09 Ekim 2007

bir sean penn filmi ve diğer şeyler


ernest borgnine'in oynadığı bu kısa film; "september 11" isimli, derlemeden. filmin özel bir ismi yok ( ya da ben bulamadım). elbette 11 eylül olaylarıyla alakalı kısa filmlerden bir derleme bu; oldukça farklı kıtalardan-ülkelerden yönetmenlerin bu olaylara bakışı bir araya getirilmiş.
filmi dvd'den izlemiştim ve "sinema filmi sinemada izlenir" görüşünün bazı filmler için ne kadar da doğru olduğuna düpedüz bir kanıt bulmuştum. derlemenin meksika bölümünde alejandro gonzález iñárritu (babil, 21 gram, köpekler ve aşklar filmlerinin yönetmeni) filmini sadece sinema izleyicisine yönelik yapmış. başka bir ortamda izlenmesi mümkün elbette ama film amacını oldukça yüksek oranda kaybediyor. yani, youtube'dan filmi bulmaya falan bu yüzden gerek yok, anlamsız olur. (anlamsız manlamsız ben merak ettim diyorsan işte bir alejandro gonzález iñárritu filmi) uzun süren (hatta özellikle uzun) simsiyah bir ekran bu; ses konusunda oldukça çalışılmış; işte bu noktada sinema salonunda film izleme gerekliliği ortaya çıkıyor.

sinema salonunda, koltuğunda oturduğunu düşün; tamamen karanlıktasın ve çevrende bir ses karmaşası var.. telsiz telefon konuşmaları vs. ilk anlamlı görüntü ikinci dakikada (sanırım) geliyor ve zaten flaş patlaması gibi; bir iki saniye... (bu arada iki dakika uzun zaman)
yönetmenin derdi izleyiciyi karanlığa hapsetmek; sıkışık bir durumda kalmasını sağlamak yani onu olabildiğince hareketsiz bırakmak. çünkü karanlığın içinde birden beliren ve oldukça kısa süren görüntüler fazlasıyla rahatsız edici -ama ürkütücü-iğrenç anlamında değil. bu ortamda yapabileceğin bir iki şey var; eğer çatlak falan değilsen; ya gözlerini kapatır, başka şeyler düşünmeye çalışır ve "lanet olsun deneysel sanata" falan dersin veya insanları rahatsız etme pahasına salonu terk edersin.
ama ben aldım dvd'yi; yanında koladır, çekirdektir; uzandım üçlü koltuğa izlemeye başladım. elimde kumanda; sehpanın üzerinde cep telefonu. televizyonda, dvd oynatıcıda kırmızı-yeşil her neyse küçük nokta ışıklar; yoldan ya da havadan geçen taşıtların sesleri... başımı çevirsem, oda loş da olsa bir sürü obje-şey görebilecek durumdayım. (genellikle karanlıkta izlerim)
hele bir de bi arkadaşınla izlediğini düşünsene; "abi adam süper yapmış ya; direk insanın psikolojisine vuruyor" vs laflar...
oysa, alejandro gonzález iñárritu benim rahat, güvenli, sakin ve hepsinden önemlisi kontrollü olmamı asla istemiyor. kontrolü yaklaşık on dakika kadar kendisine bırakmamı ve dünya tarihini değiştirmiş-değiştiriyor olması bir yana en basit anlamıyla, binlerce insanın dehşet duygularıyla can verdiği bir olayı olabildiğince "hissetmem" için bir şeyler yapıyor. "götünü kaşıya kaşıya, elinde cipsin-kolan, güvenli evinde, ölen insanlar ve onların yakınlarıyla duygudaşlık kurman olanaksız" diyor. tam da öyle "gevşek" bir pozisyondayken, "bir şeyler yapmak lazım yahu; nedir bu yazık günah" muhabbeti de düpedüz zevzekliktir, demiyor; ama denilebilir...
sean penn derlemenin amerikan bölümüne film yapıyor. kendisinin amerikan dış politikalarına muhalif olduğu bilinir. onun filmi kola ve çekirdekle izlenebilir cinsten; dediğimi anladıysan yeter diyor sadece...



film, emre altuğ'un "aşk-ı kıyamet" klibinde, çekim tekniklerinden kamera açılarına kadar araklanmış... ama erol günaydın muhteşem; o ayrı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme