eski istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Mart 2012

istanbul'un kuşçuları

birbirinden enteresan karakterlerin kuşlar üzerine anlattıklarını derleyen bir belgesel, "istanbul'un kuşçuları". üzerine pek yazılıp çizilmemiş bir konuyu ele almış yönetmen naki tez. belgeselde genelde eski kuşak amcalar anlatıyorlar ve hepsi sahici.
kuşçuluk diye duyunca (sezyum'da gördüm) şu güvercin hastaları ile ilgili zannettim. taklacı güvercinler. onların da ayrı bir dünyası vardır mutlaka ama bu belgeselde ötücü kuşlara karşı duyulan düşkünlükten bahsediliyor: özellikle florya ve saka kuşlarına...
bu dünyada kuşlar sanki bir enstrümanmış gibi kullanılıyor. üzeri örtülmüş kafeslerle tamamlanan bir enstrüman. yıllarını (çok uzun yıllarını) en güzel ama belirlenen kurallara en uygun öten kuşu aramakla geçirmiş bu insanlar. kuşçuluk uğruna çok şeyle ilgilenememişler hayatla ilgili, işlerinden olmuşlar, okuyamamışlar...
konuyla ilgili sanırım tek araştırmayı selim somçağ yapmış. sitesinde üç makale var; işte oradan bir alıntı:
"ötücükuşların ötmesi üremeyle ilgilidir. ötüşün amacı çevredeki hemcinslerine varlığını ilân ederek dişileri cezbetmek, erkeklere ise meydan okumak, önce eş bulmada, sonra da besin aramada diğer erkeklerin öten kuşun bölgesine girmemesini sağlamaktır. dolayısıyla ötme sosyal bir olaydır. kafeste tutulan kuşlar da başka kuşlarla karşılaştıklarında daha çok öterler. bu saka için de önemli olmakla beraber floryanın bol ötmesi için elzemdir. bu sebeple ötüm mevsimi girince kuşçular kuşlarını kuşçu kahvelerine getirerek karşılıklı öttürürler. kuşçular da kuşların karşılıklı ötüşünün rekabet esasına dayandığının bilincindedirler. onun için karşılıklı öten kuşların 'dövüştüğünden' söz ederler. kahvede kuş öttürmenin incelikleri vardır. değişik çevre kuşu ürküteceğinden, floryanın kafeslerinin üzerine daha kış mevsiminde ince beyaz bezden örtüler geçirilir. daha sonra kuş kahveye yine örtüde götürülür ve bu sayede yerini yadırgamadan öter. en makbulü kuşun asmaca ötmesidir. yani kafesi asıp kuşu kendi haline bırakırsınız, kuş bozmadan öter. fakat iyi öten kuşların çoğunun zaman zaman bozukları olur. bu yüzden kafes masanın üstünde durur. kuşun sahibi kuş bozduğu zaman daha önceden kuşu alıştırdığı şekilde hafifçe kafese vurarak bozuk ötüşü kesmeye çalışır. kahvedeki kuşların bozuk ötmemesi floryada çok önemlidir, çünkü sakadan farklı olarak floryanın ötüşü hayatının her döneminde bir ölçüde değişmeye açıktır. yani floryanın ötüşü kısmen genetik olarak belirlenir, kısmen de öğrenilir. bu yüzden bozuk ötüşlerin olduğu bir ortamda en falsosuz kuşun bile bunları kapıp ötüşünü bozma ihtimali vardır. onun için kuşçu kahvelerini işletenlerin kuşçuluktan anlaması şarttır, çünkü ötüm zamanı kuşu devamlı falso yapan kişiyi kuşunu götürmesi için uyarmakla yükümlüdür. tahmin edilebileceği gibi kahvede karşılıklı kuş öttürmenin müsabakaya, rekabete dönüşebilecek bir yanı vardır. özellikle floryanın ötüp ötmeyeceğinin belli olmaması, fakat bir kere kızışınca da kuşların karşılıklı olarak birbirlerini bastırmak için öttükçe ötmeleri, yani dövüşmeleri bu kuşu iddiaya elverişli kılar."



belgeselin fragmanı

istanbulunkusculari.com
istanbul'da kuşçuluk - 1
istanbul'da kuşçuluk - 2
istanbul'da kuşçuluk - 3
istanbul'un kuşçuları - efe.me

devamını göster

17 Kasım 2008

bir zamanlar istanbul

bilgisayar hayatıma girdiğinden beri kitap okuma oranım düştü. bir çok insan gibi... ne mallık! geçenlerde gaza geldim, bir dolu kitap aldım ve iyi bir dönüş olur diye otostopçunun galaksi rehberi serisini tekrar okudum. sanırım oldu da. heyecanla beklediğim "orhan pamuk'un yeni romanı" ikinci sıradaydı ve ona başladım ancak cevdet bey ve oğulları'nı yarım bıraktığım gibi, orhan pamuk'un bu kitabını da yarım bırakacağım sanırım.

birkaç arkadaşım dışında bana aşk hayatını uzun uzun anlatan kimse olmadı. o arkadaşlarım da benim abuk sabuk yorumlarımdan hoşlandıkları için anlatmışlardır zaten. bana ne yahu senin aşkından; seni tam olarak anlasam bu sefer ben de senin gibi, senin aşık olduğuna aşık olacacağım! yok artık! kimse istemez bunu...

ama bir kitap okumak nedir? benim anlayışıma göre, örneğin, hayatta karşılaşma olasılığının oldukça düşük olduğu, muhteşem şeyler anlatan, ortaçağ uzmanı, sakallı ve tombul bir italyan profesörü dinlemek? ya da hiç tanımadığım birinin "yarattığı" kemal adında, sıkıcı bir herifi dinlemek? (oysa galip'i dinlemek ne keyifliydi...)

çok basit bir şey sonuçta; o anlatmayı seviyordur (hem de senin çok ilgini çeken şeyleri) ve geçersin karşısına dinlersin. eh o kadar kolay değilse o şansı yakalamak, o anlatılanların metinlerini okursun olur biter? büyütülecek, kutsallaştırılacak bir şey yok hani "kitap okuma" konusunda.

işte kemal de beni sıktı. ödev değil ya seni dinlemek yahu, demeye başladım içimden. hayır birşeylere bakınsam, o anlatsa ben başka şeyler düşünsem; o da mümkün değil: kafanı başka yöne çevirdiğin anda susuyor! pis bir gerilim ondan sonra... ancak üzgünüm; daha fazla dinlemek istemiyorum sanırım kemal'in aşk hayatını...

matrix'in neo'suyla alakalı, "matrix: revolutions" filminde "neo-isa" benzerliği (?) konusunda, ceviz kabuğu programında bir tartışma vardı. programa islam dini uzmanı olarak görme özürlü, sempatik(!) bir adam (biliyorum ismini ama google tutup kolundan getirmesin bambaşka dertteki birini!) hristiyan dini uzmanı bir rahip ve (hatırlamıyorum pek) bir iki kişi daha katılmıştı. islam uzmanı filmin ilk cd'sini evde "takmış" ancak hanımı pek sıkılmış o yüzden filmin hepsini izlememiş; bir diğeri ("sayın cevizkabuğu" olabilir) ilk filmi izlemiş ama üzerine konuştukları filmi izlememiş... her neyse bunlar saatlerce tartışmayı başardılar! bu aralar herkes "mustafa" isimli filmden bahsediyor ve tartışanların, yorumlayanların bir bölümü henüz filmi izlememişler bile. işte! çok belirgin: kitabı bitirmeden atıp tutmakla bir dangalaklık mı yapıyorum? elbette hayır; sadece kemal'den sıkıldım ben. eğer ki, "hadi bakalım dök taşlarını" diyebilecek durumda olursam, dinlersem kemal'in tüm anlatacaklarını, kitap hakkında da "cart curt" ederim.

eski istanbul fotoğrafları bonus; altlarındaki bilgiler, kartpostal'ların arkasından:

eski istanbul - üsküdar iskelesi
"üsküdar iskelesi ve meydanından bir görünüş"

eski istanbul - taksim meydanı
"taksim meydanı"

eski istanbul - atatürk köprüsü
"sokullu camii ve atatürk köprüsü"

eski istanbul - karaköy
"karaköy"

eski istanbul - istanbul limanı
"istanbul limanı"

eski istanbul - galata köprüsü
"karaköy'den köprü, yeni camii ve süleymaniye'ye doğru"

eski istanbul - galata köprüsü
"galata köprüsü"

eski istanbul - beykoz
"beykoz"

eski istanbul - beşiktaş
"beşiktaş, barbaros bulvarı"

eski istanbul - aksaray meydanı
"aksaray meydanı"

devamını göster