
the cove, japonya'nın taiji bölgesinde, gözlerden uzak koylarda gerçekleştirilen yunus katliamlarını dünyaya göstermek amacıyla çekilmiş bir belgesel. richard o'barry (yandaki fotoda, yunus olmayan), bir zamanlar ünlü "flipper" dizisinde flipper'ı canlandıran yunusların eğitmeni, bakıcısı, kankasıymış. yunusların gösteri dünyasında yer etmesinde bu dizinin ve doğal olarak richard amcanın epeyce etkisi olmuş. flipper'ı canlandıran yunuslardan cathy'nin kollarında intihar etmesinden sonra (neden intihar kelimesini seçtiğini anlatıyor belgeselde), bu hayvanlara ayıp edildiğini, kendisinin de yıllarca yanlış bir yolda yürüdüğünü görüyor ve kalan hayatını yunusları özgürleştirmeye, haklarını korumaya adıyor.
richard amcanın rehberliği ve bildikleri esas alınarak bir ekip kuruluyor, taiji'ye gidiliyor ve neredeyse bir macera filmi havası taşıyan "the cove" belgeseli ile yunus katliamı belgeleniyor. dünya "yazıık yaa" falan diyor. filmin sonunu söyleyim hemen:
japonya'da her yıl ekim ayından, mart ayına kadar yaklaşık 23.000 yunus katlediliyor.
belgeseli çekebilmek için çok uğraşmışlar. tüm yasal yolları denediklerini ancak hem yerel yönetimin hem de balıkçıların çıkardıkları engeller yüzünden gizli kameralarla, "girilmesi yasak" bölgelere geceleri gizlice girerek çekim yapabildiklerini anlatıyorlar (zaten tüm bunları izliyoruz). bu durum belgeselin kurgusuna da yansımış doğal olarak; yapılan hazırlıklar, yoğun bir "yakalandık yakalanacağız" gerilimi, bağırıp çağıran balıkçılar, güvenlik güçlerince sorguya alınmalar... bir noktadan sonra, filme konu olan yaratığın filmin sonuna kadar tam görünmediği, asıl büyük şiddetin filmin sonunda yer aldığı garip korku gerilim filmlerinden birini izliyorum hissine kapıldım doğrusu. bilmiyorum abartıyor muyum ama, belgeselin öyle bir gidişatı var ki, sanki "gösterin artık şu yunusların bedenlerine giren kancaları, zavallıların can çekişen bedenlerini, kandan kızıla boyanmış denizi" demeye başlıyor izleyici. tam amerikan tarzı yani, çok daha fazla etkileneyim diye, gerdikçe geriyorlar, o patlama noktasına yavaş yavaş çekiyorlar ve görkemli bir final ile izleyiciyi sarsıyorlar. gerçekten de belgeseldeki katliam görüntüleri birazcık bile yüreği olan birini derinden etkileyecek, belki de yoğun bir suçluluk duygusu ya da utanma hissi yaratacak cinsten.
bu dramatik yükselişi, insanlar daha çok etkilensin, çığlığımızı daha çok insan duysun derdine bağlamak olanaklı. yine de bir çelişki var: tamam bu katliamı herkese duyuralım, duymayan kimse kalmasın ama bunun için illa ki belgeseli satın almak mı gerekiyor? önemsiz bir noktaya takılmıyorum;
home (yuva) belgeselinde yapıldığı gibi, dvd satışı yanında, internetin olanakları da kullanılabilirdi, eğer gerçekten dert kamuoyu yaratmaksa, olabildiğince çok insana ulaşmaksa... belgeselin yapım masraflarını karşılamak için de, daha sonra, konuyla ilgili çalışmalar için de bir dolu maddi kaynak bulunabileceğini düşünmek zor değil. bu bir tavırdır; samimiyet ve çaba gösterme anlamında zayıf noktalardır. zaten insanın aklına şüpheler düşüyor; örneğin şöyle düşünebiliyor insan: asıl sorun ettikleri şey, hayvanların topluca öldürülmesi mi yoksa dev bir pazar olan balıkçılıkla ilgili, ülkeler arası başka bir plan mı var? [örneğin danimarka'da da "geleneksel" ıvır zıvır nedenlerle balinalar topluca öldürülüyor. belgeseldeki vahşetten pek bir farkı yok:
fotoğraflar ve
video] bununla beraber ve buna paralel olarak, bir dolu insanın bu belgeselden dolayı japonya'ya (ve japon halkına) karşı yargılarında değişimler olacağı kesin.
insan, uzun zamandır ve günümüzde vahşi, yıkıcı bir yaratık. belki bir gün, insan hakları, hayvan hakları, çocuk hakları, şu bu hakları diye tek tek anlamlandırmak yerine "varlık hakları" diye bir şey ortaya çıkacak ve hiç de komik, garip durmayacak? çünkü illa ki kan görmemiz gerekmiyor; canlı cansız tüm varlıklara karşı her millet, her ülke illa bir bokluk, pislik yapmış, yapıyor... yunusları topluca öldüren, soylarının devamını tehlikeye atan japonların (hükümetlerin, bazı balıkçıların vs), dinamitlenerek yok edilen dev buda heykellerine duyduğu üzüntü (
bamyan buda heykelleri ve
haber) biraz anlamsız görünüyor sanki; ya da çok anlamlı? bir türlü karar veremedim.
devamını göster
kapat