19 Mart 2009

suya yazı

şu hayatta insanın para için yapmayacağı şey yok. [çok klişe bir laf yahu bu! neyse...] dün "çılgınca" gelen şey, bu gün "evet, olabilir?" diye karşılanıyor, yarın öbür gün de "normal" olup çıkıyor. şimdi, örneğin, bir market ürünü olarak "insan eti" düşüncesi, kendini azıcık insan sayan herkese iğrenç, sapıkça, vahşice gelecektir...

bununla beraber, fazla değil, birazcık daha delirdiğimizi (ve teknik açıdan olanaklı olduğunu) düşünürsek, "besin maddesi olarak insan eti" sektöründe kullanılacağını bile bile, "sana on bin dolares vereceğiz, sen de karşılığında bize bedenini klonlama hakkını vereceksin" teklifine "tamam, hemen, nereyi imzalamam gerekiyor?" diyecek insan sayısı emin ol çok fazladır. hiç sorun olmaz hani, girişimci için bu adım... ama "insan eti" satışına başlamadan önce, bazı "etik" sorunları halletmeli... bunun da yöntemi, yavaş yavaş insanları bu fikre alıştırmaktır herhalde? önce insan kopyalama üzerine bilimsel, enteresan ve insanlığa faydalı şeyler ortaya koyulması gerekir. fantastik şeyler değil bunlar: "kopya insanların türemesi an meselesi" ve "doğu avrupa'da klonlanmış üç çocuk var" gibi iki örnek haber başlığı insan klonlamanın, fantastik ya da bilim kurgu zeminde (artık) durmadığını ispatlıyor. [ki, bunlar basına yansıyanlar!] "insanlığa faydalı" bu teknoloji, hiç şüphesiz kısa süre içinde dejenere edilecektir: daha ne olduğunu bile anlamadan, markette insan parçaları görmeye başlarsın...



vejetaryen değilim, vejetaryen olanları da anlamakta güçlük çekerim; tıbbi bir zorunluluk yoksa tabii... şöyle düşünürüm: doğada üç tane olan koyun sayısı çiftliklerde üç bine çıkartılıyorsa pek sorun yoktur? ama, "ben yiyece'm illa bunu" diye nadir görülen hayvanların avlanması, binlerce insan dangalaklığından biridir, onun kabul edilecek, savunulacak yanı yok! [bazı vejetaryen'lerin "gözü olan hiçbir şeyi yiyemem" lafı da pek şiirseldir. "maydanozun gözünü görebilecek gözün yoksa ben ne yapayım?" denilebilir, maksat itiraz daha şiirsel olsun]

işte buna benzer bir şey diyecekler: "biz bir tane olan 'arthur'u kopyaladık, binlerce 'arthur' yaptık ondan..." ha evet, doğru aslında, diyecek, torunlarımızın bazıları. "ayrıca binlerce kadına da iş imkanı sağladık!" evet, diyecek, üretim şirketi için kuluçkaya yatan kadın. hormondur şudur budur, ayda bir doğurmasını sağlarlar sanırım, klonları dünyaya getirecek kadınların. bir süre sonra, kadınlara da ihtiyaç kalmayacaktır belki de, her şey biyo kimyasal işlemleri tıkır tıkır yerine getiren makinelerle halledilecektir... "abi, özel olarak üretilenleri tamam, bence bir sakıncası yok, çok da lezzetli ama normal insanların avlanmasını çok yanlış buluyorum, çok vahşice" diyecektir, olası karanlık gelecekte, benim frekansıma yakın biri de...

bir şeyin normalleşmesi, yaygın kabul görmesi, o şeyin yararlı, iyiliğe dair bir şey olduğunu asla göstermez ama işte bu "insan etinin satılması" (satılmaya başlandıktan sonra yenilecektir) şu anda sıfıra yakın bir değerde kabul gören bir "şey" olarak, tam bir saçmalık formunda duruyor. kimse buna "iyi fikir" demez şu zamanda. hangi düzeyde para hırsı böylesine saçmasapan, iğrenç bir şey yaptırır ki? cevap veriyorum: en basitinden 'su' sattıran anlayış!



senin şimdi "saçmalık" olarak gördüğün, paketlenmiş insan organlarının marketlerde satılması düşüncesi gibi, bundan fazla değil yüz sene önceki herhangi bir insana da "suyu satmak" benzer ölçüde saçma gelirdi herhalde? bak, inan ikisi arasında, saçmalık bakımından hiçbir fark yok! alıştık, kabul ettik, normalleşti diye üzerine düşünmüyoruz belki de? şunu kabul etmek gerek, gezegen kirlendi, su kaynakları azaldı, içme suyu konusunda milyonlarca insan ölümcül düzeylerde yokluk içindeler. ancak bunu bir sorun olarak görenlerin çözüm önerilerinin ciddiye alınmasının zayıflığı karşısında, bunu bir para yapma olanağı olarak görenlerin gücü, mide bulandırıcı boyutlarda! "şirketler her şeyin arkasında !" diyen "belgeseller" haksız değil: devletler, dinler, televizyon, her şey şirketlerin para kazanma amaçlarına hizmet ediyor... para kazanma uğrunda sinsice kullanılan kurumların yöneticilerinin bazılarının şirketlerle (kısacası "para yapma" ile) doğrudan ya da dolaylı ilişkiler içinde olduklarını düşünmeyen de yoktur!

artık çeşmeden gelen suyu içemiyorsun. çeşme suyunun kalitesi bozuldu, hatta hastalık kapma riski var. olası tüm "iyileştirme", "sorunu giderme" çabalarının tek bir sonucu var ama: su şirketlerinin sunduğu, içilebilir temiz su! eh, bir şirketin bilmem ne dağındaki suyu, sana karşılıksız sunmasını bekleyemezsin; adam bir hizmette bulunuyor ve karşılığını alacaktır. tamam, diyorsun, işte tertemiz suya ulaştım! sanki, her şey akla yatkın gibi görünüyor?

işte fotoğraflarını gördüğün "fantastik" ürünleri marketlerde gördüğümüzde de, hayat şartları ve gerekirse tüm ekoloji (ve doğa) öyle bir hale getirilecek (ya da insanlar, "öyle bir hale geldiği"ne inandırılacak) ki, her şey akla yatkın görünecek... bize suyu bile satan, klonlarımızın etini de satacaktır. sonra klonlarımıza bizi satarlar vs vs vs....

güncelleme (261109) : chris rock'ın "kill the messenger" (2008) gösterisinden:

video

gereksiz açıklama: görseller, "sanatçı işi"dir; kurgudur...
leziz ayak: davidyesai
temiz kafa: zef narkiewicz
tütsülenmemiş naturel kafa: derdommy

4 yorum:

  1. burada ilk defa eğlenemedim ama sizinle ilgili değil tabii ki...belki yüzyıl sonra bu resimler farklı duygular yaratacak olabilir ama:((konuyla ilgisi de yok fakat...
    ne alaka değil mi?insan bir blogu takip ederken blog yazarı ile duygusal bir bağ kuruyor galiba ki,içi acıdığında bile yazıyor yorum köşesine.Ben daha yeni Amsterdam'a gidip bacağı kesilen hostes arkadaşımı gördüğümdendir galiba fotograflar sadece üzüntüyü çağrıştırdı:(

    YanıtlaSil
  2. neslihan: fotoğrafların güzel bir şey çağrıştırması zor zaten. bu sefer eğlendirmek yerine can sıkıntısına neden olduğum için üzgünüm ama.

    fotoğrafların sahipleri, anlatmak istedikleri neyse, o konuda insanların rahatsız olmalarını istemişlerdir sanırım? (olasılıkla vejetaryenlikle ilgilidir, açıkcası çok da merak etmedim dertleri neymiş, diye?) ben, kendi anlatmak istediklerim daha da etkileyici olsun diye seçtim onları. yine de, özellikle "gereksiz açıklama" koydum yazının sonuna, biraz etkisi azalsın diye umarak.

    ayrıca, düşünce ve duygularını içtenlikle söylediğin için teşekkür ederim. olabildiğince rahat yazmaya çalışmam ve genellikle keyfi (kafama göre) davranabilmem ne kadar önemliyse, bunları okumak için zamanlarını ayıranların düşünceleri ve duyguları da çok önemli benim için.

    YanıtlaSil
  3. 5.dünya su forumu ve bugün okduğum bir kızılderili atasözündeki paranın anlamsızlığına vurgu konu ile çok bağlantılı ve yine tam zamanında bir yazıydı:)ama bilirsiniz ki,insanlar filmlerde,yazılarda,resimlerde v.s.kendileri/kendi hayatları kadarını görürler:(ben de THY'da onbeş yılda dört kaza görmüş ve bu kazalardan ikisinde kaza-kırım hayetinde görev yapmış ve çok sevgili iki arkadaşını kaybetmiş biriyim:(ve Amsterdam'dan yeni geldim.Figen'in on günde beş ameliyat geçirmesinin hikayesi üzerine bu fotograflar beni çok üzdü:(
    sanırım yorum sınırları aşıldı tarafımdan.Naif cevabın ve gösterdiğin anlayış için teşekkürler,üçüncü yılda bu da oldu:okuyucunun psikolojisine destek olmak:))bir nevi doktorluk oldu,kusura bakma... çok teşekkürler,sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. acıları çekenler bilir derler; amsterdam kazası duyan herkesi çok üzdü ama olayla bağlantısı olanları şüphesiz çok daha kötü etkilemiştir.
    yorum sınırlarının aşıldığını düşünmüyorum, sonuçta yazının üzerinde bıraktığı (ben öyle bir etki bıraksın istemezdim kesinlikle elbette)düşünceler bunlar...

    YanıtlaSil