18 Ağustos 2017

nasıl oldu da en azılı ambient dinleyicilerinden biri oldum?

uykuya dalma sıkıntım vardı. bir yerlerden radyo tiyatrosu kayıtları buldum; bir süre onları dinleyerek uykuya daldım. ancak bazı oyunlardaki ses efektleri sıkıntı olmaya başladı kısa zamanda. evet, uykuya dalmama yardımcı oluyordu bu oyunlar ancak her ne kadar kısık bir sesle yürütülüyor olsalar da, bir kapı çarpması, gök gürültüsü, patlayan bir tabanca ya da bir çığlık sesiyle "n'oluyo be?" diye uyanıyordum gecenin bir vakti.

sonra tekrar müzik çalarken uyumaya karar verdim. bazı müzik türleri ya da albümler işe yarıyordu. ne var ki uykuya dalma süresi çok değişkendi. hatta bazen işe yaramıyordu; müziği kapatıp, körelmiş olduğunu düşündüğüm uykuya dalma yeteneklerimi zorlamak zorunda kalabiliyordum.

bir gece, nereden aklıma estiyse, erkan oğur'un 'bir ömürlük misafir' albümünü dinlemek istedim; uykuya dalmadan önce. meğer aradığım müzik buymuş! albümün üçüncü parçası "hey onbeşli onbeşli" başlamadan uykuya dalmış oluyordum! ilk on dakikası falan yetiyordu yani...

bir gün last.fm servisinden bir e-posta geldi; bir arkadaşlık isteği varmış. açtım baktım, kimdir nedir diye; yok ama, çok saçma, vatandaş ile müzik uyumumuz yok denecek kadar az, tanıdığım biri falan da değil. sonra anlaşıldı ki, last.fm sanatçı sayfasında, erkan oğur'u en çok dinleyenler listesine girmişim meğer! evet; erkan oğur'un  özellikle 'bir ömürlük misafir' albümü benim için özel bir albümdür ancak öyle önde bayrak sallayarak koşan dinleyicilerinden biri de değilim. burada uygunsuz bir durum var belli ki. ama bu nedenle bırakmadım albümü dinlemeyi; zihnim artık gecenin bir rutin parçası, klimanın motor sesi, suyun borular içinden akarken çıkardığı sürtünme sesi, çok uzak bir galakside son üç milyar yıldır tahta sandalyesinin denge sorununu halletmek için sürekli çivi çakan ihtiyarın çıkardığı ses gibi algılamaya başladı bu albümü.

bir gün division isimli oyunu oynarken, yahu şu oyuna insan atmosferi güçlendirecek müzikler de ekler; hay sizin yapacağınız işin... diye söylenirken buldum kendimi. oflaya poflaya oyunun atmosferini güçlendirecek müzikler aradım, buldum. tabii bu biraz zaman aldı çünkü nihayetinde bu sorunu çözmek için ambient diye tabir edilen ve fakat neredeyse hiç haşır neşir olmadığım bir müzik türü hakkında kendimi geliştirmem gerekiyordu. tam o dönemde mahallemizde "ambient müzik dinleme teknikleri ve ülkemizde ambientçilik" gibi bir kurs açılmamıştı elbette; sezgilerime ve şansıma güvenerek spotify ve onun 'benzer müzisyen önerileri' aracılığıyla bir liste oluşturdum. tek kriterim, oyunun atmosferini güçlendirmek olduğundan gergin gibi, sanki kötü bir haber almışsın gibi, aha bir şey oluyor ya da eli kulağında daha da kötüsü kulağı üç metre ileride yerde gibi duygular uyandıran bir müzik listesi oldu bu. sonuçta, oyundaki eksikliği gideriyordu...

bir gün uykuya dalmadan önce bu listeyi başlattım. kısık seste elbette. yaklaşık yüz yirmi parçadan oluşan bu liste tıpkı 'bir ömürlük misafir' etkisi yarattı; üçüncü parçaya gelmeden uykuya dalıyordum. ayrıca her seferinde karışık çalmasını emrettiğim için, gecenin bir rutini de olamıyordu.

işte sorunu böylece çözdüm. tek endişem, aslında hiç de öyle olmadığım halde, gezegenin sayılı ambient müzik hastalarından biriymiş gibi bir profil çiziyor olmam: her gece yaklaşık altı saat ambient müzik dinliyorum zannediyor beni spotify ve last.fm.

not: işte o liste:



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme