derleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
derleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2013

calvin ve hobbes: derleme

binlerce yıl önce calvin ve hobbes ile ilgili bir şeyler yazmıştım. pis bir resim, foto biriktiricisi olmamdan dolayı zamanla bir calvin ve hobbes sahnesinin bir çok versiyonu birikti. madem böyle bir yığın oluştu o halde onları bir araya getirmek gerek:






john calvin and thomas hobbes - spacecoyote



bilbo and gandalf - cooljohnny

kaynak


where's carl? - joel watson


ywb - calvin + hobbes tribute - steorra-moonstar


kaynak



Dan Vs. Crossing Logs - SugarKills


jerry carr


nite4awk


mattofsteel


eric-with-a-k


fuzzymutt

devamını göster

06 Aralık 2010

at kafası

sabah, yatağın içindeki bir ıslaklıkla uyanmak, belli bir yaştan sonra pek karşılaşılmayan bir durumdur. ha, insanlık hali, belki olur öyle şeyler arada sırada ama en kötüsü, utanç verici bir şeydir ya da ne bileyim belki bir sağlık problemi vardır, diye endişelenir insan. çok daha nadir, belki sadece filmlerde görebileceğin bir şey ise, o ıslaklığın kan olmasıdır ki bunu fark ettiğin anda utanma duygusu değil, dehşete kapılma duygusu bangır bangır çalışacaktır. daha da fenası, yorganın altında, çarşafa yayılmış kan gölünün kıyısında, hemen ayak ucunda bir at kafası ile karşılaşmak olur. kapıldığın dehşet ve nöronlarına kazınmış "her şeyin ait olduğu bir yer vardır" bilgisinin esaslı bir darbe yemiş olması, seni serseme çevirir. gırtlağın tahriş olana kadar bağırmaktan başka bir şey gelmeyecektir aklına. hele bir de at, senin atınsa... bu çok ünlü ve sinema tarihinde kendine sağlam bir yer edinmiş sahne, godfather filminden, bilindiği gibi. öyküye göre, johnny fontane, bir yandan kamyon şoförlüğü yaparken, geceleri de sahneye çıkıp şarkı söyleyen bir delikanlıdır. onu diğer zor şartlarda türkücülük, şarkıcılık yapanlardan farklı kılan şey ise, don corleone'nin vaftiz oğlu olmasıdır. işte, kanatlarım var ama uçamıyorum, zalim patron beni filminde oynatmıyor, sıkıntısını bir türlü çözemeyince, vaftiz babasının elini öpmeye gider. don corneole, vaftiz oğlunun sorununu önce konuşarak halletmek ister ancak yapımcı inatçıdır: johnny fontane'i filminde istemiyordur. bunun üzerine, bir gece yapımcının sevgili atlarından birinin kafasını keser (birileri) ve gizlice üstelik sinsice adamın yatağına sokarlar kanlı at kafasını. olan biten şeyler ve bütün bu olup bitenlerde rol alan karakterler kurgusal elbette ancak ilgi çekici şeyler de var: her ne kadar ailesi ve yakınları söylenenleri kabul etmeseler de, johnny fontane'in, frank sinatra'dan esinlenilerek yaratıldığını iddia edenler var. anthony summers ile robbyn swan'ın yazdığı "sinatra: hayat" isimli kitapta, sinatra'nın mafya için kuryelik bile yaptığı iddia edilmiş. (radikal) martin scorsese de, yapım aşamasında olan "sinatra" filminde, sinatra'nın mafya bağlantılarını ele alacakmış ama filmin yapımcıları arasında da yer alan tina sinatra (evet kızı), babasının "olumsuz" gösterilmesini istemiyormuş. johnny fontane ile frank sinatra arasındaki ilişkiyle ilgili daha detaylı bilgilerin yer aldığı bir alıntı tam bu noktada pek yakışıklı durur:
(...)işte o johnny fontane'nin 1952'de ses tellerindeki kanama nedeniyle şarkıcılığa ara vermek zorunda kalınca umudunu hollywood'a, oyunculuğa bağlamış frank sinatra olduğu söylenir durur. (yönetmen francis ford coppola, baba'da sinatra'ya vito corleone rolünü önermişti. "hatta" demişti, "istersen senaryodan fontane bölümünü çıkarabiliriz. çünkü senin isteğinle veya telkininle orası filme eklenmiş gibi bir izlenim doğabilir.'' sinatra teklifi reddetmişti. ve coppola çaresiz marlon brando'nun kapısını çalmak zorunda kalmıştı. tabii o bölüm de senaryoda olduğu gibi bırakılmıştı.) gerçekten de o sıralar, yani 1952'de -ilk görüşte vurulduğu- ikinci eşi ava gardner'le bir yıldır ikinci baharını yaşamakta olan sinatra, columbia'nın fred zinneman yönetiminde müthiş bir film çevirmeye hazırlandığını duymuştu: "from here to eternity", yani "insanlar yaşadıkça". o filmde mutlaka oynamalıydı. ne var ki ava gardner'i columbia'nın patronunun elinden -yoksa koynundan mı dememiz gerekiyor- çekip almıştı. üstelik ondan da eskiye giden kapanmamış bir hesapları daha vardı: sinatra şarkıcılığının ilk yıllarında columbia ile sözleşme imzalamıştı ama ünü artınca bir çalımla capitol'e geçivermişti. filmde don vito corleone'nin ürkütücü tehditleri sayesinde rolü kaptı johnny fontane. gerçek hayatta ise frank sinatra'nın kimin sayesinde "insanlar yaşadıkça"da "asker maggio" rolünü koparmayı başardığı konusunda rivayet muhtelif. kimi joe costellano diyor, kimi gambino ailesinin danışmanı joseph gallo, kimi lucky luciano, kimi de - en güçlü olasılık- sam giancana. hepsi de birbirinden ünlü, birbirinden dehşet mafya babası... sinatra tüm karizmasını çizen bir ücret (sadece 8 bin dolar) karşılığı oynadığı o filmde öyle müthiş performans sergiledi ki ertesi yıl en başarılı yardımcı aktör dalında oscar ödülüne layık görüldü. (eksisozluk/the day as heaven wept)
asıl konuya (at kafasına) döneyim: bu sahneye ciddi bir filmde göndermede bulunulmuş mu bilmiyorum; zamanla daha da çeşitlendireceğimi düşündüğüm, şimdilik az sayıdaki malzemenin hepsinde, sahne mizahi olarak yorumlanmış. hem benzersiz hem de dehşet dolu olmasından sanırım... horsehead (6) at kafası yastık 1 horsehead (1) at kafası yastık 2 2567773704_d3afc3cdbe sevensheaven 2101 eğer yönetmen david lynch olsaydı konulu çiziktirmece 72dpiEvanimal_Retribution21x27inch mario the young ones oil godfather ingiliz kaçık komedi dizisi "the young ones"dan... audi reklamı (sanırım baba'daki oyuncu oynamış yine) king of queens grounded for life arrested development despicable me diğer görseller: en üstteki sevimli at kafası lego at kafası ayrıca bak: "you talkin' to me?" american gothic death of marat (marat'ın ölümü) - david my neighbor totoro bedroom in arles - van gogh nighthawks - edward hopper lunchtime atop a skyscraper - charles c. ebbets tiananmen meydanı 1989 alice

devamını göster

30 Nisan 2010

"you talkin' to me?"

robert de niro'nun "taxi driver" filminde canlandırdığı travis bickle, ayna karşısında özgüven tazelerken söylüyor bunu, hayali düşmanlarına: "you talkin' to me?"
aslında, (belki de tarantino'nun ince bir göndermesidir?) jackie brown gibi, birazdan parçası olacağı bir kompozisyona, duruma hazırlık falan yapmıyor. daha çok, sanki ayna karşısında oyun oynuyor. robert de niro'nun travis karakterini canlandırmadan önce yaptığı provalar gibi, travis'in de prova yaptığı söylenebilir. kısacası, hem kendisiyle hesaplaşıyor hem de hayata ve insanlığa karşı bir imaj yaratmaya çalışıyor.
olur da gerekirse, repliğin önemli kısmı şöyle:
"you talkin' to me? you talkin' to me? you talkin' to me? then who the hell else are you talking... you talking to me? well I'm the only one here. who the fuck do you think you're talking to? oh yeah? ok."
arıza işte. evet, övülecek, parmakla gösterilecek bir yanı yok bu herifin, ama sahne, replik ve robert de niro şahane. (şahane dedim de, taxi driver'da cybill shepherd şahanedir yahu, yani insan olarak...) aslında filmi genel olarak o kadar sevmem. özellikle müziği (ya da müzik teması) film boyunca tekrar tekrar çalıyor ya. (belki de müzik kötü? baba serisinde de tema müziği sıklıkla çalar ya da bir zamanlar amerika'da, ama onları izlerken rahatsız etmiyor beni). bir de çok geç izledim ben bu filmi, gözümde pek büyütmüşüm belki de, bilmiyorum ama "bu mudur yani?" diye diye izlemiştim tüm filmi. elbette iyi filmdir ama işte, dediğim gibi, öyle bayıldığım, aman efendim birazdan adaya düşeceğim yanıma almam gereken 100 filmin arasında taxi driver da olsun mutlaka, diyeceğim bir film değil...
bir de şu var: ayna karşısında insanın kendsiyle uğraşması ya da eğlenmesi... hiç de anormal bir şey değil. hani olur ya, göz kırparsın, dil çıkarırsın, kaş göz eğersin... evet konuyla doğrudan bir ilgisi yok ama şöyle şeyler geldi aklıma; hariçten gazel:
- "you talkin' to me?" sahnesine benzer şekilde ancak bu sefer, "did you fuck my wife?" diyen bir robert de niro.
- gülümseyip, "n'aber lan?" demek.
- aynayı yalamak.
- yansımanın arkasında biri var mı yok mu görmeye çalışmak.
- aynaya sabunla astronot başlığı çizip, çevreyi incelemek.
- aynanın karşısında parçalanmış ruhun tekrar tek parça olması. [spoiler mpoliler!]
- aynanın sana küfretmesini dinlemek.

her neyse, aşağıda bir takım el emeği göz nuru çeşitlemeler ve şu ya da bu nedenle "you talkin' to me?" sahnesine doğrudan göndermeler yapan videolar bulunuyor. zamanla, rastladığım diğer örnekleri de eklerim buraya.


benw99


blackpeace


citizenwolfie


leonidafremov


dave macdowell


tranmonster


loggezinho


rosepurpuradelcairo


yiğit özgür

wrestler mania: bir reklam filmi bu, bir dolu amerikan güreşçisi (ve bir iki büyük memeli kadın) taxi driver'ın ünlü repliğini canlandırmaya çalışıyorlar. yandaki görselde görülen arkadaş favorim oldu. işte, eğlenceli bir deneme silsilesi. ayrıca youtube üzerinden wrestler mania'nın diğer reklamlarına da bakmalı; genellikle ünlü filmleri merkeze alıp buna benzer eğlenceli bir dolu reklam filmi hazırlamışlar.



la haine: şahane fransız filminin en arıza adamı vinz (vincent cassel), travis bickle amcasının yolunda ya da ruh halinde. yönetmen mathieu kassovitz, repliğinden aynasına kadar bir saygı duruşunda bulunmuş; bir silah eksik! eh, varoş çocuğu nerden bulacak ki silahı? neyse, anlatmayım filmi ama şu kadarını söyleyim: bir filmde parmaklarınla silah yaparsan, o silah patlar. (çok güzel dedim, aferim bana)



coupling: dizinin üçüncü sezonunun altıncı bölümünden kısacık bir sahne. jeff aynayı görünce birden durur ve aklına şahane bir fikir gelir. oyun oynamanın yaşı ya da zamanı olmaz, aklına geldi mi ya da fırsatını buldun mu havaya girersin. eh, tamamen hayatı nasıl algıladığınla ilgili. jeff örneğin, neşeli, eğlenceli ve evet kafası biraz da garip işleyen biri. neyse, eğleniyor işte çocuk.



polite taxi driver: "that mitchell and webb look" isimli ingiliz komedi programındanmış. yiğit özgür'ün karikatürüyle beraber düşünülünce daha da bir komik sanki. ayna önünde, yalnız başına coşabilecekken, gerçeklik abi zihini dürtüyor ve ortaya çıkarmak istediğin travis'in aslında larry appleton'dan başka biri olmadığını kabul etmek zorunda kalıyorsun. heh!



world cinema dk: film festivali için tanıtım filmi. kristoffer kiørboe yönetmiş. ayna önünde maço muhabbetler yaparak eğlenen bir teyze (teyze mi?) eğlenceli bir durum çıkarmış ortaya. ne yapsın, içine mi atsın, hem yalnızken herkes delidir, hiç bir fırsatı kaçırmaz, biraz önce jeff için dediğim gibi, derhal uçuşa geçer. sonuç olarak, özellikle farklı dünyalar vurgusu yapan bir film festivali için çok başarılı bir tanıtım filmi olmuş.



tiny taxi driver: bu da bir film festivali için tanıtım filmi. pek bir numarası yok gerçi, hatta beğenmedim bile diyebilirim. bir kere akla gelebilecek ilk şeyi çekmişler ama burada akla gelen ilk şey pek de çarpıcı ya da zekice değil. eleman da enteresan bir şey yapmıyor. ya da ben bir şeyleri kaçırıyorum.





bollywood taxi driver: bir reklam filmi; taxi driver'a hoş bir gönderme yapmış sanki, emin olamadım. neyse de, adam da, konuşma şekli de komik sonuçta.






güncelleme(220610) :


goenetix

görsel (yani ilk görsel) : akutou-san

devamını göster

15 Ocak 2010

henry fuseli - "the nightmare"

zürih'ten, "görüşmek üzere johann" (heinrich füssli) diye ingiltere'ye uğurlanan, ingiltere'de herkesin henry fuseli olarak bildiği biriymiş bu tabloyu yapan çatlak adam. william blake ile çok yakın arkadaşmış. sadece resim yapmakla uğraşmamış yazılar da yazmış. 

the nightmare onun en ünlü eseri. kendisi bile birkaç ayrı versiyonunu yapmış tablonun. 

tabloda dikkati çeken dört şey var. at (ingilizce "mare" kısrak demek. ne ilgisi var, çünkü: night-mare. öyle diyorlar), incubus (uyuyan kadınlarla cinsel ilişkiye girdiğine inanılan bir tür iblis"miş), yatağından taşmış bir kadın (anna landolt isminde bir kadınmış, fuseli aşıkmış ona. kız da ona aşık mıymış, belli değil ama kızın babası istememiş fuseli'yi, kız başkası ile evlenmiş) ve üzerinde ne olduğu tem belli olmayan bir sehpa. 

resme bakınca, kabus'tan çok karabasan aklıma geliyor. bizim kültürde de (ve bir çok kültürde de) akla yatkın açıklaması yapılmış olmasına rağmen mistik bir şeymiş gibi görülen karabasan. ya da uyku felci. tamamen o heykelimsi yaratık yüzünden, kımıldayamaz ya insan... 

yukarıdaki en ünlü versiyon, 1781 tarihli. hemen aşağıdakini 1802'de yapmış fuseli.

 

 tarihi belli olmayan bir nightmare daha yapmış :

 
 
bir de, yine 1781 yılında bir çalışma yapmış:

 

 resim, londra kraliyet akademisi'nde, 1782 yılında sergilendikten hemen sonra çok ünlü olmuş. thomas burke, 1783 yılında bir baskı yapmış ve yayınlanan bu baskı elden ele dolaşmış:

 

 1784 yılında thomas rowlandson, "the nightmare"in renkli bir versiyonunu (karikatürünü?) yapmış:

 

 1800 yılında nikolaj abraham abildgaard yorumlamış resmi:

3885801023_70bd3535a2_z 

 daha kendi döneminde hem sanatçısı hem de başkaları tarafından epeyce yorumlanmış yani eser. tabii "gün geçmiyor ki bir gün daha geçmesin", milletin eli ayağı rahat durmuyor, bir dolu "kabus" versiyonu yapmış insanlar. işte onlar da (ağa takılmış olanların bir kısmı) şunlara benzer şeyler:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
(gothic) (çok anlamsız oldu bu bağlantı) 


 ayrıca bak:

devamını göster