cern etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cern etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Ocak 2011

üç milisaniye

avrupa nükleer araştırma merkezi (cern), türkiye'nin ön üyelik başvurusunu kabul etmiş. 3 yıl sürecek resmi görüşmelerden sonra, masaya (muhtemelen kapıya yakın* bir) sandalye daha eklenebilirmiş yani. bu gün tuvalette okuduğum ntv bilim dergisinden edindim bu haberi. "üç yılda cern'deyiz" (biz? ben de mi?) başlığıyla verilmiş haber. şuralarda bir yerde duran bağlantıdan ulaşabileceğin, ntvmsnbc.com haber sitesinde ise, bana daha uygun görünen, ironiden uzak bir başlık atılmış: "türkiye cern'e üye oluyor". "okumak" denilince bağırsaklarında hareketlenme hisseden, zamanının çoğunu bilgisayar karşısında aptal oyunlar (worms, gta, fallout, friendfeed, blogger vs) oynayarak harcayan bir armutun (sakin; kendimden bahsediyorum), saygın bir uluslararası kurumda, hem ülkelerini temsil etme hem de kendilerini geliştirme fırsatı bulacak, kendi alanlarında saçlarını ağartmış bilim insanlarını karikatürize etmesi; yetmiyormuş gibi, "biz mi? hadi canım!" gibi şeyler söyleyip kendince eğlenmesi çok acı verici. evet, ben eşeğim. ama en azından pislik değilim, sanırım. en çok ziyaret edilen gazete/haber sitelerinde (örneğin, hürriyet, milliyet, radikal gazetelerinin sitelerinde) "bilim" başlığı bile yok! hepsinde "teknoloji" sayfaları var ama konu, iletişim ile sınırlı gibi, işte bilgisayarlar vs... ya da "yaşam" başlığı altında, televizyon ünlüsü, aptallığın aynası programlar yapan sığ tiplerin isimlerinin sağa sola saçıldığı ve o sığlığa salya damlatan beyinsizlerin kilo, yaş, cinsellik sorunlarının ele alındığı saçmalıklar arasında, evet azıcık bilim haberi var; yalan olmasın. ama onları da "kesin araştırmadan etmeden, yarım yamalak, laf olsun diye koymuşlardır" diye düşünmeden okumak zor. --- her neyse asıl konuya geleyim ya da asıl konudan uzaklaşayım. biraz önce tuvaletteyken öğrendim: iddiaya göre, önce ne göreceğimizi tahmin ediyoruz, daha sonra, milisaniyeler süren ve elbette biliçdışı bir işlemle görüntü kaynağını kontrol ediyor ve karşılaştırma yapıyoruz. daha sonra, tahminlere, "öngörülere" uymayanları, hatalı olanları düzeltiyoruz. bir kamyon kelime ile anlatılabilen ancak milisaniyelik bir işlem. şöyle bir canlandırma: "vazo düşecek mi, düşüyor mu ne?" diyor görme merkezindeki nöronlar; "bi' milisaniye, bakalım ne oluyor?" diyor (sanırım başka bir nöron); tahmin raporuyla, "çekilen fotoğrafı" karşılaştırıyor yetkili bir başka nöron ve sonucu söylüyor: "düşüyor valla!" hızlı (hızlı mı!) bir hareketle vazoyu yakalıyorsun ve övünüyorsun: "çok hızlıyım!", diyorsun. belli ki aslında çok (ama çok) daha hızlıyız üstelik biraz daha hızlı olabilsek hiç sıkıntı yaşamadan, düşmesinden bir iki saniye önce vazoyu sağlama alabileceğiz! böylelikle canlandırma epey bir kısalacak: "vazo düşecek mi, düşüyor mu ne? neyse, hallettim." işte bu kadar! bu durumda, milisaniyelerden de öte kısa sürelerde iş yapma yeteneğine sahip bir sistemde, fotoğraf çeken nöronlar zamanla tembelliğe alışacaklardır sanırım ve eğer yönetim iyiyse (belli ki iyi), başka bir departmana gönderileceklerdir. bu ne demek; "book of eli" diye boktan bir film var ya, işte o filmdeki çakmanın çakması bir zatoichi olan eli gibi olabilir insan. yok artık; eli'nin körü! ama bir dakika, bu çok saçma olmaz mı? yani, masanın üzerinde sigara paketi var ve ben onu görüyorum. milisaniyeler önce "masanın üzerinde sigara paketi var" diye bir "tahmin" yumurtladım ve gözlerim bunu destekledi, diye mi düşüneceğim? sanırım burada anlatılmak istenen, öncelikle paketin şeklinin, renginin, boyutlarının vs kabaca öngörüldüğü ve milisaniyeler içinde bunun doğrulanması? aynı şeyin ses ya da koklama duyularında da geçerli olduğunu düşünsene bu arada. şu klişe durum, sevgililer kavga ediyordur, kadın şarap şişesine uzanır ve sen gerçekten müthiş birisindir; şişe henüz fırlatılmak üzereyken, senin sesin duyulur: "ah! oo! nefismiş!" tam o anda zamanı durdursak, mikrofonlarımızı uzatsak, "tam kafamın dibinde, duvarda patlayacak şişe; ama nefis şarap; beni yeşilliklerle dolu kırlara götürecek!" gibi bir şey dersin. bunca yetenekli bir insanın sevgilisi de yetenekli olacağından, diye varsayılabilir, şişeyi fırlatmadan hemen önce, senin "ah! oo! nefismiş!" lafın üzerine, "ne diyorsun sen be!" diyecektir hatun (birbirinizi tamamlıyor olsanız da, kusursuz değil) ve şişeyi fırlatmıyacaktır. diyelim. çok karışmadı mı her şey? duvarda patlayan şişenin sesi ve nefis bir koku geziniyor zihninde ama kadın şişeyi fırlatmadığından, olan biten bir şey yok? ha, bir de şey var... --- bak, aynen yazıyorum:
göründüğü gibi değil: duke üniversitesi'nden tobias egner'in çalışmasına göre, görme merkezindeki nöronlar önce alacağı görüntüyü tahmin ediyor, sonra bu öngörüleri görüntü kaynağı ile karşılaştırarak hatalı varsayımları düzeltiyor. tüm bunlar milisaniyelik süreçlerde gerçekleşiyor. "öngörüsel kodlama" adı verilen model, nörobilimcilerin beyne dair fikirlerini değiştirebilir. http://tiny.cc/5xu6m
ntv bilim dergisinin ocak 2011 sayısında, "haber" başlığı altında, 6. sayfada, sayfanın sağındaki sütunda yer alan kısacık bir haber bu. ingilizcen yeterliyse, haberde verilen bağlantı üzerinden daha geniş bilgi alabilirsin. benim o kadar ingilizcem yok. türkçe kaynak aradım, daha geniş bilgi alabilmek için; bulamadım. bir bilim dergisinin, kısaca verdiği üç beş satırlık, yukarıda tamamını alıntıladığım haberden kaynaklı geyik yaptığım için özür dilemem gerekiyor mu? bilmiyorum gerçekten. bir bilim dergisinin sadece iki sayfasında kısaca anlatılan bazı şeyler** ile kıyaslandığında, "büyük" gazetelerin bazı koca koca başlıkları insanı üzecek kadar aptalca değil mi; kesinlikle öyle. * "pardon, söz alabilir miyim? teşekkürler; ee, bir 15 dakika ara versek, sigara falan?" ** bilinmeyen bir insansı!: orta asya'da bir yerde (sibirya altay dağlarındaki, denisova mağarasında), bulunan kalıntılardan elde edilen dna örnekleri, buralarda bir zamanlar, şimdiye kadar bilinmeyen bir insan türünün yaşadığını keşfetmişler. denisovan ismi verilen bu arkadaşlar, ne modern insan ne de neandertal'miş. 300-400 bin yıl önce afrikadan iki kola ayrılarak yayılmış/evrilmiş bu eski modeller: neandertaller ve doğuya giden denisovanlar. günümüzden 70 bin yıl önce de modern insan "afrika'yı terk etmiş". [öyle yazıyor, "...afrika'yı terk etmiş.". kalanlar ne peki? sözüm size ntv bilim yazarları] - basra hipotezi : arap yarımadası'nın güneyinde, basra körfezi ve çevresindeki bölge, hint okyanusu yutmadan (8000 yıl önce yutmuş) önce, 100 bin yıl (100.000 yıl) boyunca insanların yaşam alanıymış. - işlemci bakteri: "california üniversitesi'nden christopher vogit, e-coil bakterisini moleküler bir devre kullanarak programladı. diğer bakterilerle iletişim kuran e-coil, geliştirilen 'mantık geçidi' üzerinden işlem yapabiliyor." - kavanozdaki süpernova: "toronto ve rutgers üniversitesi fizikçileri, süpernovayı laboratuvar ortamında minyatür ölçekte gerçekleştirdi." ayrıca bak: "göründüğü gibi değil" haberi ilgini çektiyse ya da çekmediyse bile: zihin, nöron, ayna

devamını göster

19 Ekim 2009

cern'e gelecekten müdahale

radikal gazetesinde bugün yayınlanan habere göre, iki fizikçi (aşağıda fotoları olan muhteremler) "büyük hadron çarpıştırıcısı" deneyinde yaşanan aksilikleri, hayatta olur öyle şeyler diye geçiştirmemek gerektiğini düşünmüşler ve "bu deneyin gerçekleştirilmesi gelecekteki güçler tarafından engelleniyor" gibisinden bir iddia ortaya atmışlar.

şimdi ben kalkıp 400 sayfalık bir kitap çıkarsam ve tüm sayfalarda sadece "a" harfi basılı olsa, herkes beni itin götüne sokar ama ne bileyim andy warhol böyle bir şey yapmış olsaydı (aklıma ilk gelen o oldu diye yazdım) önce bir düşünürlerdi; "hemen reaksiyon vermeyelim, belki anlamadığımız bir şey vardır" falan derlerdi hatta bazıları övgü dolu laflar bile ederdi.

yani demek istiyorum ki, iki koca fizikçi bu iddiayı ortaya atan. biri, danimarka'lı holger bech nielsen, diğeri japon masao ninomiya. yanında, sigaranın ateşine dalmış bir arkadaşın iddia etse böyle bir şey, "boşver anlatma; filmi çıkınca izlerim" dersin ve başka bir konu açarsın ama yaşlı başlı fizikçi yahu bunlar.

"araştırmanın gelecekteki güçler tarafından engellendiğini iddia eden iki fizikçi, bu durumun dünyayı korumak adına yapıldığını da söylüyor. dr. nielsen ve dr. ninomiya’nın talihsizlik olduğuna inanmadığı olaylar, 1993’te başlıyor. o yıl, abd'de yürütülen benzer bir proje iptal edilmişti. 2008’de çalıştırılan “hadron çarpıştırıcısı” ise iki mıknatıs arasındaki bağlantının kopması sebebiyle kapatılmış ve 1 yılı aşkın süre kapalı kalmıştı." (radikal gazetesi)

diyelim zaman makinen var ve gelecektesin. eğer deney gerçekleştirilmiş ve zararlı sonuçlar vermişse, zaman makinene atlayıp, geçmişe gidip, mıknatıslar arasındaki bağlantıları koparmaya mı çalışırsın yoksa daha da gerilere gidip, deneye daha proje aşamasında mı müdahale edersin? öyle değil mi; yılanın başını küçükken ezeceksin derler!

o halde, gelecekteki güçlerin amacı, deneyin gerçekleştirilmesini geciktirmek! cern'deki adamlar heyecanlı tabii, bir işe girdiler, bok gibi de paraları var ve hemen deneye başlamak istiyorlar. demek ki deney doğru zamanda gerçekleştirilmedi, zararlı sonuçlar verdi. yıllar sonra gelecekten gelip "daha uygun" bir zaman için ayarlama yaptılar. bazı güçler. evet.

gerçekleşen olaylar ardında "bir güç" arayan bu iki fizik adamını gelecekteki güçlere hedef gösteriyorum o halde. gelecekten ayar veriyorsunuz olan bitene tamam ama bu iki adam bilin ki foyanızı ortaya çıkardı. yarın bakacağım; bu sayfa yok olmazsa ve radikal'deki haber ve işte tüm bu iddialar, demek ki ya gelecekteki güçler işlerini doğru dürüst yapmıyorlar, ya zaman makineleri jetonla çalışıyor ve fazla jetonları yok ya da bu iki fizikçi "kurgu bilim" yapıyorlar...

işte o fizikçiler! :



ayrıca bak: ‘tanrı parçacığı’ kendini mi engelliyor? [ntvmsnbc'de yazılanlar ile radikal'de yazılanlar aslında farklı anlamlar içeriyor. hangisi daha garip bilemedim ama? sonuçta, yukarıdaki yazı varlığını, radikal'deki habere ve haberdeki "gelecekteki güçler" vurgusuna borçlu.]
"dr. nielsen, amerikan new york times gazetesine yaptığı açıklamada şöyle dedi: 'higgs üreten makinelerin şansı hep kötü olacak gibi görünüyor. daha da ileri giderek, burada bir 'tanrı modeli' ile karşı karşıya olduğumuzu bile söyleyebiliriz. o kadar ki o 'tanrı-vari davranış' higgs’i engellemeye çalışıyor' " (ntvmsnbc)

ayrıca bak: fizikçi amcaların dedikleri. anlayan biri, şu iddiaların "türkçesini" anlatsa keşke. garip gazete haberleri ve onlar üzerine yapılan geyiklerle dolmasın internet. amin.

görseller:
cern'de bulunan garip alet
dr. nielsen
dr. ninomiya

devamını göster

04 Eylül 2008

kara delikler ve diğerleri

avrupa nükleer araştırma merkezi (cern) 10 eylül 2008 günü büyük bir deney yapacak ve gerçekçi bulunmayan(?) iddialara göre bu, dünyanın felaketi olacak: büyük hadron çarpıştırıcısı adlı parçacık hızlandırıcısındaki deneyde ortaya çıkacak kara delik ya da kuramsal parçacığın güzel gezegenimizi bir ateş topuna çevireceği, cork diye yutacağı iddia ediliyor ki insan anlamadığı bir alan (fizik) söz konusu olunca "hadi ya?" demeden edemiyor... hatta bu işten anlayanların "yok öyle bir tehlike" dedikleri yazıları okuduktan sonra bile içi tam olarak rahat etmiyor. bir de düşünsene: ertesi gün doğum günün!

yirmi küsür manyak fizikçinin dünyanın sonunu getirebilecek bir deneye kalkışması durumunda gözüm süpermen'i aramaya başlıyor. demem o ki, evet çok "çizgiroman" bir korku bu: en klişesinden, saçmasapan! yine de bunalıma giren, geceleri uyuyamayan vardır; kesin!

douglas adams yaklaşımıyla bakılırsa, bir fare(!) ya da deney alanında unutulmuş , oynanmış bir loto kuponu, aslında dünyayı yutmayı hiç de düşünmeyen bir karadeliği gaza getirebilir? o halde "bir haftadan az bir zamanın kaldı ne yaparsın?" sorusunu sorman gerekiyor kendine; galaksiler arası otostop yapmayı bilmiyorsan tabii...

çok isterdim ama ben bilmiyorum... üç beş günde de bu konuda kendimi yeterli düzeye getirmem olanaksız. peki ne yapardım? diyelim ki cern'de çalışan, uzaktan akrabam olan isveçli fizikçi beni aradı ve "öleceksiniz.. hepiniz öleceksiniz.. nıhahaha!" dedi! derhal lost senaristlerini arar ve olayları neymiş onu sorardım. "yuh! bu muydu!" diye telefonu kapadıktan sonra tüm eşe dosta ulaşır ve onları evime davet ederdim: "içkilerinizi kapıp bize gelin!". muhtemelen beş gün boyunca geyik yapar, film izler ve sürekli sarhoş kalmaya çalışırdım.

sekiz saniye önce düşündüm de, yılların geyiği olan bu soruyu "kalan azıcık zaman(!)" için bir eğlenceye dönüştürmek mümkün. uzun süredir "ben de bir mim başlatsam benim neyim eksik yahu" diye yutkunduğumu(!) da hesaba katarsak, işte şimdi tam zamanı üstelik belki de son şansım!

o halde, 10 eylül 2008 gününe kadar zaman kısıtlaması koşuluyla (eh.. öyle değil mi?) şu soruyu cevaplasınlar: "10 eylül günü gezegenimiz yok olacak diyelim; o güne kadar neler yaparsın?"
kimler: demo, cevval portakal (bir aydır yazmıyor gerçi), buzcevheri, mathy, aydan atlayan kedi ve zehirli örümcek (pil bitti dedin ama hadi bakalım...)

*görsel: superman

devamını göster