10 Haziran 2009

on üç : patlayan mavi yoğurt

(ilk bölüm burada)

bayan müessir’den yayılan gergin dalgalar, yemekteki herkesi etkiliyordu. yemek yenirken konuşulmaması gerektiğini düşünürlerdi ve bu kurala uymaya çalışırlardı ancak bir ölüm sessizliğinde yemek yemek de çok sıkıcıydı. özellikle de çocuklar için...
“pirzatif ne demek büyükbaba?” diye sordu molar. dirhem kardeşine öfkeyle, annesine suçlu suçlu baktı...
“ne?” dedi haltettin bey, saçma sapan da olsa bir konuşma fırsatı doğmuş olmasından memnundu.
“ben sana o kelimeyi ağzına almayacaksın dememiş miydim!” diye kızdı bayan famodin.
“hayır anne dememiştin...” dedi molar. bayan famodin bir an aptallaştı.
“bana demiştin anne... ama molar çok aptal olduğu...”
“sensin aptal!”
haltettin bey halinden memnundu. ama bayan famodin iyiden iyiye öfkelenmişti.
“bu evde hiç kimse o kelimeyi ağzına almayacak! susun ve yemeğinizi yemeye devam edin!”
mevsimnormalleri, önündeki tabaktaki pirinç tanelerini sayıyor ve o anda başka bir yerde, herhangi bir yerde olmayı nasıl da çok istediğini düşünüyordu. her şey o kadar berbat gidiyordu ki, artık avrupayı bir tren turuyla gezmek istediğini ve bunun için ailesinden izin istemeyi bir münasebetsizlik olarak görmeye başlamıştı. paris’i, roma’yı ve o ismini duyup, resimlerini görüp iç çektiği şehirleri asla göremeyeceğini düşünüyordu.
evden kaçıp, fas’ta bir fahişe olarak yaşamına devam etmeyi hayal ederek biraz daha salata aldı tabağına...

(...devam edecek)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder