüphelenmekle kalmayıp, neredeyse emin olaraktan hesap soruyordu. mevsimnormalleri aslında bir kase yoğurda göre çok daha zekice akıl yürütüyordu.
“...ben bir şey anlamıyorum…” dedi. zaten şaşkın olduğu için ayrıca şaşırmış numarası yapmasına da gerek kalmıyordu.
“sana çok benziyordu, hatta sensin, diyebilirim...”
“bu da ne demek oluyor baba?” diye şaşkınlığına biraz da kızgınlık ekleyerekten sesini yükseltti mevsimnormalleri. en iyi savunma saldırıdır, görüşü genlerine kazınmış biriydi...
“benimle açık konuş mevsimnormalleri!” diye sesini yükseltti bay tansık; aynı görüş kendi genlerinden kızına geçmişti...
“neler oluyor?” diye sesini duyurdu bayan müessir; sadece tartışmaya dahil olma isteğiyle...
bay tansık karısının bu işe şu aşamada dahil olmasını hiç istemiyordu. mevsimnormalleri de istemiyordu çünkü bu, işini iki kat (belki de üç kat, çünkü annesi bir psikolog değildi) daha zorlaştırabilirdi.
“bu da neyin gürültüsü böyle!” diye haltettin bey de odaya dalınca; anne, baba ve kız ayrı ayrı sebeplerden, iyice gerildiler. ama bokunu çıkaran uşak cinson oldu. şimdi tam zamanı diye düşünerekten olabilecek en yersiz ve zamansız konuşmayı yaptı.
(...devam edecek)

devamını göster

11 Haziran 2009

marco brambilla - civilization

marco brambilla'nın, crush ile ortaklaşa hazırladıkları "civilization" karanlık bir ortamda, büyük bir ekrandan izlenmeli. hatta daha öncesinde bir şişe votka içmek de fena fikir sayılmaz. tabii videoyu "repeat" modunda izlemek gerek, belki yarım saat falan? o kadar etkilendim işte. ancak bu video, new york standart hotel asansörleri için hazırlanmış. asansörün yukarı (ya da aşağı) hareketine uygun olarak, asansörde bulunan yüksek çözünürlüklü ekrana (fotoya tıkla, kocaman açılsın, ekran dedim geçtim ben) yansıyacakmış görüntüler... o halde, elinde dibi görünmüş bir şişe votkayla, bir aşağı bir yukarı hareket eden sarhoş müşteriden bahsedelim. işte, benim ruh ikizim! standart hotel görevlileri o adama (ya da kadına) dokunmasınlar, madem böyle bir video koydunuz, deliren müşterileri de anlamak zorundasınız!



youtube bende nanay diyorsan tam da buradan, vimeo üzerinden; çok ilginç bir şeymiş bu, daha net izlesem ben, diyorsan asıl buradan izleyebilirsin bu cennet cehennem yolculuğunu...

güncelleme (250909): videoyu ekran koruyucu yaptım. cennet - cehennem döngüsü (loop dedik!) kusursuz değil ama hiç rahatsız etmiyor geçiş; bir an için lafını bile etmeye değmeyecek bir duraksama oluyor. yaklaşık 50mb boyutunda, görüntü ve ses kalitesi oldukça iyi derecede. (ekran koruyucu ayarlarından sessiz hale de getirilebiliyor)



Share/Save/Bookmark

devamını göster

10 Haziran 2009

on üç : patlayan mavi yoğurt

(ilk bölüm burada)

bayan müessir’den yayılan gergin dalgalar, yemekteki herkesi etkiliyordu. yemek yenirken konuşulmaması gerektiğini düşünürlerdi ve bu kurala uymaya çalışırlardı ancak bir ölüm sessizliğinde yemek yemek de çok sıkıcıydı. özellikle de çocuklar için...
“pirzatif ne demek büyükbaba?” diye sordu molar. dirhem kardeşine öfkeyle, annesine suçlu suçlu baktı...
“ne?” dedi haltettin bey, saçma sapan da olsa bir konuşma fırsatı doğmuş olmasından memnundu.
“ben sana o kelimeyi ağzına almayacaksın dememiş miydim!” diye kızdı bayan famodin.
“hayır anne dememiştin...” dedi molar. bayan famodin bir an aptallaştı.
“bana demiştin anne... ama molar çok aptal olduğu...”
“sensin aptal!”
haltettin bey halinden memnundu. ama bayan famodin iyiden iyiye öfkelenmişti.
“bu evde hiç kimse o kelimeyi ağzına almayacak! susun ve yemeğinizi yemeye devam edin!”
mevsimnormalleri, önündeki tabaktaki pirinç tanelerini sayıyor ve o anda başka bir yerde, herhangi bir yerde olmayı nasıl da çok istediğini düşünüyordu. her şey o kadar berbat gidiyordu ki, artık avrupayı bir tren turuyla gezmek istediğini ve bunun için ailesinden izin istemeyi bir münasebetsizlik olarak görmeye başlamıştı. paris’i, roma’yı ve o ismini duyup, resimlerini görüp iç çektiği şehirleri asla göremeyeceğini düşünüyordu.
evden kaçıp, fas’ta bir fahişe olarak yaşamına devam etmeyi hayal ederek biraz daha salata aldı tabağına...

(...devam edecek)

devamını göster

09 Haziran 2009

ralph goings

tabii ki de bunlar fotoğraf değil, hepsi de resim. hiperrealist ressam ralph goings amcanın altmışlardan itibaren yaptığı işlerden... zaten amerika'da, altmışlarda ortaya çıkmış hiperrealizm. yahu çıksana 400 yıl önce; ortalıkta fotoğraf makinesi falan yokken? işte hep böyle: "vaay be.." diye şaşırdıktan hemen sonra kendini toplayıp "ama fotoğraf makinesi diye bi'şey var; ne saçma" diye bok atmaya başlıyor insan bu tür resimlerle karşılaştığında. hayranlık kıskançlığa mı dönüşüyor ne? üstelik, ressamların çoğu da sevmiyor ve çok da ciddiye almıyor bu akımı. ben de benzer duygu ve düşünceleri paylaşıyorum bu akıma karşı. derler ya her şeyin fazlası zarar; bu da gerçekçiliğin fazlası işte...

yine de "fotoğraf gibi" deyip gereksiz (pırt kırt) bulacağıma "fotoğraf değil işte" deyip hayranlıkla bakıyorum bu tür resimlere. etkileniyorum, şaşırıyorum; resim için değil, onu yapan adamın yeteneğine, sabrına şaşırıyorum.




















Share/Save/Bookmark

devamını göster

08 Haziran 2009

dış güzellik

fences diye bir uygulama indirdim, masa üstünü düzenlemeye yarıyor; üstelik gayet de güzel bir görünüme kavuşturuyor. (evet kırk yılda bir de olsa, bilgisayar ve uygulamalar hakkında bıtbıtlanabiliyorum... sanırım bu yazı haricinde, sadece, süper bir "şey" olan nada hakkında bir yazı var sitede...) ha işte, kurdum programı, gayet de güzel, tamam da neden yansıtıyorum buraya? çünkü, hemen akabinde duvar kağıdı arayışına girdim (madem masaüstüne yenilik getirdim...). deviantart üzerinden bir dolu görsel indirdim ve bir de küçük bir rastgele duvar kağıdı değiştiren program buldum (wallpaper changer). her neyse, programları tavsiye ettiğim anlaşılmıştır ama asıl önemlisi, bulduğum duvar kağıtları... bir bölümü aşağıdaki gibi olan bu görsellerin tamamını (ve daha önceden yer almış bazılarını) da belki lazım olur diye bir güzel sıkıştırdım, paket yaptım. öyle işte...


(tinypilot)


(emciem) (alexxg)


(lordzoltan) (katia88)


(freakyframes)


(artnerdem) (silent-broken-wish)


(tinypilot) (jeevay)


(e-m-i-l-a)


(viirus92) (headvoid)


(akkasone) (freakyframes)


(norke)


(momentica-one) (stuntkid)


(iunewind) (thebestisaac)

(beaucoupzero)

Share/Save/Bookmark

devamını göster