24 Nisan 2010

uzay çarli'si

çarli büyüyünce doktor olmak istemiyordu ya da avukat ya da astronot... çarli muz ağaçlarıyla dolu bir alanda takılmak istiyordu sadece, belki biraz da karınca, biraz da ceviz, arada sırada yağan yağmur, bol bol güneş ama serin bir hava...
kimse ona fikrini sormamıştı, hayata kendini kaptıran çarli astronot olup çıkmıştı. sabah erkenden uyanıyor, mesaisi bitene kadar eğitimlere katılıyor, akşam yorgun argın televizyonun karşısına geçiyor ve tüm yaptıklarına karşılık verilen iki üç muzu yiyordu. muz verme konusunda hiçbir zaman cömert değillerdi. çarli kıt kanaat yaşamaktan çok sıkılmıştı ama sistemin çarklarına girmişti bir kere. buna da şükür diyordu, hiç muz bulamayan maymunlarla dolu bu gezegen!
dünyanın tüm maymunlarına yetecek kadar muz olduğunu biliyordu çarli bir yandan da. gün gelecek, bu aptal sistem çökecek ve her maymun, gezegenin rahatlıkla ve cömertçe sunduğu muzlara saatlerce çalışmak zorunda kalmadan sahip olabilecekti. böyle şeyler düşünerek yorgun bedenini uykuya teslim ediyor ve her gece düşlerinde, dilediğince muz yediğini görüyordu.
eğitimi aylar boyunca devam etti çarli'nin. çok da bir şey yapmayacaktı aslında, her şeyi ayarlamışlardı, söylendiğinde bir iki düğmeye basacaktı ve biraz da gözlem yapacaktı. fazlasıyla heyecanlıydı çünkü ay muz doluydu, saatlerce, günlerce, canı ne kadar isterse muz yiyecekti. sıkılana kadar! öyle demişlerdi: "çarli, sana öğrettiğimiz her şeyi can kulağıyla dinle, eğitimini ciddiye al, bu işin sonunda muza doyacaksın!"
gün geldiğinde, çarli hevesle oturdu uzay aracının koltuğuna, bir an önce şu geri sayım işlemine geçilsin, derhal yola çıksın istiyordu.
"her yer muz ha?" diye sordu kıyafetini, koltuğunu, sağını solunu kontrol eden görevliye.
"delisin oğlum, tabii ki de!" dedi, görevli, gülümseyerek.
"tamam tamam, her şey ayarlı hadi gideyim!" dedi çarli, sabırsızlıkla.
tüm dünyanın gözü çarli'nin üzerindeydi bir yandan da. uzayda ve ayda neler olduğu hakkında ilk defa bilgi alınacaktı, çarli'nin ileteceği bilgiler yeni bir çağ başlatacaktı.
nihayet araç fırlatıldığında çarli heyecandan geberecekti neredeyse. en ufak bir korku ya da endişe hissi duymuyordu, sadece sabırsızlık, muz arzusu, mutluluk...
araç kısa bir süre sonra aya vardı. çarli koltuğundan fırladı kapıyı açmaya koyuldu. dünyadan kendisiyle ses bağlantısı kurmuşlardı, "iyi misin çarli, kazasız belasız inebildin mi aya?" diye soruyorlardı.
"indim, her şey yolunda şimdi dışarı çıkıyorum!" dedi çarli, "muz lan! muz!" diye düşünüyordu.
araçtan çıkar çıkmaz sarsıldı. bir bok yoktu çevrede: taş toprak, karanlık! gözlerini kırpıştırdı ve yürümeye başladı. "yanlış tarafa mı indim acaba?" diye düşündü.
"evet çarli? hemen söyle bize ne görüyorsun?"
"muz yok?" dedi çarli, ciddi ve sıkıntılı bir sesle.
"bırak şimdi muzu, anlatsana, ne var ayda?"
"muz yok!" dedi çarli sertçe, "belki şu tepenin arkasındadır?" diye düşünerek yürümeye devam etti.
"çarli! muzdan daha önemli şeyler de var! görevini unutma! hayatının sonuna kadar yetecek, tonlarca muz vereceğiz sana! ne görüyorsun!"
tepeye varmıştı çarli, şimdi çok daha geniş bir alanı görebiliyordu.
"yok... muz yok burda..." dedi, hayal kırıklığıyla.
"boşver muzu, su var mı?"
"muz yok!" dedi öfkeyle çarli, yürüyebildiği kadar yürümeye karar vermişti, yalan söylemiş olamazlardı; resimler göstermişlerdi bir dolu, muz ağaçları...
bir süre sonra yürümekten yorgun düştü, bir kaya parçasının üzerine oturdu ve dünyaya baktı yaşlı gözlerle.
"çarli, lütfen bize gördüklerini anlat, tarihe geçeceksin, her şeyi değiştirecek söyleyeceklerin, lütfen, anlat bize, ne görüyorsun?"
"muz yok amına koyim..." dedi çarli, tükenmiş bir halde, "...muz yok."



not: daha önce üzerinde pek durmadan geçmiştim (marsta kırk makak). bir arkadaşımdan fıkra olarak dinlediğim çarli'nin öyküsünün tamamıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder