(ilk bölüm burada)
bay tansık’ın gözlerinden alev fışkırıyordu. canı kadar sevdiği kızı dudak uçuklatacak rezilliklere alet olmuştu.
“babamın internete olan düşkünlüğünü bilmiyor musun lanet karı!” diye bağırdı mevsimnormalleri.
“o sen değilsin!” diye bağırdı miralda, “o benim ve bu çok basitçe ispatlanabilir! hem baban kalkıp da sana böyle bir şey soramaz ya!” diye devam etti bağırmaya.
bu rezilliğin hesabını nasıl olup da o şıllık kızımdan soracağım peki, diye düşündü bay tansık. odasına dalıp da, seni gidi orospu, demek p*rnolarda oynuyorsun ha, diye haykıramam ya, diye düşünmeye devam etti.
“sormak mı? ağzıma sıçar be, sen neden bahsediyorsun!” diye bağırdı mevsimnormalleri.
bir marangoz olsaydım, elime geçirdiğim bir odun parçasıyla odasına dalar, eziverirdim kafasını, diye düşündü, dişlerini sıkan bay tansık...
“binlerce p*rno görüntü var nette... hem baban gibi bir adamın p*rno sitelerle ne işi olacak ki?” diye bağırdı miralda.
“saçmalama muayenehanesindeki bilgisayarı kullanırken gördüm; bir sürü p*rno siteye girmiş!” diye haykırdı mevsimnormalleri.
ama bir marangoz olsaydım asla internetle bir işim olamazdı; öff, saçmalıyorum, diye düşündü bay tansık.
“en kötü durumda, görünenin sen olmadığını ispatlayabilirsin!” diye bağırdı miralda.
“ah, bakın benim memelerim çok daha büyük, diye mi!miralda! saçmalama! ayrıca onun sen olduğunu da asla söyleyemem.” diye haykırdı mevsimnormalleri.
kızımı milyonlarca insan iğrenç bir rezaletin sürtük bir parçası olarak gördü; lanet olsun, bunu bana nasıl yapabilir, diye söylendi, dişetlerini kanatan bay tansık.
“söyleyemez misin? neden, neden söyleyemeyecekmişsin ha!” diye bağırdı miralda.
“senin gibi bir insanla arkadaş olduğumu bilmeleriyle o filmde gerçekten oynadığımı zannetmeleri aynı şey de onun için!” diye kükredi mevsimnormalleri.
“benim gibi mi! benimle sevişiyorsun be! benden utandığını mı söylüyorsun şimdi?” diye bağırdı miralda.
“saçmalama! saçmalama! onlar senin başarılı bir hukuk öğrencisi olduğunu sanıyorlar!” diye bağırdı mevsimnormalleri.
onu bu pisliğe kim itti, kim itti de benim kızım bu hallere düştü, diye düşündü, yumruklarını sıkan bay tansık.
(...devam edecek)
bay tansık’ın gözlerinden alev fışkırıyordu. canı kadar sevdiği kızı dudak uçuklatacak rezilliklere alet olmuştu.
“babamın internete olan düşkünlüğünü bilmiyor musun lanet karı!” diye bağırdı mevsimnormalleri.
“o sen değilsin!” diye bağırdı miralda, “o benim ve bu çok basitçe ispatlanabilir! hem baban kalkıp da sana böyle bir şey soramaz ya!” diye devam etti bağırmaya.
bu rezilliğin hesabını nasıl olup da o şıllık kızımdan soracağım peki, diye düşündü bay tansık. odasına dalıp da, seni gidi orospu, demek p*rnolarda oynuyorsun ha, diye haykıramam ya, diye düşünmeye devam etti.
“sormak mı? ağzıma sıçar be, sen neden bahsediyorsun!” diye bağırdı mevsimnormalleri.
bir marangoz olsaydım, elime geçirdiğim bir odun parçasıyla odasına dalar, eziverirdim kafasını, diye düşündü, dişlerini sıkan bay tansık...
“binlerce p*rno görüntü var nette... hem baban gibi bir adamın p*rno sitelerle ne işi olacak ki?” diye bağırdı miralda.
“saçmalama muayenehanesindeki bilgisayarı kullanırken gördüm; bir sürü p*rno siteye girmiş!” diye haykırdı mevsimnormalleri.
ama bir marangoz olsaydım asla internetle bir işim olamazdı; öff, saçmalıyorum, diye düşündü bay tansık.
“en kötü durumda, görünenin sen olmadığını ispatlayabilirsin!” diye bağırdı miralda.
“ah, bakın benim memelerim çok daha büyük, diye mi!miralda! saçmalama! ayrıca onun sen olduğunu da asla söyleyemem.” diye haykırdı mevsimnormalleri.
kızımı milyonlarca insan iğrenç bir rezaletin sürtük bir parçası olarak gördü; lanet olsun, bunu bana nasıl yapabilir, diye söylendi, dişetlerini kanatan bay tansık.
“söyleyemez misin? neden, neden söyleyemeyecekmişsin ha!” diye bağırdı miralda.
“senin gibi bir insanla arkadaş olduğumu bilmeleriyle o filmde gerçekten oynadığımı zannetmeleri aynı şey de onun için!” diye kükredi mevsimnormalleri.
“benim gibi mi! benimle sevişiyorsun be! benden utandığını mı söylüyorsun şimdi?” diye bağırdı miralda.
“saçmalama! saçmalama! onlar senin başarılı bir hukuk öğrencisi olduğunu sanıyorlar!” diye bağırdı mevsimnormalleri.
onu bu pisliğe kim itti, kim itti de benim kızım bu hallere düştü, diye düşündü, yumruklarını sıkan bay tansık.
(...devam edecek)

















bunca zaman çizgi romanlar hakkında neredeyse hiç laf etmemiş olmam garip geldi bana. üzerimde çok büyük etkisi olmuştur çizgi romanların. conan, silver surfer, hulk, rom, red kit, tenten gibi şeyler okumayı severdim. maus, v for vendetta gibi, sürekli değil de "tek bir kitap" olarak yayınlanan çizgi romanlar ile eski düşkünlüğüm arada canlanıyor ama uzun zamandır çizgi romanlarla ilgilenmiyorum işin doğrusu. hatta çizgi romanların sinemaya yansımalarıyla bile...






dünya doğayı koruma vakfı'nın (wwf - world wide fund for nature) temel amacı, dünyanın doğal ortamının bozulmasını durdurmak ve insanın doğayla uyumlu bir şekilde yaşadığı bir gelecek oluşturmak.* dünya bizim oyun sahamız ama dünyayı dünya yapan tüm canlıların da oyun sahası. insan, "insan" "dünya" hayvan" gibi binlerce kavram oluşturabildiğinden, "hepsi benim için" diye düşünüyor ama sırf gak guk edebildin, şehirler kurabildin ve her şeyi isimlendirebildin diye sana ait olmuyor gezegen. şu (o bu şu) hayvana "kedi" dedin ama yok ki evrende kedi diye bir şey? en azından senin türünün haricindekiler için: götünden uydurduğun bir kelime o sadece, sana benzeyenlerle rahat anlaşabilmek adına... tabii ki ayrımlar, sınıflandırmalar yapabilmek muhteşem bir yetenek, ama bu yetenek seni diğer canlılardan, onların efendisiymiş gibi hissetmeni gerektirerecek kadar üstün kılmıyor. şüphesiz evren (tüm evren) senin tek bir kavramını, kelimeni anlamıyor. zira anlamak dediğin şey de tamamen götünden uydurduğun bir şey... yani balkonuna konan götü boklu güvercinle senin aranda, evrensel açıdan bakıldıkta (kim bakacaksa?) pek bir fark yok...





















