27 Ocak 2008

rastlantısal kavramsal bulutlanma

aslında bir köpek delisi ya da hayvan hakları savaşçısı falan değilim; bizim goldie yetiyor bana, onunla ilgilenmek yani. dün "cennetin krallığı"nı, bu gün de "içimdeki deniz" i izledim; ikisini de izlemeyi uzun zamandır erteliyordum. "cennetin krallığı" genel olarak din ve insanların ihtiyaçlarına göre şekil verdikleri tanrı inancı hakkında oldukça etkili sözler söyleyen bir yapımmış. içimdeki deniz ise sadece canımı sıktı; elbette test etme şansımın (şanssızlığımın) olmasını istemem ama ötanazi konusunda "evet bu bir seçenektir ve saygı duyulmalıdır" diye düşünemiyorum.
şu kafasını sıkıştıran köpekten sonra (resme tıkladığın takdirde) okuyabileceğin haber sanki kavramsal bir bulutun parçası gibi... ben oldukça eminim, kafamda soru işareti falan yok, aksine kızgınlık ve hayal kırıklığı hakim; yani şu insanlar, dinler, inançlar vs konularında. aslına bakarsan açık yüreklilikle yazmak isterdim düşüncelerimi ama kime ne yararı olacak onu da geçtim sanki bir yararı var mı?
çok aptalca gelmiyor mu sana şu cümleler: "her ikisi de karbon kökenli organik varlık olmasına rağmen biri diğerini şaşkınlıkla izliyor; sadece kendisine "verilen" duyguları ya da davranışları, diğerinde de gözlediğinde buna inanamıyor. sadık köpek, çalışkan arı, hain kurt, nankör kedi... oysa, bildiği her şeyi kendi uydurdu, tıpkı bu cümleler gibi..."
çok aptalca, hiç bir yararı yok bunun. şiirsel zırva...
cevabını bildiğin/bilmediğin sorularla dolu bir bulut:
"bu gezegen insanın oyun sahası mıdır?"
"neden üç dört dini inanç sistemi var?"
"neden saldırganız?"
"ölüm nedir?"
"aşk kimdir?"
"neden huzuru yerinde, cinsel aktiviteleri sağlıklı, mutlu günler geçirenler, genellikle çok az soru soruyorlar, ortaya çok az sorun çıkarıyorlar?"
"neden salak sepet sorular sorup durmakla ömrümüz geçiyor?"

2 yorum:

  1. Sokak köpeklerini görünce aklıma geldi bir ara sokak hayvanlarını kısırlaştırma kampanyası düzenleniyordu. Düşünmüştüm biraz üzerinde, şimdi biz her tarafı binayla yolla otla bokla dolduruyoruz. Kendi zevkimizden, götümüzün keyfinden hayvanlara yaşayacak alan bırakmıyoruz, sonra bunları alıp hadım edip soylarını kurutuyoruz, son yaptığımızın adını da hayvanseverlik koyup içimizi huzurla dolduruyoruz. Lan var ya, az şerefsiz değiliz he.

    YanıtlayınSil
  2. hayvanlar, bitkiler, zor durumdaki insanlar, ozon tabakası falanlar filanlar, hepsi işte, bir çok insan için sadece bir erojen bölge. biraz elleyip parmakladıktan sonra rahatlıyor, sonra işine gücüne bakıyorlar...
    her insan kendini kandırmaya meyillidir kabul, ama bari büyük büyük bağırtılarla halletmeseler işlerini. (tırışkadan hayvan-doğa-gezegen-ülke-bayrak-din-futbol takımı-artis şarkıcı-meyve sebze ot bok ip iplik severler için söylüyorum elbette bunu)

    YanıtlayınSil