yandaki foto, aşağıdaki videodan [heh!]. iki abi, yaklaşık 550 metre yüksekliğinde, verici istasyonu gibi bir şeye tırmanıyorlar. bu 550 metreyi asfalta yatırsan, ne bu afra tafra dersin ancak gökyüzüne doğru yükseldiğinde karşısında saygıyla eğilmek zorunda hissediyorsun. öyledir; hepitopu üç metrelik biri çıksa karşına, "dileyim senden ne dilersem?" diye sorsa, şüphesiz, "en az üç şey dile abi" dersin ya, dersin, düşün, bu 550 metre!
[ağızdan çıktığında basit gibi gelen şeylerdir şu ölçü birimleri, yaşadığın yerde yedi metrelik bir uzunluk tespit edebilirsen (salona geç salona) gözyaşları içinde hak vereceksin kalecilere!]
şimdi şöyle bir şey var, sorumlulukların ve ihtiyaçların karşılanamadığında zorunlu olarak çevreye bakınırsın ve sana "olanaklar" sunulur ya, işte, prensesi güldür akşama arkasına geç, şu bok çukurunu temizle bi' şarap parası falan filan... yani yapılması gereken [daha kötüsü hiç de gerekmeyen] [neyse] bir iş mutlaka vardır ve o işi yapmaya hazır onlarca insan kuyruktadır.
- selam, eve bi' şeyler götürmem gerek. - bir kule dikeceğiz, 550 metre! - [hıms, 1000 metre değilmiş en azından. heh!] dikelim abi? - yarın sabah altıda gel. aslında dokuzda ya da on birde gelsen de olur ama çağ az uyumanı gerektiriyor. - önemli değil baba, hiç hatırlamam zaten düşlerimi.neyse, abartmayım; insanlık için iyidir mutlaka, o kulenin dikilmesi. yüzlerce kilometre uzaktaki insanların hayatını kolaylaştırıyordur, şudur budur. demek isterken uzattım ama demek istiyorum ki, insanlık çok şaşırtıcı şeyler yapıyor. 550 metre yüksekte somun-civata işi yapıyor; o da yetmiyor, hani yaptın bitti, orda dursun değil, arada sırada bunların bakıma, tamire ihtiyaçları oluyor.
haydi çık ta ebesinin...
belki de adrenalin manyaklarıdır, üzerine para verebilecekleri bir şey için deli para alıyorlardır, bilmiyorum ama, şu video, evet, kan basıncımı oynattı! daha yarısında "eh yeter, hadi inin, yeter, lütfen!" dedirtti bana.




