sabahın köründe, uzun zamandır "superman yüzüğü" takan bir arkadaşım aradı; hürriyet gazetesine bakmamı istedi; adamın biri uçmuş, görüntüler çok gerçekçiymiş... şu planette bir taş havalansa keşke diye beklerim ama olmaz; taş, taş gibi durur öyle. hürriyet "patronunun kıçının sağ kenarı" diyebileceğim bir gazete sonuçta, ne kadar ciddiye alınabilir? (aynı patronun kıçının sol kenarı'na denk gelen radikal gazetesinden de sadece perihan mağden'i takip ediyorum çünkü onun agresif-arsız-ironik tavrını seviyorum)her neyse; haber "uçan adam bilimi kilitledi" gibi tam da bu gazetenin, mahalle arası-bakkal önü sersem genç ağızına uygun bir başlıkla verilmiş. herifin biri bir binanın damından başka bir binanın damına, lego oyuncak modeli, öylece duruyor pozisyonunda geçiyor. yahu öyle mi uçulur? ona uçmak denmez ki; yok o şekilde uçan bir şey... uçtun mu süzüleceksin, yükseleceksin, alçalacaksın, ne bileyim uçacaksın işte. yoksa ona yer değiştirmek, taşınmak denir en uygun şekliyle! ayrıca uçsa, yani gerçekten uçsa, hayatta değişecek olan ne? yani yemeden içmeden kesilecek, o da insan ben de insanım o da uçuyor ben de uçaca'm diye hayatını mı adayacaksın bu dalgaya?
adamın tipi tanıdık geldi; yakın zamanda, "bak bu adam çok ilginç" diye tanıtmışlardı bu herifi... gazetenin haberinde, "chris angel; david coperfield ya da david blaine gibi bir sihirbaz değil. ama uçabiliyor." diye yazılmış. yok; bu glam rock bebesinin ismi bir kere criss angel, yani öyle biliniyor ve kendi şovu var. yani, dur şu dama çıkayım karşı dama havadan geçeyim, diye yoldan dama çıkmış biri değil.
üzgünüm, gerçekten üzgünüm, ama gezegenimizde, uzun zamandır, "bilim adamları"nın açıklayamadığı pek bir şey olmuyor... her şey eskiden olmuş; şimdi sanırım çok fazla kamera vs kaydedici cihaz var; nedense fantastik şeyler gerçekleşmiyor; gerçekleştiği iddia edilenler de ironik ama bu tür cihazlar kullanılarak uydurulan şeyler. kimse uçmuyor, suyu şaraba çevirmiyor, bir dokunuşla hastayı iyileştirmiyor... ya da bana denk gelmiyor?
yani bilim delisi değilim; hatta onun da neredeyse bir "inanç" olduğunu düşünürüm bazen; tamam ama yine de yok bir şey... kuvvet eşittir kütle çarpı ivme dedin mi, o taş illa ki yere düşüyor; havada asılı kalmıyor.
haberin videosundan sonra olayın iç yüzünü anlatan videoyu izlemek ne kötü... yani şöyle düşünsen ya; "yok canım, uçacak değil ya; kesin bir numarası vardır"...
işte bu kadar; bir numarası vardır ama soru işaretleri cepte; ne güzel... hayat da güzel; "garip şeyler oluyor"
ama olmuyor yahu!
bu arada, tam south park dalgası diye düşünüyordum; belli ki başka biri de benzer düşüncelere kapılmış, hatta biraz abartmış, madem south park yapımcıları bulaşmamış ben kendim uyarlama yapayım demiş ve powerpoint ile hevesini almış... nasıl bir şey yapmış bilmiyorum; izlemedim hepsini...
9 yorum: