25 Eylül 2009

quino - dört

muhteşem quino amcanın karikatürlerinden birkaçını daha bulacaksın aşağıda. özellikle teknoloji ile insani yaşam ilişkisine dair çizdiklerine dikkatleri sündürmek isterim. gün geçtikçe yaşlanıyorum galiba ama gün geçtikçe teknolojik fetişizm, "her şey kolaylaşsın, aletler makineler programlar alabildiği kadar hayata dair her şeyin yerini alsın" düşüncesi daha bir sinir bozucu geliyor bana. google, arama bölümünde harfleri büyüttü diye, yok logosunda küçük değişiklikler yaptı diye bile heyecanlanan, bu türden boktan şeylere enerji ve zamanlarını keyifle harcayanlar var. bu bir çeşit fetişizmdir ve beni de hiç ilgilendirmez elbette ama uç noktalarmış gibi görünüyor bana. her ne haltsa, hayat "yalnız kalmakla", "hareket etmemekle", "yüz yüze ilişkileri kesmekle" daha rahat, özgür ya da "kaliteli" değil; çok da açık görünen bir şey bu.
hatta hemen konuyla ilgili bir tavşan fıkrası anlatayım:

"tavşanın biri çok büyük bir iletişim şirketinin telefonla destek biriminde, elbette havuç karşılığı çalışıyormuş. bir gün ormandan çakal aramış, cep telefonuyla bir türlü internete bağlanamıyormuş çünkü. "bu sıçtığımın icadıyla internete bağlanamıyorum, ne tür bir ayar yapmam gerek? çok acil bir..." diye derdini anlatacakmış ki, tavşan, "lütfen cihazınızın seri numarasını tuşlayın" diyerek lafı çakalın ağzına tıkamış. "söylesem olmuyor mu koduğumun numarasını?" diye hiddetle karşılık vermiş çakal. "bilgisayar sistemine o şekilde tanıtıyoruz efendim" demiş tavşan. sonra bu iki mal arasında şöyle bir konuşma gerçekleşmiş:
"tuşluyorum ama benim telefonun yıldız tuşu kırık, çalışmıyor?"
"cihazınızın seri numaranızda yıldız simgesi bulunmaz zaten efendim. tamam şu anda gördüm ekranımda... buyrun nasıl yardımcı olabilirim?"
"internete bağlanmam gerek!"
"tam olarak neredesiniz şu anda?"
"içindeyim ulan ormanın? tam göbeğindeyim hatta!"
"şu anda o bölgeye hizmet veremiyoruz..."
"neden? ha? neden tam lazım olduğunda bir sikim hizmet veremiyorsunuz?"
"efendim şu anda o bölgede geçici bir sorun görünüyor ekranımda; sorun çözülür çözülmez hizmet vermeye devam edeceğiz..."
"hayvan tavşan! ben de sorun için internete bağlanmak istiyorum zaten! itfayeye ulaşmam lazım!"
"neden telefonla ulaşmıyorsunuz?"
"itfaiye beş ay önce tamamen bilgisayar sistemine geçti, pilotsuz yangın söndürme uçakları, helikopterleri aldılar; kritik bölgelere tesisat döşediler, ihbar doğrultusunda derhal otomatik söndürme çalışmalarına başlayabilecek bir sistem ama internet üzerinden başvurmak gerekiyor illa ki çünkü her şeyi bilgisayarlar yapıyor! sırf bizi dinleyenler anlasın diye böyle uzun uzun anlatıyorum, ama yeter ulan, kuyruğuma kadar ateş içinde kaldım!"
"evet, konuşmalarımız kayıt altına alınıyor beyefendi"
"ulan tavşan! sana her ay ödedikleri havuçlar götüne girsin!" diye lafı yapıştırmış bunun üzerine çakal.

"ha ha! her ay ödedikleri havuçlar götüne girsin!" [anlattığı her fıkranın son kısmını, fıkra bittikten sonra tekrarlayan insanlara bir saygı duruşudur] evet, fıkra falan olmadı bu hatta bir boka benzemedi. mesaj kaygılı komiklik çabası da ne sıkıcı yahu. gerçi quino'nun karikatürlerinde de yoğunlukla var "mesaj" ama mizahının kalitesi de belli hani...

















diğer quino karikatürleri

not 1 : karikatürleri daha detaylı incelemek için üzerlerine tıklamak yeterli; yeni sekme/sayfada oldukça yüksek ölçüerde açılıyor...

not 2: (konuyla ilgisi olmayan geçici not) sayfanın altında bir anket var; işte o ankete kısacık zaman ayırırsan çok sevinirim. teşekkürler şimdiden...

devamını göster

23 Eylül 2009

paralel hat

gazı kökledim çünkü bir an önce eve varmak istiyordum. saate baktım, arabanın cd player'ı takıldı, cep telefonum çalmaya başladı ve bu tek bir aynı ana, karşıdan gelen araba da eklendi. hepsi bir yana, aslında bu anı karşıdan gelen araba taçlandırdı. burun buruna çarpışma! olanca hızla!

o anda bölündü her şey. hayır parçalanmadı: binlerce, milyonlarca oldu. zaman mı durdu hayat mı anlamak güç. cam parçaları havada asılı kaldı ve fırlayan, parçalanan şeyler de... her şey (ben dahil) sonsuz sayıdaydı(k); öyleyse hangi birimiz benim? kim konuşuyor?

öylece boşlukta dolanmaya başladım, toz gibi ya da duman gibi? bir sürü ben arasında... her şey sadece duruyordu. “her şey” deyince insan, alış veriş torbasındakilerin hepsi gibi düşünüyor. hayır; bizim "her şey"imiz, hep bildiğimiz ve hiç bilmediğimiz her şey; sonsuz...

tüm bu sonsuz sayıdaki kopyalarım (elbette ben orijinalim. onlar araçlarında kaza yapıyorlar şu geçmek bilmeyen şimdi'de… sadece ben bir buhar dalgası gibi dolanıyorum ama hepsinden önemlisi konuşabiliyorum!) işte tüm bu sonsuz sayıdaki kaza yapanlar bana çok benziyorlardı, ya da hiç benzemiyorlardı ve o sonsuz sayıda kaza yapan ve aynı ifadeye bürünmüş milyonarları, milyarları tüm benliğimle hissettim. hissediyordum. nerden baksam ben'dim bunlar!

prematüre görünümlü olanın yanına gittim; şirin görünüyordu.
"ne zaman gerçekleşti tüm bunlar?" diye sordum.
"hiç hatırlamıyorum, çok sıkıldım ne bu be!" dedi, dudaklarını bile kımıldatmadan. evet şirin görünüyordum; çocuksu ve komik… yüzüme dokundum, küçük burnuma...
"sırf çocuksu göründüğün için bir dolu dikenli yol tezgahladın değil mi?" diye sordum.
"hiç havamda değilim, şu kaza bitse diye bekliyorum, istersen beni sinirlendirme" dedi.
"canın cehenneme" dedim ve başka bir arabaya yaklaştım. bu da bana çok benziyordu, hatta fazla benziyordu. bir farklılık aradım, torpido gözüne bile baktım.
"ne aranıyorsun?" diye sordu.
"seninle benim aramda bir fark olmalı?" dedim; huzursuz olmuştum.
“belli ki var” dedi. takılan cd sinir bozuyordu. çalan telefon da.
“belli mi?”
“baksana: cevap bekliyorsun benden?” dedi. yıllar önce, bir sabah, yüzümü yıkadıktan sonra aynadaki aksime “ne bakıyorsun göt!” dediğim günü hatırladım. bundan ona bahsetmek istemedim.
“peki” dedim.
“sensin göt” dedi. gözlerimi kıstım ya da gözlerim doldu. daha önce hiç şu anki kadar üzgün hissetmemiştim kendimi. o bana çok benzeyenin saçını okşadım, alnına girmek üzereyken havada donup kalmış metal parçasını almaya çalıştım ama her şey gibi o da donmuştu; kımıldamıyordu. sivri ucunu eğmeye çalıştım, beceremedim.

sonraki dört bin yıl boyunca kendimin milyonlarca versiyonu ile konuştum. görünüşte aslında hepimiz aşağı yukarı aynıydık, ama her birinin yanına gidip, biraz konuşunca farklılıklar ortaya çıkıyordu. bu dediğimi dümdüz anlamamak gerekiyor ama: bazı ben’ler kertenkele gibi görünüyordu, bazıları yosun gibi, ne bileyim bazısı su gibi, bazısı ışık… ama kendini nerde olsa tanırsın ya; kendini bazen tanıyamazsın ya; galiba öyle bir şey…

onlarla (onlarla mı!) konuşmak, cennetin tuvaletinde, bir yandan ucuz bir şeyler okuyup eğlenirken ama aslında sıçmanın zorunluluğunu ve elbette hazzını yaşamak gibiydi. olan bitenler cehenneminin sıhhi tesisatı bozuktu ve günler kafama şıp şıp damlıyordu: kanalizasyon ya da doğrusu: psikanalizasyon!

kendim, yıllardır iradi ya da tesadüfi oluşturmaya çalıştığım, oluşturmak zorunda kaldığım o adam, milyonlarca vagonu olan, içinden geçtiği "zaman ve mekan tüneli"ni kirleten, yıpratan bir tren olmuştu; hızla geçen vagonları anlamlandırmaya, tanımaya çalışıyordum.

daha bir dolu benzetme yapabilirdim. çünkü birbiriyle neredeyse aynı olan şeyleri başka şeylere benzetmek, huzur sonucu verecek hesaplamaları yapmayı kolaylaştırıyordu. elimde avucumda, sadece şey’ler kalmıştı; ben olan şey’ler… her birini kendimden ayıramasam da onları artık özüme dair hissetmiyordum ve onlara "ben" diyemediğimden “şey” demek zorunda kalıyordum. kendilerine özgü isim veremiyordum çünkü, tüm zamanları şimdi denilen o anda görme yeteneğim yoktu.

her neyse, işte dört bin yıl sonra metal parçası alnıma saplandı. o kozmik anda milyonlarca "şimdi" tek bir an oldu; tüm evren kafamda açılan yarığa, ait olduğu yere giriverdi.

devamını göster

13 Eylül 2009

1968 - ece ajandası

yandaki fotoğrafta görülen ajanda, babamın cep ajandasıymış. buraya taşınırken getirmiştim; bu gün eşyaları toplarken tekrar karşıma çıktı. çok büyük bir bölümü boş sayfalardan ibaret bu ajandanın bir kısmı sözlük gibi; genellikle yabancı dillerden türkçeye girmiş kelimlerle bazı kavramların anlamları not alınmış. babamın sağdan soldan duyduklarından, okuduklarından (ve kendisinden çıkma olduğunu düşündüğüm) notlardan bir kısmını ayıkladım. büyük kısmı anonimdir; ata sözleri / deyimler sözlüğü ile karşılaştırma yapmaya üşendim doğrusu. zaten çoğunu sen de bir şekilde duymuşsundur... sonuçta (ben önemsesem de) insanlık için fazla bir önemi yok; bir adamın yıllar önce karalanmış notları...

nereden baksan kişisel bir eşya olsa da bu ajanda, bu günün twitter, blog vs kayıtlarıyla kıyaslandığında, farklılaşan el yazıları, iç içe geçmiş kelimeleri, karalamaları ile yoğun bir sahicilik ve "karakter" taşıyor. özgürlük, akıllıca tercihler yapabilmekle çok ilgilidir: kağıt ile dijital malzeme arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz; bir sayfaya yazı yazmanın da bir sayfadan yazı okumanın da verdiği, vereceği "ruhsal" etkiyi hiç bir teknoloji veremez. sap ile samanı ayırt etmek gerek. kağıt güzeldir; kokar...



- gençlikte görülen ihtiraslar daima anonimdir ferde bireye değil cemiyete topluma aittir. (n.nadi)
- sen körpe fidansın, senden gölge bile olmaz.
- taş atana değil atılan taşa saldıran köpek yavruları (devlet)*
- çiğ etleri tahta bezine sarma zamanı geldi. çiğ et = insan vücudu. tahta bezi battaniye.
- bir gerçeği ortaya çıkaracak kritikte en az üç fikir olmalıdır. zira iki doğruyla bir düzey meydana getirilemez. en basit çokgen üçgendir.
- bal vermiyorsun bari sokma
- asyalılar "eğer dostların amerikalı ise düşmana ihtiyacın yok" derler. (nhu - korkunç yenge, ngo dinh diem'in karısı)**
- yarım tonluk atın anasını ağlatan yarım gram at sineğidir.
- felsefenin başlıca ödevi, özellikle, kişisel çıkarlarla kamu çıkarları arasındaki zorunlu ilişkiyi bulmaktır. (tolstoy)
- siyaset gemisini şamandıra diye mayına bağlayanların bordasına yanaşacak kadar bilinçsizlerin enayiliğini nasıl tarif etmeli.
- sen benim asaletimin gölgesindeki it olamazsın.
- selimiye kışlası gibi damın olacağına söğüt yaprağı a...ın olsun yeter.
- suratına bakan kadın çocuğunu düşürür.
- yaşayan köpek ölü aslandan daha iyidir.
- çam sakızı çoban armağanı sok kıçına orta parmağını
- keyife keyif verir kahvenin kaynaması, eşeği baştan çıkarır sıpanın oynaması.
- senin gülüşün de devenin ağlamasına benziyor.
- "ne yapıyor?" "dünyayı s.. yapıp üzerine oturuyor."
- "susadım diyene sirkeye batırılmış sünger vermek"
- bacasız bok fabrikası. yokuşa vurulmuş yüklü beygir gibi gazlıyor.
- vernik suratlı.
- istenmeyen ev kedisi gibi kuyuya atılmış olmak.
- korku insana zararlı öğütler verir.
- körler diyarında mum tacirliği yapmak.
- eli dümende olan serdümenin gözü pusulada olur. (pusula, anayasa; serdümen, başbakan)
- biz veda etmek üzereyiz kedere / getir ahbaba bir kavaklıdere.

* platon'un devlet kitabı(dır)
** madame ngo dinh nhu ve ngo dinh diem

devamını göster

09 Eylül 2009

american gothic (2)

çok tuttu, ikincisi geldi. gerçekten de çok tuttu ama asıl neden o değil elbette. biriken versiyonları, ilk girdinin altına eklemek istemedim; uzadıkça uzuyor çünkü.

daha önce dediğim gibi, fazlasıyla yorumlanan bir eser american gothic; şu an bile (hem ben bunu yazarken hem sen okurken) bir yerlerde yeni bir american gothic versiyonu hazırlanıyordur! hissedebiliyorum artık! aslında o kadar düşkün olduğum bir tablo da değil hani; zırt pırt karşıma çıkıyor diye dikkatimi çekmişti sadece...

aşağıdaki yorum ve parodilerin büyük bölümü deviantart kaynaklı. geçen sefer pek düzenli değildi ancak bu sefer her işin bağlantısını da ekledim. bir de fark edileceği gibi, bu son paragrafı laf olsun diye yazıyorum... yani şimdi öyle olduğunu fark ettim. o halde laf olsun diye yazmaya bir son vereyim.









thesmokescreenhustle , jvollmer


booter-freak , quasimanga


wjh3


asgodnintendo , roncollinsart.com


umbralust , bgreen907


freakingnews.com , art-minion-andrew0


mjrburns , dsil


the-cat-whisperer , ryuuenx


furlowman


anneisanartist , emiliosan


lynnsnow , open-face


cemeteryprints


doubleadesign , deviantart


xmissjessicax , codyweberprints


mirkyjedi


jonathan robson

güncelleme (071109) :


hawhawjames

güncelleme (150210) :



[daniellopezmunoz.blogspot.com, samschuna.com, diğerlerinin kaynağını bulamadım, bulunca ekleyeceğim.]

güncelleme (040310) :

(culturepopped.blogspot.com)

Flight of the Conchords
flight of the conchords - michael muller

damage_inc_13
calumalexanderwatt


chet zar



dhany fathur rochman




brian deYoung




stateofshockstudios.com



charles addams

country corn flakes bir reklam filmi daha var: lbc - rooms to go american gothic commercial ayrıca: american gothic death of marat (marat'ın ölümü) - david my neighbor totoro bedroom in arles - van gogh nighthawks - edward hopper lunchtime atop a skyscraper - charles c. ebbets

devamını göster