06 Mayıs 2008

picasso'nun son günleri (mim*)

picasso uyuklamaktan sıkıldı, biraz dolaşmak istiyor. göründüğünden çok daha yaşlı ve huysuz; evin etrafında dolanıp her şey yerli yerinde mi bakıp gelecek. seviyor kontrol etmeyi, sahiplenmeyi...

yaklaşan postacıyı görüyor ve koşmaya başlıyor. postacı tedirgin oluyor, picasso’dan oldum olası hoşlanamadı; her defasında koşturup üzerine atılmasından açıkcası korkuyor da… “tamam, sakin, sakin ol” gibi şeyler söylüyor, picasso’nun başını itiyor, kendinden uzaklaştırmaya çalışıyor. evin bahçe kapısı açık ama ortalıkta kimse yok. sağında solunda heyecanla zıplayan picasso’ya bakıyor postacı. bir an önce uzaklaşmak istiyor aslında. 'bilmem ne mahkemesi'nden gönderilmiş gibi duran bu zarfı, yaygaracı huysuzun önüne atıp kaçsa? cesaret edemiyor. işin içinde gerçekten bir mahkeme varsa dikkatli olmak lazım.

“teyze nerede?” diye soruyor laf olsun diye picasso’ya; mantıklı bir cevap alamayacağını bile bile. picasso sakinleşiyor, postacıyı bıkkın bir ifadeyle süzüyor. “seni şikayet etmeye gitti” diyor. postacı “yaa öyle mi…” diyor, geçiştiriyor. duvar dibindeki sandalyeye oturuyor, şapkasını çıkarıyor, terlemiş kel kafasına bir yerlerden, bir damla su damlıyor hemen. söyleniyor postacı, bir sigara yakıyor. picasso hemen karşıdaki hamağa atıyor kendini. şu oluyor, bu oluyor; dönüp dolaşıyor yine kendini bu hamakta buluyor. bakışıyorlar postacıyla.

“şu çileklerden alsana…” diyor postacıya. dibindeki masada duran çilek dolu tabağa bakıyor postacı. iri bir tane seçiyor ağzına atıyor. “e tamam, çileğini de yedin daha ne bekliyorsun? bırak mektubu siktir git” diyor picasso, hiç zaman kaybetmeden. postacı yutkunuyor, çileği yutuyor; “önemli mektup getirdim, öyle ortalığa bırakamam, hem imza almam gerek” diyor.

zıplıyor hamaktan sandalyeye doğru picasso; “ver imzalarım ben” diyor. postacı oralı olmuyor, “teyze ne zaman gelir?” diye soruyor. “geç gelir… önce ‘çalışkan postacılar derneği’ne gidecek seni şikayet edecek sonra oradan çıkıp ‘suratsız uyuz postacılar derneği’ne gidip sana ödül vermelerini önerecek… sen en iyisi ver bana şu mektubu. nereyi imzalayacağım?” bir an bakıyor postacı ciddi ciddi picasso’nun yüzüne, bırakıp gideyim hiç uğraşmayım şu manyakla, diye düşünüyor. fazla sürmüyor yılgınlığı, kendine geliyor. “kaç yaşındasın sen şimdi?” diye soruyor, maksat konu değişsin. picasso tüm parmaklarını gösteriyor, ardından sadece yedi parmağını. “yapma yahu… kocaman adam olmuş’un pikaso” diyor postacı, “ama sayılarla aran pek iyi değil galiba?” picasso alınganlık göstermiyor, “alakası yok, oldukça da süper aram var sayılarla… hadi?” diyor.
“ne hadi?”
“aklından bir rakam itsene…”
“ne yapayım?”
“it işte…”
“hah.. peki ittim…”
“tamam şimdi öyle bekle 15 dakika kadar..”
“e ne olcak?”
“bilece’m ittiğin sayıyı!”
“hadi bakalım…”
“bilirsem mektubu bırakırsın.”
“yok artık! olmaz öyle şey…”

o sırada teyze giriyor bahçe kapısından. postacı kendine çeki düzen veriyor, ayağa kalkıyor. picasso kımıldamadan izliyor sadece. “nerdesin be teyzecim” diye yaklaşıyor kadının yanına. “seni şikayete gittim” diyor kadın. postacı şaşırıyor, “ben ne yaptım yahu... sana?” gibi bir şeyler geveliyor. yaşlı kadın gülüyor, “yok yahu, bankaya gittim, neyini şikayet edeyim senin”. uzatılan zarfı alıp açıyor kadın; postacı bekliyor, merak da ediyor. “mahkemeyi kazanmışlar” diyor. “ne mahkemesi?” diye soruyor postacı; “pikaso’yu alıyorlar, zihinsel engelliler okuluna” diyor kadın. “hayırlısı olsun” diyor postacı, picasso’ya bakıyor, “pikaso kaç yaşında teyze?” diye soruyor; “25 yaşında haydut…” diyor yaşlı kadın.

picasso ellerini kaldırıyor, sol elinin parmaklarını tamamen açıyor, sağ elinin iki parmağını büküyor. postacı gülümsüyor; "vay üçkağıtçı" diyor.

--------------------------------------------------------

(*) ilk defa, bir mime ikinci cevabı veriyorum ama itiraf etmeliyim ki bu mim gerçekten çok keyifli. daha önce tarafımdan mim'lenen aydan atlayan kedi, sanırım ilk defa mimleniyor olmasından ve mimleyen'in "mim nedir?" konusunu net anlatamayışından (o kişi ben oluyorum) beni gönderdiğim mim ile vurdu: "dernek, çilek, picasso, hamak, mahkeme" kelimelerini de içeren bir yazı istedi...

pas: geçen sefer, "beni de mim'leseydin keşke" diye yorum bırakan mathy (bence de) ...bu sefer mimlendin!
edit: kelimeleri yazmayı unutmuşum! yine eksisozluk, şukela teknolojisiyle rastgele 6 kelime seçiyorum; biri joker beşi zorunlu...
kelimeler: pizza, depresyon, taksi, eczane, anahtar, köprü

8 yorum:

  1. :) İyi ki ben bu işi yanlış anlamışım da yeniden Ters Meditasyon'u mimlemişim. Ben kendi adıma memnunum çünkü çok büyük bir keyifle okudum. Hiç aklıma gelmezdi bu kelimelerden böyle bir öykü çıkacağı...Not: Senin anlatamadığını söylediğin ve benim anlamadığım noktayı hala anlayamadım ki :))) Mim gönderen mimlenmez mi? Eğer bu bir kuralsa bu kuralı kim koydu? Hem kurallar yıkılmak için varlar değil mi? :)))

    YanıtlaSil
  2. aslında bu bir kural değil, mim'in doğasına gayet uygun bir durum; mim geri dönmeden yayılır çünkü mim'ler şöyledir örneğin; "hayatta nefret ettiğin beş şey nedir?" ya da "şöyle bir sosyal sorun var, bu konuda bir yazı yaz.." gibi... yani elbette (genellikle) mim'e uygun bir şey yazarsın ve aynı konuda bir kere daha yazman mantıksızdır. o yüzden mim göndereni mimlemezsin çünkü zaten o konuda yazmıştır.
    ancak bu mim biraz da "konu uydurma" mimi gibi, oyun gibi ve değişik açılımlara çok yatkın bir yapıda...

    bu arada ben de keyif alarak yazdım...

    YanıtlaSil
  3. Tamam şimdi oldu. Ama şöyle bir durum var: Hayatta en nefret ettiğin beş şeyi yeniden yazman evet çok anlamsız. Ama bu mimle yeniden mimlenmek beni rahatsız etmezdi çünkü yazarken kendinin bile şaşırdığı öyküler çıkıyor ortaya. Sanırım Buz Cevherinin fikriydi bu kelimeler mimi. Çok zekice... Şimdi mim konusunu tamamen anlamış bulunuyorum. Gerçi Ters Meditasyonu biraz uğraştırdım ama :)))

    YanıtlaSil
  4. sıradışı bir mim ile mimlendiğin için karışıklık oldu ve tekrar mimlenmek kesinlikle beni rahatsız etmedi; ödev değil ya; "bana ne yahu" der geçer insan...
    aksine çok da iyi oldu...

    YanıtlaSil
  5. Picasso çocuk mudur, yaşlı mıdır sürekli kararsız kaldım ben de, afacan hepimizi kandırdı.
    Bu arada bu mim gerçekten çok eğlenceli, hikaye yazıp yazıp mimlenmiştim diyesim geliyor benim de.
    Eklemeden geçemeyeceğim hocam çok hızlandırmışsın blogu, ben tempoya ayak uydurmuş düzenli periyotlarla geliyordum. Bu sefer ana sayfayı bir gördüm, okumadım ben bunların hiçbirini yav diyerek bakakaldım. Bir RSS zımbırtısı edinsem faydalı olacak galiba.

    YanıtlaSil
  6. bayıldım!.. öyle güzel kurgulamışsın ki okumadım, izledim resmen.. başlarda köpek picasso izlesem de, sonraları daha da çok hoşuma gitti.. sürprizli sonlar iyi oluyor..
    respect :)

    YanıtlaSil
  7. @demo: evet yahu, picasso köpekti en başta. sonra "konuşsun bu" dedim ve başka türlü şekillendi zira çok gerekmedikçe hayvanların (eşyaların, şeylerin) konuşmasından pek hoşlanmıyorum sanırım...

    cevval portakal'ın kararsızlığını ben de yazarken yaşadım: gerçekten de önce oldukça yaşlıydı ancak sonra genç olmasına karar verdim. belki de "picasso" çağrışımlarına uygun oldu bu "ne idüğü belirsiz" olma...

    YanıtlaSil
  8. Ya ben postacının ittiği sayıyı merak ettim :)

    Vallaha güzel olmuş.Buzcevheri başlattı dimi bu mimi?

    YanıtlaSil