16 Haziran 2009

on beş : düğüm

(ilk bölüm burada)

“lütfen sakin olun... sanırım hepiniz bir yanlış anlamanın içindesiniz...” dedi cinson. dört çift şaşkın göz onu izliyordu. cinson kendinden emin bir ifadeyle konuşmaya devam etti:
“sifonda bulunan prezervatifin nereden geldiğini merak ediyorsunuz değil mi?”
“ne?” diye bağırdı mirveddin bey. cinson onu duymazlıktan geldi.
“prezervatifi oraya koyan kişi, kısadalga’dır.” diye bombasını patlattı cinson.
“ne?” diye bağırdı bu sefer dört kafa. cinson lafı uzatmadan sonucu söylemiş olmaktan dolayı kendiyle gururlanıyordu. her türlü açıklamayı yapabileceğinden emin, hiç de sakin olmayan ev sakinlerini bakışlarıyla tartıyordu.
“kısadalga mı? onun ne işi olabilir prezervatifle?” diye sordu bayan müessir.
“efendim, kısadalga onu bir balon olarak görüyormuş... sanırım şişirirken patlamış... o da korkup prezervatifi sizin sifon deponuza saklamış...”
“haa... balon bom booom! vay canına!” diye söylendi haltettin bey.
“çok saçma! nereden bulacak ki prezervatifi?” diye sordu bay tansık. cinson bu soruyu beklemiyordu ve bu büyük bir hataydı. kendini birden, böyle önemli bir sorunun sorulma ihtimalini hesap edememesi yüzünden oldukça aptal hissetti. mevsimnormalleri’nin ismini veremezdi. en azından buna cesaret edip edememe konusunda bir karara varamazdı çünkü bir uşak olması itibariyle sorunları çözmeye ve yeni sorunlar yaratmamaya yönelik bir yapı kazanmıştı. en mantıklı olan, zaten sorunlu olan kısadalga’da bu olayın sona ermesiydi.
“sokaktan bulmuştur... bilemiyorum efendim...” diye birşeyler geveledi. kısadalga’nın konuyla alakalı olarak sorulan her soruya saçma sapan laflarla karşılık vereceğini ümit ederek parmaklarını oynattı.
evde, bir prezervatifle işi olabilecek tek kişi mevsimnormalleri’ydi ve kendini berbat hissediyordu. kısadalga’nın prezervatifi kendi odasından almış olma ihtimalini düşünmüyordu. bundan emindi. üstelik kaçabileceği bir yer de yoktu çünkü zaten odasındaydı.
“pekala...” dedi bay tansık, “bu prezervatif konusunu sonra konuşuruz, çok geç oldu...”
mevsimnormalleri derin bir nefes aldı...
“şimdi izin verirseniz mevsimnormalleri’yle konuşmam gerekiyor....”
...ve nefessiz kaldı...
“ben de mi?” diye sordu bayan müessir, biraz alınmış...
“evet balım; lütfen...”
“seni odamızda bekliyorum; çünkü benim de seninle konuşmam gerekiyor...” dedi ve çıktı odadan bayan müessir. haltettin bey hala kısadalga ve daha yeni duyduğu prezervatif olayını hazmetmeye çalışıyordu ve hazım kolaylaştırıcı olarak cinson’u seçmişti. uşağı kolundan çekip dışarı çıkarırken soracağı ilk soru kafasında şekillenmişti...
“efendim bir emriniz olursa...” diyebildi cinson, odadan dışarı sürüklenirken.
mevsimnormalleri babasına baktı. olabildiğince anlamsız bakmaya çalışıyordu ve aslında bunun için çabalamasına hiç gerek yoktu.
“bak mevsimnormalleri, benimle olabildiğince açık konuşmanı istiyorum senden...ne olursa olsun, baban olarak her şeyi bilmeye hakkım var değil mi? bunun için de seninle açık konuşmaya...”
mevsimnormalleri’nin bakışları terliklerinden babasına doğru yönlenirken, her ne sonuç doğuracak olursa olsun, her şeyi, tüm gerçekliğiyle, en azından kendisini aklayabilecek kadarıyla anlatmaya kara verdi.
“baba ben...” dedi ve babasının biraz aptallaşmış şekilde, yatağının kenarındaki komodinin üzerine atılmış olan sutyenine gözlerini dikmiş olduğunu fark etti. sustu.
bay tansık kendini topladı ve şaşkın şaşkın kızına baktı.
“ben... her neyse.. sabah, evet sabah konuşuruz... eee, iyi geceler mevsimnormalleri... dediğim gibi, sabah devam ederiz... eee, belki...” dedi ve odadan çıktı.
mevsimnormalleri yine derin bir nefes aldı ve rahatlamış bir şekilde babasına iyi geceler diledi.

on altı : paketteki son sigara

sessizce çalışma odasına dalıp kapıyı kilitleyen bay tansık, bilgisayar ekranında azgınca sevişen kızın memelerine bakıyordu. kızının sutyenine bunlar gibi üç meme daha girerdi ve bay tansık bir süre sonra böyle bir kıyaslama yapmış olduğu için çok utanmıştı. bu çılgınca sevişen ahlaksız kız, kendi kızına şaşırtıcı derecede benzeyen, ama kesinlikle mevsimnormalleri olmayan bir kızdı.
kızı aşağılık bir orospu değildi; kızı kötü yola düşmemişti; dünya aleme rezil olmak...
bay famodin’i yine ateş basmıştı. ekrandaki kızın kendi kızı olmadığını ispatlamanın tek yolu kızının memelerinden bahsetmek olmamalıydı. yüzü benziyor sadece, o başka biri diyerek kurtulmak mümkün müydü?
bay famodin kapıya çevirdi başını çünkü kapısına vuruluyordu. hemen netten çıktı ve kapıyı açtı. bayan müessir, kontrol etmeye çalıştığı bir şirinlik ifadesini yüzüne takmış, kendisine bakıyordu.
“ne yapıyorsun bu saatte tansık?”
belli ki kısadalga’yı sorgudan geçirmiş ve rahatlamıştı...
“e.. eski dosyalardan, bir hastamın gelişim sürecinde aşağılık kompleksiyle ilgili bir grafiğin...”
“her neyse... seninle konuşmalıyım...”
“konuşmak mı?”
“evet... bu gün üzerine çok gittim senin... özür dilerim...”
“ah balım... bu gün zor ve uzun bir gündü... ama bak her şey yolunda görünüyor...”
famodinler yatak odalarına geçerken, sonbaharın ilk yağmuru solmaya başlamış yaprakların üzerine ürkek ürkek...
falan filan...

(bitti evet.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder