12 Haziran 2008

zamak

kendimle çelişiyorum ve işin kötü yanı bundan rahatsızlık duymuyorum. daha önce "artık internet vasıtasıyla keşfettiğim görseller için başlık açmayacağım, sadece bağlantıları paylaşacağım" kararı almıştım.(bu karar kimi ne kadar ilgilendirecekse!) hatta daha da fazlası (bundan bahsetmedim) yazılarda bile mümkünse olabildiğince az görsel kullanma kararı da aldım. rss aracılığıyla okuyanlar bir kenara, biraz sıkıcı, renksiz bir "ilk izlenim" bırakmak istiyor olabilirim; elbette bu da bir görünüm tercihidir...

bu gün aşağıdaki görsellerle karşılaşınca "çok güzel yahu bunlar, görmeyen kalmasın" dedi içimden bir ses. "tamam, çok güzel, google reader ile paylaşırız olur biter" dedim ben de. (bir iç didişme daha) "yahu kim bakıyor ki onlara? yan tarafa bir dolu bağlantı eklemişsin ama ben inanmıyorum onlarla birilerinin ilgilendiğine" dedi bu. "kendileri kaybeder; bana ne?" dedim ben de. aslında doğrudur, benim de nadiren dikkatimi çeker 'bağlantı lsiteleri'. "ya bırak şimdi bence yayınla bu zamak mıdır nedir, bu şeyleri.. acayip güzeller" dedi bu sefer. "michelin maskotuna benziyor bazıları.." diye biraz bok attım ama aslında beğenmiştim; hem de çok! "iyi be" dedim ve görselleri eklemeye karar verdim; ama şu sıkıcı (görselsiz) görünümü de korumaya devam etmeliyim. neden bilmiyorum....

görseller elbette, yine, şüphesiz, zaten kocaman; sadece üstlerine tıklaman gerekiyor...





























devamını göster

11 Haziran 2008

mulholland drive 4

diana bir dinin üyesi mi bilemiyorum; yine de belirgin bir sisteme bağlı olduğunu zannetmiyorum. bu onun "inançsız" olduğu anlamına da gelmiyor: "bir güç var, bunu biliyorum, her şeyi yöneten, her şeyin ardında duran bir güç! buna ihtiyacım var" diyen bir kişi. olan bitenlerin arkasındaki bu gizemli organizasyonun başında "tecrit edilmiş" gibi duran bir cüce var. işte diana, düşünde böyle simgeleştiriyor, kimbilir nerelerde gördüğü tipleri düşünde "önemli adam" halinde kurguluyor.

"işte sonra 'onlar' devreye girer, mutlaka birilerine haber falan verirler.." gibi belli belirsiz, kafasına göre belirliyor arka planda çalışanları: kader ağlarını örmeye başlıyor. nasıl olur bu işler, işte emir verilir, bazı yerlere telefonlar açılır ve planlar devreye sokulur...

diana'nın, "kendisi" olarak düşünde gördüğü, "olmak istediği", "betty" ise artık devreye girer, o şahane insan, insan değil pırlanta betty, melekler şehrine "iyi oldukları belli" ihtiyarlar eşliğinde ayak basar. oysa bu ihtiyarlar iğrenç tipler, hemen her toplumda görülen, "başarılı olmak istiyorsan şunları bunları yapmalısın, kutsal olanlar şunlardır, 'cıs tu kaka' olanlar şunlardır" gibi sığ ayrımlar yapan ve bu ayrımlar dışındaki hiç bir ayrımı, ayrışmayı kabul edemeyen; "sağlıklı bir toplum" ve elbette "ideal birey" peşindeki muhafazakar, sıkıcı, boktan, her türlü işlevlerini yitirdiği halde bir türlü ölemeyen anlayışı temsil eden pislik tipler...

betty gibi hayal gücünden ve bakış açısından yoksun mal değnekleri, "başarılı olayım bir şekilde, beni herkes sevsin, en yetenekli ben bilineyim" diye şirin (akıllı, duyarlı vs) olmaya çalışanlar, her yanları mantar tutmuş bu yaşlı osuruklara ve onların zihniyetlerine her zaman saygıyla yaklaşırlar. yani seni işlenmiş tahta olarak kapısından çıkarmaya kararlı okulun en temiz, bakımlı, hep gülümseyen, derslerinde başarılı, şu bu bayramlarında gözyaşları içinde şiir okuyan kızların(oğlanların)dandır betty...

betty'nin hayalini kuran diana ise agresif ve alkolik bir lezbiyen olarak elbette tören sırasında kızlar tuvaletinin sote yerinde sigara içen biridir; hayatları boyunca şöyle yutkunarak (gülümseyerek) hatırlayacakları bir cinsel ilişki yaşamamış o ihtiyarların, en nefret ettiği insan tipidir.























sonraki bölüm

devamını göster

10 Haziran 2008

açılış sahnesi

(oldukça dar bir dört yolda, bir itfaiye aracı ve bir ambulans burun buruna gelir. bir süre sonra siren sesleri kapatılır ve mikrofonlar (megafon?) açılır)

ambulans: müsaade edecek misin?
itfaiye aracı: çek işte geriye! sen küçüksün..
ambulans: anaryaya alınca serum şişeleri dökülüyor, sen çek!
itfaiye aracı : atma!
ambulans : kardeşim acelem var!
itfaiye aracı : yapma ya! ben de akşam gezintisine çıkmıştım!
ambulans : geçiş hakkı benim yasalara saygılı olalım!
itfaiye aracı : bendeki el kitabında öyle yazmıyor ama?
ambulans : eskidir o!
itfaiye aracı: bu senenin!
ambulans : bu senenin ama hangi ay bakalım?
itfaiye aracı : saçmalama da yol ver!
ambulans : bak, hamile bir kadın trafik kazası geçirmiş, bacakları sıkışmış... kalp hastası ve yüksek tansiyondan muzdarip bir kişi olduğuna dair duyumlar aldık!
itfaiye aracı : abartma be! çabuk yolumdan çekil yoksa şehirin doğu kesimi kül olacak!
ambulans : asıl sen abartma! ben gelirken gördüm, bir çöp bidonu alev almış sadece...
itfaiye aracı : yok ya? hangi dangalak sadece bir çöp bidonu yanıyor diye itfaiyeyi arar? bana bak, insanlık suçu işliyorsun! hadi o çöp kutusu tamamen ahşap binaların bulunduğu bir mahallede ahşap hastası bir adamın yaşadığı evin mutfağındaysa?
ambulans : yuh! bu kadar da uydurulmaz yahu! bak ben başka bir şehirden gelmiyorum; bahsettiğin kadar bir ahşaplaşma yok bu şehirde! kabul et ki küçük bir yangın bu... hem o kadar tehlikeli bir durum olsa seni böyle düdük gibi yalnız göndermezlerdi!
itfaiye aracı : senin gevezeliğin ve saygısızlığın ile sanırım o yangın epeyce büyüyecek zamanı bulmuştur. acil bir durum var ya, anlamıyor musun!

(megafonlu sebze aracı diğer bir yönden belirir ve yolu kapamış olan itfaiye aracı ile ambulans ikilisine dik pozisyonda durmak zorunda kalır)

ambulans : arkamda bir kamyon var zaten...
itfaiye aracı : zamanında çekilmedin işte...
sebze satıcısı: (pıhh diye bir ses çıkarır, mikrofonunu dener)
ambulans : kim bilir onun arkasında ne var...
itfaiye aracı : benim de arkamda arabalar birikti; hiç mi kımıldayamıyorsun?
ambulans : kamyon! kamyon! geri al biraz kamyon!
sebze satıcısı: abicim, alamaz gibi ya... onun da arkasında birikme olmuş...
ambulans : kim lan bu?
itfaiye aracı : sebzeci...
sebze satıcısı : abi hayırdır?
itfaiye aracı : bi' dakka kardeşim yahu...
ambulans : aslında sen biraz yana kaysan en azından ben aracın burnunu sokabilsem gerisi kolay..
sebze satıcısı : hemen kayalım abi...
itfaiye aracı : ya kardeşim sen dur durduğun yerde! ambulans! ambulans, kayamam zira burun burunayız kör müsün be!
ambulans : belli ki karşıdan cayır cayır geliyorum, ne halt yemeye burnuma kadar geliyorsun! hayret bir şey yahu!
itfaiye aracı : bak asabımı bozma benim! ulan benim rengim bile kırmızı; haddini bilsene!
sebze satıcısı : abi... korna öttürüyorlar...
ambulans ve itfaiye aracı: sen bi' sus!
sebze satıcısı : yok, yardımcı olma maksadıyla...

(bir polis arabası boş kalan tek yönden karmaşaya dahil olur)

itfaiye aracı : ıslataca'm hepinizi o olacak!
polis : n'oluyor lan burada!
sebze satıcısı: aha polis geldi...
ambulans : çok aciliyeti olan bir vukuata intikal etmek üzere yasal sınırlar dahilinde olabildiğince ivedi seyrediyordum ki yolum tıkandı... memur bey...
itfaiye aracı : ulan yalaka! ben ne halt yemeye çıktım yollara! polis bey, bu ambulanstan sadece ben şikayetçi değilim; artık bu durum kamuyu da ilgilendiriyor!
polis : susun! derhal yolu açın!
sebze satıcısı : nası' olacaksa...
polis : ne dedin lan sen!
sebze satıcısı : yok bir şey komserim...
polis : derhal yolu açın yoksa bir suçun engellenmesine yardım ve yataklık etmekten dolayı hepinizi içeri atarım!

(vs..vs..vs)

* bunun, bir filmin açılış sahnesi olmasını isterdim; ilerleyen sahnelerde her birinin (sebzeci dahil) filmle ilgili bir olay için yola çıkmış olduğu anlaşılacak tabii...

devamını göster

mikro-dalga

*cevaplandırılmış bir anket formunun yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve onbirinci soruları -ve cevapları:

7) şunu bir defada doğru olarak yazınız: "kırk küp kırkının da kırkı kürük pük"
- kırk küp kırkı da kır... yok, baştan, kırk küp kırkının da kulku...yok olmuyor..
8) pekala, bu kadar soru yeter mi?
- evet, yeterli... çok hoş sorulardı...
9) bir soru daha sorayım?
- hayır yeterli, hem bu da...
10) dur dur, hiç kedi besledin mi?
-hayır; hiç hoşlanmam kedilerden...
11) beslemiş olsaydın harika bir soru sorabilirdim biliyor musun?
-evet, tahmin edebiliyorum...

*barmene soru: mavi cin var mı?
barmenin cevabı: bildiğim tek mavi cin, kot markası...

*cevap: annesinin cenazesine katılanlardan birine aşık olan kadın, kızkardeşini, bir dahaki cenazede aşığını görebilmek için öldürmüş.

*dünyanın en büyük yazarının son eseri:
DOĞRU BAŞLIK


Anlatmak İstediğim.


*fransız selamisi; atatürk selamileri; last fm: sosyal müzik selamisi...

*bir "badigard"lık sınavından soru cevap:
-iki kere iki?
-duruma göre değişir...

*nevizade'de oyuncak makineli tüfek satan amca: "hepinizi öldürdüm! bir ben yaşıyorum"

*patlayan insanlar. kan ve küçük parçalar kalacak denli bir parçalanma. sıkıntıdan...

*göz içerdedir ve dışarıdan içeriye doğru çalışır:
"gerçeğin içindeki gerçeğe biraz temkinlice yaklaşan gerçeğin yanında, gerçekten oldukça yükseğe zıplayabilen gerçekten daha köşegen olan gerçeğin altında duran gerçekle beraber şarkı söyleyen gerçeğin en sevdiği gerçekle, her sözüne inandığı gerçeğin akıl almaz seksi gerçekliğinin ardında duran gerçeğin iç cebindeki gerçekten çıkma basit gerçekliğine eklenen tayvan malı gerçeğin sırıttığı o güzel gerçeğe bakan gerçeğin işaret ettiği gerçek."

*"çok önceleri bu masada tek gözlü bin kral ile, gözleri sağlıklı bin kral otururdu. şimdi hepsi kabirde eşit körlükle yatmaktadır." (1001 gece masalları,yky, 2-2, s.382)

devamını göster

07 Haziran 2008

goldie 12

bu sefer arayı fazla uzun tutmama gerek kalmadı... epeyce mücadelenin sonucunda bir dolu fotoğraf çekildi ve en güzellerini de işte aşağıya ekledim... goldie'nin ilk defa benim (ve kardeşimin) çektiği görüntülerinin dışında görüntülerini yayınlamış oluyorum böylece...
görüntüleri almak gerçekten de oldukça zordu çünkü zibidi goldie her zamankinden daha fazla hareketliydi. bazı fotoğraflarda patisinin üzerinde duran kırmızı çubuk onun ödül maması ve haspa sadece bir yiyecek söz konusu olduğunda söz dinliyor... zamanında (bu konuda) itinayla kodlamasını yapmış olduğumdan ("bekle!"), o fotoğraflar oldukça net ancak "kırmızı şeritli" çıktı...
söylemeye gerek yok gerçi; yine de: fotoğraflar yüksek çözünürlüklü; üzerine tıkladığında kocaman açılıyor...





































fotoğraflar : nil mısırlı

devamını göster

06 Haziran 2008

aramızdaki dış dünyalılara yönelik yayınlar

teletabi'ler (teletubbies) yayınlanıyordur ve kanallar arası atlayıp dururken, işte o yayını yakalarsın: kumanda televizyona doğrultulmuş şekilde donakalırsın ve tanımlayamadığın bir süre sonra kendine gelirsin. bu durum bana olmuştu, hem de bir iki defa! üç beş (ya da toplamı) yıl kadar önce... teletabi'ler benim televizyon dünyasında gördüğüm en garip şey! onları dünya dışı ve kötü niyetli birilerinin hazırladığını düşünüyorum.

yine de açsan telefonu, istesen bbc kanal sorumlusunu, "ne bu be!" desen, "bebek kıvamındaki çocuklar için hazırlanmış bir program olup, renkler, bazı rakamlar gibi temel ama çok basit şeyler hakkında bilgi verirken eğlendirmeye yöneliktir" gibi bir şey söyler... (hem de ingiliz ingilizcesiyle! "ne bu be!" kısmı tamam da adamın dediklerinden pek bir şey anlamayacağım kesin. kendi adıma...)

yani bir şekilde halledersin, "televizyon programı işte" der geçersin. ancak hemen aşağıdaki mcdonalds (japon) videosu konusunda tüm beyin hücrelerim geçersiz işlem yürütüyor! bunu izler izlemez aklıma yıllar önce bir arkadaşımdan iki doksanlık kasete (raks-cabrio) çektiğim ve yıllarca koruduğum cyberdrome kasetlerim geldi... o zamanlar heavy-metal ağırlıklı müzikler dinleyen bir kişi olduğumdan, dehşet verici, çok garip, dünya dışı gelmişti bana oradaki şarkılar... şimdi bile bir çok bünye için fazlasıyla sert kaçar. (gerçi nerden bulacaksın da dinleyeceksin...) (soulseek ile bulunuyor...)

yaklaşık beş dakika süren bu videoyu tam olarak izledim itiraf ediyorum ama gerçekten şaşkınlıkla izledim. bazı filmlerde falan olur ya (clockwork orange, lost vs), eli kolu bağlı birini bir ekranın karşısına koyarlar, öyle de değil, kolamı yudumlayarak izledim...

ikinci video da başka frekansta hasta bir ruhun eseri ama en azından mizah var, yaratıcılık var... bu videoyu hazırlayanın cyriak.co.uk isimli sitesinde ayrıca bir dolu garip gif animasyon bulunuyor.





devamını göster

05 Haziran 2008

planet earth

nedir ne değildir konusunda çok fazla şey yazmayacağım, beş dakika araştırsan sen de fazlasıyla bilgiye ulaşırsın hakkında. evet bu bir hayvan (ve 'doğal olarak': doğa) belgeseli(*). şu, "...grup halinde avlanan çakallar ceylan sürüsünü çembere alırlar ve avlarını..." falan filan diye devam edenlerden... 11 bölüm daha doğrusu 11 ortam ve o ortamlarda (dağlar, buzullar, çöller, ormanlar vs vs) yaşayan hayvanlar insanın ağzını açık bırakacak bir güzellikle anlatılıyor... ilk defa görüntülenen hayvanlar ve çarpıcı çekim teknikleri ile bu belgesel bir kamyon ödül almış. yapımcılarının evlerinden çıktıkları anda kafalarına bir ödül yediklerini bile duydum hiç de güvenilir olmayan kaynaklardan; on saniye kadar önce...

ben de, "belgesel dediğin baraka(**)gibi olacak" diyenlerdenim yazık ki; ilgilendiğim bir alan değil işte... ne bileyim, "kanatlı uygarlık:kuşlar" (mıydı? yoksa "kuşlar: kanatlı uygarlık" mıydı? aslında fark etmez) işte o filmi sinemada seyretmiştim ve yanımda "ooof... işte tam oradan indireceksin onu..." "vaaay be süper vurulur şu ördek" diye bıt bıt konuşan bir arkadaşım vardı... filmden pek zevk alamadım ve soranlara ("film nasıldı?") "çok muhteşem acayip bişeydi yahu, topal papağan meğerse ölüymüş" gibi şeyler söyledim... (maksat onlar da keyif almasınlar)


gayet net olarak anlaşılıyor ki belgeseller konusunda ortalama bir kişiyim; hem ceylan yakalanınca üzülüyorum hem de aslan zavallı ceylanın kıçına pençelerini ve dişlerini geçirdiğinde ziyadesiyle etkileniyorum. karışık duygular...


(planet earth)



(baraka)

güncelleme (20022009):
oldeenglish.org adresinden bir bbc belgeseli parodisi:




(*) belgeseli internet aracılığıyla edinebilirsin ama kesinlikle dvd versiyonuna ulaş derim: bonuslar ve her bölüm sonunda, o bölümün çekim öyküsünün anlatıldığı 'günlükler' için. "tüm bölümler, 539 dakika, bonus: 253 dakika" diyor arka kapakta; büyük olasılıkla da doğru; kaç gündür izliyoruz daha yarısına yeni geldik... (gerçi ben div-x olarak izlemiştim çoğunu ama çaktırmıyorum)

(**) videoda, suyun içinde duran maymun (babun?) üzerimde hipnotik bir etki bırakıyor; atalarımdan reankarne olmuş birisi tesadüfen o galiba! onu her gördüğümde eziliyorum, bacak bacak üstüne atmayım, yerli yersiz konuşmayım, sakız falan çiğnemeyim diyorum...

devamını göster

04 Haziran 2008

aptala masal*

avustralya, 2007...
richard watson uyandı, giyindi ve kahvaltı hazırladı. içinde bir sıkıntı vardı, uzun zamandır akla zarar boyutlarda gereksiz bir şey yapmıyordu. varsa yoksa küçük genellemeler; onlar da kesmiyordu doğrusu... çay kaynarken pencere kenarındaki aşk merdiveni** bitkisinin yapraklarını sayıp, tüm yapraklar bir araya getirildiğinde oluşacak şekli ve bunun ölçüsel değerlerini hesapladı.
bu arada ross dawson uyanmış, mutfağa girmişti bile.. richard'a ve kendine çay koydu. ross'un uzattığı fincanı alırken, ross'un boxer donuna baktı ve "benimkini giymişsin" dedi richard...
sakince kahvaltı yapmaya başladılar. ross, "canın sıkkın? istersen çıkarayım donunu, eğer, yani..." gibi bir şeyler söyledi. "yok hayır, yani sen bilirsin de, sıkıntım ondan değil, şöyle üçüncü dünya ülkelerinin gazetelerinde bile yankılanacak bir araştırma yapasım var..." dedi richard.
"yapalım baba, nedir yani, dur getireyim kalem kağıt" diye hemen heyecanlandı ross; seviyordu richard'ı; ne de süprizlerle dolu bir insandı...
richard kahvaltı masasını toplarken, ross kağıt, kalem, cetvel işte ne lazımsa hepsini getirmişti bile.
"bir çizelge hazırlayalım mesela..."
"hah işte de, ne çizelgesi?"
"düşünelim nedir yani..."
"kadın erkek arası farklar konusu?"
"boku çıktı onun..."
"hayvanlar insanlar?"
"sıkıcı... maymunda tıkanıyoruz..."
"oğl'm en mantıklısı teknoloji ve yaşam"
"bak iyi buldun... o zaman, şey yapalım, 50 yıl içinde neler icat edilecek onları araştıralım?"
"yuh! nasıl bileceğiz yahu! boşver sen onu, en güzeli, 50 yıl içinde neler yok olacak olsun ismi..."
"evet evet... süper... hadi... şu senin tükeniş çizelgesini getir de desteksiz atıyorlar demesinler..."

*ismini anmak istemediğim (dolayısıyla bağlantısını da vermek istemedim) aşağılık bir gazetenin haberi üzerine bir canlandırma. (bir haberde eğer "...mi bilinmez ama..." diye geçen, bir cümle bağlama bölümü okursan/duyarsan bil ki dangalak yerine konuluyorsundur! )

**aklımda "şeytan merdiveni" diye kalmış... google resim aramada o isimle bulamayınca, "merdiveni bitki" diye arattım ("bişey merdiveniydi ya ne merdiveniydi?") ve karşıma aşk merdiveni çıkınca "yuh!" dedim kendime. kullanmayım diyorum psikolojiymiş, bilinçaltıymış...

devamını göster