31 Ekim 2008

ailemizin görüşü ve zuzaylılar : "motör nedir?"

bu aralar videolara fazla yer veriyorum çünkü elimdeki malzemeler beni zorluyor. geçen haftalarda vhs kasetlerin bir bölümünü bilgisayara attım(*). ıvır zıvırlar arasında tekrar izlemekten en çok hoşlandığım ailemizin görüşü ve zuzaylılar oldu. zafer algöz ve erkan taşdöğen başta olmak üzere herkes ayrı ayrı dikkate değer komiklikteler.

ilk önce ne var ne yok, tüm videoları ekleyim dedim (hatta yanlışlıkla "kaydet" yerine "yayınla" düğmesine tıklamak suretiyle rss ve e-posta ile takip edenlere iki parçayı göndermiş bile oldum sanırım) ancak birkaç nedenden ötürü (öncelikle uzun iş, sıkıldım... ayrıca alt alta bir dolu video hiç hoş görünmüyor) elimdekileri zamana yayarak eklemeye karar verdim. daha önceki "zamana yayma" işlerinin bir kısmının sürüncemede bekliyor olmasına rağmen evet ben böyle bir davranış biçimi geliştirebildim ne yapayım?


("motör" nedir? (05:58)

biraz daha ailemizin görüşü ve zuzaylılar

*öğrencileri tarafından dersi asmak maksadıyla, "hocam biz polo takımındayız, tam bu saatte çalışma yapmamız gerekiyor, dersten çıkabilir miyiz?" diye kandırılmış, ülkemizin, zamana ayak uydurma çabası içindeki herhangi bir öğretmeninin "polo takımı! aşağı!" şeklindeki kendine güvenli tavrına benzer şekilde "hop haydi bilgisayara" dedim ve oldu zannedilmesin. "gereğinden fazla" diyebileceğim bir çaba gösteren bir arkadaşım olmasaydı hiç de bir şey yapamazdım. şöyle söyleyim; biri elimizde dağılan, biri eski model olduğu için uyumsuz olduğundan işimize yaramayan toplam üç vhs oynatıcı bulduk ve ne yaptıysak görüntüleri istediğimiz kalitede - ki kalite burada ses anlamına geliyor- bir türlü kaydedemedik. o dönemde (geçici bir süre) dokunduğum insanları iyileştirme gücüm vardı ancak dokunduğum elektrikli cihazları da bozuyordum. aslında dokunmam bile gerekmiyordu, cihaza dikkatli bakmam ya da cihaz hakkında konuşmam bile yeterliydi. belki de tüm uğursuzluk buydu? (konuyla alakalı birden fazla şahidim var )
arkadaşımın vestel'in dvd üzerine kayıt yapabilen dvd oynatıcı (eh kaydedici de) cihazını vihs oynatıcıya bağlamak suretiyle uzun bir zaman sürecinde (3 gün) bir kamyon görüntü atmayı başardım. ancak bu sefer de dvd'den paylaşıma uygun bir formata çevirmek felaket bir sorun oldu. sekiz on programla denedim ki bir iki tanesi neredeyse profesyonel video işleme programı olmasına rağmen, yok dvd'de öylece yattı görüntüler. belli olduğu üzere, elbette google yardımıyla şahane bir program buldum (FairUse isminde) ve iddia ediyorum normal fotoğraf albümünü bilgisayara bağlayacak bir aparat bulabildikten sonra onu bile "insani" bir formata çevirir...
bütün bu olan bitenlerden sonra ise şunu düşünüyorum: demek ki bir dip not, yazının kendisinden sadece felsefe kitaplarında uzun olmuyormuş...

Share/Save/Bookmark

devamını göster

30 Ekim 2008

goldie : on üç

sevgili demo'nun karizmatik kedisi "felis"in hastalığa yenilmesi çok üzücü oldu. yakınlarında hayvan barındıran ve dolayısıyla "hayvan sever" diye nitelendirilebilecek her insanı üzer şüphesiz bu tür şeyler... goldie'yi eve getirdiğimiz zamanlarda bir arkadaşım, "ona bir şey olduğunda üzüleceksin, neden girersiniz ki bu tür işlere" diye yorum yapmıştı. "sana da bir şey olabilir?" gibi bir şey demiştim. akabinde onunla tüm ilişkimi kestim, sağa sola "işe yaramazın teki boşverin onu" falan demeye başladım... (yok artık! hayır yahu atıyorum...)

biriken goldie fotolarından seçilmiş olanlar aşağıda...





















sevimli goldie'nin diğer çıplak fotoğrafları için tıklayın!
(sezyum üzerinden yılışık medya organlarına...)

devamını göster

29 Ekim 2008

keyifli detaylar

robert zemeckis harika filmler çekmiş bir yönetmen, üzerine bir kamyon laf edilebilir. favorilerim geleceğe dönüş serisi ve forrest gump (orman gampı) (çok seviyorum bu iğrenç espiriyi)
aşağıda contact ve what lies beneath filmlerinden iki sahne var. bu filmleri çok sevdiğim ya da filmleri tanıtmak için değil ama. bu çok kısa sahneler, bahsi geçen filmlere yedirilmiş, gözden rahatlıkla kaçabilecek, ama işini yaparken yaratıcılığı uçuran bir yönetmenin şahane süslemeleri. her iki sahnede de bilgisayarla düzenleme sözkonusu; sonuçta büyü yapmıyor bu adam...
eğer filmleri izlemediysen keyfinin içine etmek istemem; insan bu tür numaraları görünce heyecanlanabiliyor çünkü; her ne kadar film için zorunlu numaralar olmasalar da... yani bu sahneler için özel bir çabaya girmese de olurmuş ve elbette çekim teknikleri bu iki filmi daha güzel ya da daha kötü yapmıyor.
(bu arada düşündüm de izlememiş biri için what lies beneath sahnesi filmin tadını kaçırabilir)



contact


what lies beneath (sahne videosu kaldırılmış ne yazık ki)


devamını göster

23 Ekim 2008

jackie chan vs reha muhtar

jackie chan 1954 doğumlu bir sinema yıldızı, belki bilmeyen vardır? kendisini pek komik ve yetenekli bulurum; filmlerinin ait olduğu türle hiçbir ilgim olmamasına rağmen onun birçok filmini keyifle izledim. yıllar önce, jackie chan: my stunts isimli belgeselini izlemiştim; filmlerinin sonunda yer alan çekim hatalarını izlemeyi sevenler ve "nasıl yapıyor bu adam bu hareketleri be!" diyenler bu belgeseli seveceklerdir...

hiç bruce lee, van-damme, steven segal (bitti, bu kadar biliyorum) filmi izlemedim; çocukken bile. o tür filmleri sevenler nedense jackie chan'den pek hoşlanmıyorlar; pek bir sulu buluyorlar sanırım.

dak miu mai shing (ya da "the accidental spy" ya da "altın yumruk istanbul'da") isimli filminin çekimleri için geldiği istanbul'da, 2000 yılında, reha muhtar'ın ana haber programına katıldı ve böylece elbette kendi tarzıyla değil, reha muhtar tarzıyla "komik" bir röportaj verdi.

haydi hep beraber izleyelim; ben de kendimi "zamana bırakma" tekniğiyle yok edeyim...


13:03

Share/Save/Bookmark

devamını göster

22 Ekim 2008

bi-bib

kaç zamandır şu sakız kağıtlarını yayınlayacağım! tipitipler bitti, sıra bi-bib'lerde. aşağıdakiler çocukluk favorilerim...
bu araba olayı neyse de asıl "minti" isimli sakızın, "artiz" resimleri, "bu saatte" insana epey ilginç geliyor. kısa zaman içinde onları da yayınlayacağıma ant içiyorum!

bu arada, geçmiş günlerin kayıp nesneleri gibi şiirsel bir salya-sümüklükle yaklaşmaya gerek yok ama belirli yaşın üzerindeki bir takım insan kişileri bu ıvır zıvırları görünce hafif bir mutluluk hissiyle dolmakla beraber salak bir tebessümle bakmak konusunda kendilerini geliştirici bir deneyim yaşayacaklardır.



















Share/Save/Bookmark

devamını göster

20 Ekim 2008

farkettin paşa ve son yolculuğu

-bana arapça bilen bir tercüman bulun…

-hayırdır; bu sefer neye taktınız paşam?
-gezegenden ayrılıyorum.
-gerçekten mi? ne zaman?
-neden sevinçli gördüm seni?
-yanlış ifade kullandım paşam, özür dilerim, şaşkınlık duygusu olacaktı…
-öyle mi diyorsun?
-peki neden arapça bilen tercüman? uzayda arapça mı konuşuluyor?
-uzayı nerenden çıkardın! öleceğim ulan!
-gerçekten mi? ne zaman?
-yine beceremedin ifade vermeyi sanırım?
-evet.. elbette… gözüne ışık çarpmış tavşan kadar şaşkınım şu an…
-hadi bakalım öyle olsun. neyse, yakında öleceğim, hemen ahlaklı ve düzgün bir tercüman bulun!
-yeğenim var benim, arap dili ve edebiyatı mezunu.
-sen de ona iş buldun ha?
-buldum mu?
-buldun ya işte! bir belge hazırlatacağım müftülükten onaylı, onu imzalayacak…
-ne belgesi?
-ben öldükten sonra onunla ahrette buluşacağız… bana tercümanlık yapacak.
-sizinle beraber ölmesi mi gerekiyor yeğenimin!
-hay yeğenin batmasın; adam kayırıyor işe sokuyorsun ama sıfatına ayar veremiyorsun! yeğen değil o; tercüman…
-sizinle beraber ölmesi mi gerekiyor tercümanın?
-hayır tabii ki de cahil dümbelek! o kendi ömrünü yaşasın; ahret günü gelip beni bulsun işte!
-anlamadığım bazı noktalar var paşam…
-o kadar doğal ki…
-bir kere sizin için, allahsız kitapsızın tekidir, diyenler var… bence insanın inançları elbette saygıyla karşılanacak…
-kes kes! kim ne derse desin; geçen gün şöyle enine boyuna düşündüm ve en azından küçük önlemler almanın bir zararı olmaz diye karar verdim…
-bir sorum daha var…
-hadi bakalım…
-neden tercüman istiyorsunuz ki yanınıza? öyle bir yerde dil problemi olur mu?
-belli olmaz! benimle kendi dilimle konuşacaklardır ama aralarında ne konuştuklarını da bilmeliyim!
-onlar?
-ne bileyim ulan ben!

devamını göster

18 Ekim 2008

üç-bükey yanılsama

“yola yatmış; son anda fark ettim: domates gibi ezecektim! indim arabadan. gecenin bir vakti. ayağımın ucuyla dürttüm; uyuyor gibi görünmüyordu ama yaralı gibi de görünmüyordu. elbette yanından geçip gidebilirdim ama dediğim gibi; son anda fark ettiğim için hemen dibinde durdurmuştum arabayı ve ne bileyim, bir iki metre geriye çekip, sanki köpek ölüsü görmüş gibi basıp gitmek bana hiç yakışmazdı!

“seslendim, dürttüm ama tepki vermedi. bir de üstü başı düzgün, hatta oldukça düzgün bir herifti bu; orta yaşlarda, tepesi hafiften açılmış… ya bir ağaç dibine çekecektim ya da arabaya alacaktım. ona bakarken bu iki seçeneği gözden geçirdim. eğildim, boynuna dokundum, hesapta nabzı atıyor mu ona bakacağım ya! yok, anlayamadım. kımıldamıyordu; hiç hareket etmiyordu. sonra aklıma, bir filmde falan görmüşümdür her halde, harika bir fikir geldi. ağız bölgesine ayna tutup, aynanın buğulanıp buğulanmadığına göre anlayacaktım herifin durumunu. elbette üzerinde ayna taşıyan biri değilimdir, arabamda da bulundurmam. daha doğrusu bulunmaz. ne işim olur benim aynayla maynayla! gecenin bir vakti, direksiyonun başında aranırken, dikiz aynası gözüme çarptı. 'al sana ayna' deyip çıkarmaya çalıştım yerinden ancak beceremedim sanırım. aslında şöyle söylemem gerekir; aynayı yerinden çıkardım, evet, ama bir daha yerine takılamayacak.... bazıları en ufak mekanik düzeneği bile anlayamaz ya, ben de onlardanım işte. her neyse, herifin yanına gittim ve aynayı adamın dudaklarının önünde tuttum bir süre. yok, ayna buğulanmamıştı. buğulandıysa bile ben bakana kadar dağılıveriyordu? bir kez daha tuttum; bu defa daha uzun süre… belki de havanın ne serin, ne sıcak ne de soğuk olmasından? yine tam olarak anlayamadım. aslında çok hafif bir buğulanma vardı ve ben de herifin çok az da olsa yaşıyor olduğuna karar verdim. eh, yaşadığına göre, az da olsa yaşadığına göre, yardıma ihtiyacı var demekti. tekrar düşündüm: yol kenarı mı araba mı diye… gerçi ne karar verirsem vereyim, adamı yerinden fazla kımıldatamayacağım açıktı: öyle şişkonun teki değildi tamam ama pek de çelimsiz sayılmazdı.

“adamın etrafında döndüğümü ve bir sigara yaktığımı hatırlıyorum. bir de, neden tek bir araç bile geçmiyor acaba, diye düşündüğümü… herife yardım edebilmek için yardıma ihtiyacım vardı. dönüp durup, sigara tüttürürken aklıma dahiyane bir fikir geldi. dikiz aynasını arka koltuğa fırlatıp bagaja yöneldim. benzin istasyonlarından aldığımız, ama hiç kullanmadığımız beş altı tane karton güneşlik vardı bagajda. üç tanesini çıkardım, herifin altına koymaya çalıştım. evet, çalıştım çünkü herif ağırdı; kartonları tam altına yerleştirmem neredeyse on dakikamı aldı. bu arada merak ettim hala az da olsa yaşıyor mu diye ve dikiz aynasıyla son bir kez kontrol ettim; hala canlıydı… arabayı ayaklarının dibine park ettim ve bagajdaki halatla herifin ayaklarını kartona bağladım; halatın diğer ucunu da arabaya… beremi de kafasına geçirdim, mis gibi oldu. şimdi hazırdık; tıpkı eskimo köpeklerinin kızakları çekmesi gibi ben de adamı çekecektim. her şey yolunda görünüyordu. arabama bindim ve yavaş yavaş ilerlemeye başladım. onun hayatını kurtaracak ve yoluma devam edecektim…”

***

“işyerindeydim ve on beş dakika sonra buluşacaktık; telefon görüşmemizden bu sonuç çıkmıştı. mesai biteli iki saatten fazla olmuştu ve koşarak çıkarken kapıdaki güvenlik görevlisini neredeyse düşürüyordum. onunla buluştum; arabasına bindik ve ilerlemeye başladık. boşanmamı ve kendisine daha çok zaman ayırmamı istiyordu ancak ben boşanamıyordum ve işin doğrusu hiç de boşanmak falan istemiyordum. onun yeri başka eşimin yeri başkaydı benim için ancak bu düşüncemi asla dile getirmiyor, kıskançlık yapmamasını, zamanla her şeyin rayına oturacağını söylüyordum. benim belirsiz, kararlı görünmeyen tavrım onun sinirini bozuyor ve bu yüzden aramızda sürekli bir gerilim oluşuyordu.

onun dağ evine doğru ilerliyorduk. uzun süre boyunca tek kelime etmedik. hava kararmıştı, gece yaklaşıyordu. aramızdaki gerilime son vermek için laf olsun diye bir şeyler söyledim. benim bir şey söylememi bekliyormuş ki bu patladı! bağırıp çağırmaya başladı. karısından yıllar önce boşanmıştı ve bu işin hiç de kolay olmadığını çok da iyi biliyordu. beni anlamasını bekliyordum ama deli gibi davranıyordu; kıskanç bir çocuk gibi! artık küfürleşmeye, birbirimizi yıpratmaya başlamıştık. ülserim boğazıma kadar çıkmıştı; nefesim kesiliyordu! hem sinirden hem de ülser krizinden gözüm kararmaya başlamıştı. çok sert şeyler söyledim ve arabayı durdurup beni dışarı atana kadar da durmadım!

“uzaklaşan arabanın ardından bakarken zangır zangır titriyordum. aksi istikamette yürümeye başladım. kendi kendime bağırıyor, küfrediyordum. oldukça berbat durumdaydım çünkü ilaçları işyerinde unutmuştum. yoldan bir araba geçsin diye dua ediyordum ama dayanacak gücüm kalmamıştı. ne zaman kendimden geçtim hatırlamıyorum. korkunç bir acıyla kendime geldiğimde ne olduğunu anlamam oldukça zor oldu: bir araba tarafından sürükleniyordum ve kafam toprak yolda sürtünüyordu! dehşet içinde bağırdım ve araç o anda durdu. biri fırladı arabadan; yanıma geldi. merak ve korku ifadesine karışan bir içtenlikli gülümsemeyle yaşıyor olmamdan dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. kafam kanıyordu, canım yanıyordu. konuşmaya çalıştım ancak beceremedim. elindeki dikiz aynasını sallaya sallaya bir şeyler anlatıyordu. sonrası karanlık; tekrar kendime geldiğimde hastanedeydim.”

***

“tek istediğim şey karısından boşanması; başka bir şey istiyor değildim. bir ilişkimiz vardı, hala da var, ancak karısı onun hayatını benden çalıyordu. buna dayanamam. ben de evliydim bir zamanlar; tıpkı onun gibi mutsuzdum çünkü her şey yanlıştı! ne yaptım; boşandım, işte oldu bitti! çok zor değil ki bu sadece kararlı olmak gerek. onunla bu konuyu son defa konuşmaya karar verdim; artık ne olacaksa olsundu. buluşalım dediğimde karısıyla bir yemeğe davetli olduklarından falan bahsetti ve beni gerçekten çıldırttı! işte tam da bundan bahsediyorum ben! her neyse, bir şekilde durumun vahametini kavradı ve benim dağ evimde bir gece geçirmek üzere buluşmaya karar verdik. onu boşanma konusundaki tüm kararsızlığından kurtaracaktım.

“buluştuk ve arabamla yola çıktık. surat yapıyordum çünkü incinmiş olduğumu hissetsin istiyordum. ayrıca onu cesaretlendirmem için beni cesaretlendirecek birkaç laf etmesini bekliyordum. uzunca bir süre de bekledim. o sustukça ben de sustum. dağ yoluna saptıktan bir süre sonra artık dayanamayacağım noktaya gelmiştim ve bari ben konuşmaya başlayım diye düşünüyordum ki beni zıvanadan çıkaran lafı ediverdi! dün akşamki maçtan bahsetti! işte o an tüm sinirlerim boşaldı ve ağzıma geleni söylemeye başladım. dalga mı geçeceksin; o kadar kolay değil! resmen kavga etmeye başladık. ona verdiğim değere, verdiği karşılık kudurtmuştu beni. dağ evine iyice yaklaşmıştık; belli ki berbat bir gece bekliyordu bizi. tamam artık pek umudum kalmamıştı ama öyle bir laf etti ki, ne dediğini şimdi burada söylemeyeceğim, beynim yerinden oynadı ve frene asıldım.

“onu dışarı attım ve dağ evine yollandım. direksiyonu yumruklaya yumruklaya eve vardım ancak arabadan inemedim. sinirimden gözlerimden yaşlar geliyordu. bir sigara yaktım ve sakin olmaya çalıştım. hafif hafif kendime geldikçe daha sakin düşünmeye başlamıştım. onun arabada sürekli karnını tuttuğunu, güçlükle nefes aldığını hatırladım ve kendime çok kızdım. gecenin bir vakti onu karanlık bir yolda yapayalnız bırakmıştım! hem de evime götürürken! derhal arabayı çalıştırdım.

“bir süre sonra yolda durmuş bir arabanın farları gözüme çarptı. ne olduğunu merak edip yavaşladım; arabanın hizasına geldiğimde gözlerime inanamadım! o yerde yatıyordu ve arabaya bağlıydı! kendimi dışarı attım. oldukça yaşlı bir kadın elindeki dikiz aynasını sallayarak bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. ayağına bağlanmış ipi çözdüm, kendi arabama yerleştirdim. kadın, yardım etmek istediğinden bahsediyordu; kadını omuzlarından ittim ve tehdit ettim. inanılmaz bir vahşetti bu; onu dava edeceğime yemin ettim! ihtiyar kadın hayretler içinde ve korkmuş halde arabasına koştu ve bastı gitti.

“doktorlar hayati bir tehlikenin bulunmadığını söylediler. bekleme odasında televizyon izlerken karısını arayıp aramama konusunu düşündüm. elbette aramaya karar verdim; böylece ilişkimiz ortaya çıktı ve boşanmaları hiç kimsenin beklemediği kadar hızlı oldu.”

devamını göster

16 Ekim 2008

orhan seyfi çelik - saburie


1993 yılında mtv'de yayınlanan bir programda (cartel ile birlikte dikkatleri çeken, almanya'daki türkler ile ilgiliydi) 15 saniye kadar gördüğüm bu parçayı 15 sene sonra yine video olarak bulabildim. "yuh! 15 saniye için 15 sene mi!" diyebilirsin haklı olarak... öyle değil tabii; ben o görüntüleri bir vhs kasete kaydetmiştim ve gecenlerde video kasetleri deşerken karşılaştım: "vay bee!" dedim ve internetin altını üstüne getirdim. ne yazık ki şarkıyı mp3 formatında bulamadım; albümü bulmayı hayal bile etmedim! hepsini geçtim adamın fotosunu bile bulmak çok güç...

yukarıdaki fotoda şapkalı şahıs orhan seyfi büyük olasılıkla ama müslüm gürses'e benzeyen şahıs da olabilir? mtv'nin röportajında kel bir adam vardı ve oldukça sempatikti; işte klipte dansöz kıyafeti giydirilmiş dazlak (skin-head) (peki) tartışma yaratmış falan filan birşeyler söylüyordu...

orhan seyfi çelik hakkında ekşi sözlük tek bir satıra yer vermiş; yayıncının sitesinde de sadece "turkish delight" projesi dahilinde bir foto var....

devamını göster

15 Ekim 2008

blog action day : afrika kralları



eski siyah-beyaz amerikan filmlerindeki özel dedektiflerden biri olmayacaksam bari bir kral olayım. sanırım benden şahane bir kral olurdu; en azından ben oldukça eğlenirdim. tarihçilerin, "ülkenin duraklama daha doğrusu bir yanılsama dönemi" olarak tespit edecekleri bir dönem olurdu büyük olasılıkla...

asla da buddha'nın yaptığını yapmazdım!

buddha ve budism hakkında "işte çözüm budur" denilecek şeyler düşünmüyorum; tekrar etmek gerekirse, "budism daha çok 'bunalımdaki prensler' için bir öğreti" diyebilirim. işte bu yüzden konuyla uğraşanların işi oldukça zor: bir sarayı terk etmek bir tahta evi terketmekten daha fazla puan getirir hiç şüphesiz!

aşağıdaki fotoğraflar insana ilginç geliyor hatta komik; "şuna bak elişi kağıdından kral yapmışlar" gibi şeyler düşünebiliyorsun. halklarını ve krallarını biraz evirip çevirince gazetelerde her gün görebileceğin fotoğraflardan aslında...












afrika krallarının fotoğraflarını daniel laine çekmiş; kim nerenin kralıymış diye merak edersen designyoutrust.com da geniş bilgi var.

devamını göster