26 Ocak 2012

skyrim: görüntüler

the elder scrolls V: skyrim oyunu görsel açıdan muhteşem. oyunu bir yana bırakıp çevreyi hayranlıkla izlediğim çok oldu. işte genellikle o anlarda ekran görüntüleri almaya başladım. oyun ilerledikçe, farklı farklı mekan ve iklimlerle karşılaştıkça, ekran görüntüsü alma işini daha ciddiye almaya başladım. burası çok güzelmiş yahu dediğim yerde oyunu kaydedip, oyundan çıkıp, çözünürlüğü maksimuma getirip (çünkü -bir dolu mod da yüklü olduğundan- bilgisayar zorlanıyor, düşük çözünürlükle oynayabiliyorum) tekrar o yere gelip görüntüler alıyordum. daha sonra kodları kullanmayı keşfettim. "tfc 1" (tırnaksız) kodu ilaç gibi geldi. bu kod ile oyunu durdurup, kamerayı her yöne, serbestçe taşıyabiliyorsun. (tabii belirli bir alan içinde net, daha sonra nesnelerin görüntüleri bozulmaya başlıyor.)
bir turist gibi, "a burası ne güzelmiş!" deyip görüntü alma işi zamanla, aksiyon olduğunda da görüntü alma isteğiyle çeşitlendi. ancak aksiyon olduğunda işler zorlaştı da. bir yandan da oyun zevkini baltalamak istemediğimden, örneğin mağaraya girmeden hemen önce oyunu kaydedip, mağarada işim bittikten sonra mağara başlangıcındaki kayıt noktasına dönüp tekrar başlıyordum. nerede ne ile karşılaşacağımı bildiğim için pislik çıkar çıkmaz kameraları çıkarıyordum! kullandığım kodun bir olumsuz yönü var: kendi karakterini göremiyorsun. yanımda her zaman bir yoldaş olduğundan ve sanguine rose yanımda olmadan yola çıkmadığımdan, görüntülerde genellikle yoldaşlar ve boynuzlu kızıl savaşçı yer aldı.

not 1: kodları dikkatli kullanmak gerekiyor. örneğin kod aktif haldeyken daha önceki bir kayıt noktasına dönüldüğünde, oyun saçmalamaya başlıyor.
not 2: tüm görseller 1920x1080 ölçülerinde. bu sayfadakilerle beraber toplam 50 ekran görüntüsünü mediafire veya minus üzerinden indirebilirsin.
not 3: açılan blogger resim izleme nanesini F11 ile tam ekran kullanmanı tavsiye ederim.





































ayrıca:
skyrim : modlar, uygulamalar, videolar

devamını göster

25 Ocak 2012

dünyanın en uzun süren deneyi

küçükken mutfakta rastgele bulduğu malzemeleri, ama dikkatle ve ölçerek biçerek, sadece içgüdülerin rahberliğinde karıştırıp, o karışımı günlerce bekletenler vardır bu gezegende. onca çabaya rağmen, mutfaktan çıkma olup da bilim dünyasına altın (ya da bakır, ne fark eder?) harflerle yazılmış pek bir şey yoktur sanırım?
"dur bakalım ne olacak?" sorusu önemli bir soru. ancak oradaki "dur bakalım"ın süresi de önemli. bakılacak şeye göre değişiyor elbette. "dur bakalım şu mermi, silah ateş aldıktan sonra saniyede ne kadar hızla hareket ediyor?"daki "dur bakalım" ile, zift damlatma deneyindeki "dur bakalım"ın arasında ciddi bir fark olacak elbette!
zift damlatma deneyinin öyküsü şöyle başlamış:
"1927 yılında queensland üniversitesinin ilk fizik profesörü olan profesör thomas parnell, altı kapalı bir huninin içine ısıtılmış zift koymuş ve 3 sene yerine tamamen oturması için beklemiş, ondan sonra 1930 yılında huninin altını açarak normal oda sıcaklığında bırakmış ve gözlemeye başlamış..."*
thomas parnell, 1948 yılında ölmüş ama deney devam etmiş: 2009 yılına kadar sadece sekiz (8) damla düşmüş: 1938, 1947, 1954, 1962, 1970, 1979, 1988 ve 2000 yıllarında. dokuzuncu zift damlasının, damlama süreci henüz tamamlanmamış durumda; şimdi, şu anda damlıyor; son 11 yılda olduğu gibi!
dünyanın en uzun deneyinin bir özelliği de, dünyanın en sıkıcı web yayınıyla izlenebilir olması: queensland üniversitesinin sitesi üzerinden (the pitch drop experiment) deneyin son halini "canlı" olarak izleyebilirsin. bir fotoğraftan farkı olmayan bu yayın, tahmin edileceği gibi, ölümcül bir durağanlıkta. insan oraya bir yere bir saat falan koyar, ne bileyim bir sinek gezinse keşke diye düşünüyor insan, izlemeye başladıktan 10 saniye sonra...
deney ilginç olmasına ilginç ama ben bu deneyin bilim aşkıyla başladığına pek inanmıyorum. ya da şüpheleniyorum diyelim. thomas parnell, böyle bir deney başlatarak, ömrü boyunca devam eden ve kimsenin cart curt edemeyeceği (bilim sonuçta!) bir bahane alanı yaratmış. canı bir şey yapmak istemediğinde, bir yere davetli ve gitmek istemiyor diyelim, "abi gelemem, deneye bakmam gerek" deyip işin içinden sıyrılıyordu bence!


*ekşi sözlük
-wikipedia - pitch drop experiment
-physics.uq.edu.au/physics_museum/pitchdrop.shtml
-livescience.com
-atlasobscura.com
-popsci.com

devamını göster

23 Ocak 2012

skyrim : modlar, uygulamalar, videolar

tanıtım filmlerini izlemeyi severim. ama dönüp dönüp de izlemem. iki tanıtım filmi dışında. ilki, a serious man filminin tanıtım filmi. filmi beğenmedim pek ama fragman müthiş! diğeri ise, the elder scroll's V: skyrim. amcanın sesi, ejder haykırışı, görüntüler falan filan ama en önemlisi müzik sanırım.
skyrim son yıllarda oynadığım en güzel oyunlarından biri. multiplayer oyunları bir yana bırakırsam, en uzun soluklu oyun oldu, oluyor. 150 saati geçti oyun süresi ve daha yapılacak çok şey var. bu türden oyunlarda oyun süresi, oyuncunun eğilimlerine, azmetmeye ve kastetmeye göre değişir. çok istendiğinde bu oyunu (ana görevini) 2 saat 16 dakikada bitirmek de olanaklı hani. rekor denemeleri bir yana; esen rüzgarın, düşen yaprağın, ayağına takılan taşın bile senden bir şeyler istediği bir dünyayı ayaklarının altına seren skyrim, hele bir de gezmeyi, dolaşmayı çekici buluyorsan, çok ama çok uzun soluklu bir oyun aslında.
dediğim gibi, oyuncunun haz alma kriterleri oyun süresini ama ayrıca bir çok şeyi de belirliyor, değiştiriyor. bir savaşçı bir mağaraya dalar ve fırtına gibi esebilir ama bir hırsız daha kapıdan girer girmez gölgelere atar kendini. doğal olarak oyun tarzı ve oyun süresi de buna bağlı olarak değişecektir.
bu oyunun artılarından biri de, kullanıcıların oluşturdukları modlar ile kişiselleştirilebilmesi, geliştirilebilmesi. zaten benim derdim de oyun şöyle böyle demekten çok, skyrim için ve skyrim adına yapılmış şeyleri bir araya getirmek...

öncelikle skyrim nexus isimli siteye üye olmak gerekiyor. ayrıca, nexus mod manager'ı bilgisayara kurmak işleri (genellikle) epey bir kolaylaştırıyor. sonrasında skyrim nexus'a dalıp, yüzlerce mod arasından istediklerini kuruyorsun. elbette denemediğim çok daha güzel modlar vardır; ben sadece kullandığım, beğendiğim modları listeledim:

yaddas realistic ENB config: bu mod ile ışık ayarları değiştiriliyor dolayısıyla renkler ve gölgeler epey bir değişiyor. bir dolu mod denedikten sonra bu kaldı. mod sayfasındaki örnek resimler daha net fikir verecektir. mod manager ile doğrudan uygulanamıyor o yüzden yükleme bilgilerini okumalı.


(yaddas realistic ENB config)

skyrim flora overhaul: otlar, çiçekler, yapraklar bu mod ile çok daha gerçekçi ve net görünüyor. bilgisayar sistemine göre versiyonları var. nexus download manager ile doğrudan indiriliyor ve kurulabiliyor.

flora
(skyrim flora overhaul)

lush trees: yukarıdaki mod ile beraber doğal hayatı güzelleştirme adına dev adımlar atılmasını sağlayan bir mod bu. ağaçlar daha sağlıklı, bol yapraklı ve gürbüz görünüyor. nexus download manager ile kolaylıkla indirilip kurulabiliyor.
RWT realistic water textures: deniz, göl, akarsu yüzeylerini ve su altı görünümünü güzelleştiren bu modun, bilgisayar kapasitesine yönelik üç ayrı versiyonu var. nexus download manager ile indirilip kurulabiliyor ancak yine de açıklamaları ve uyarıları okumakta fayda var. yükleme esnasında kendi ayar penceresi açılıyor ve isteğe göre ince ayar yapılabiliyor.
improved NPC clothing: bu mod ile ahalinin kıyafetleri çok daha güzel, detaylı görünüyor. buna benzer küçük değişiklikler yapan modlar önemsiz gibi görünebilir. ama unutulmamalıdır ki, küçük ayrıntılar hayatı güzelleştirir derler. şiir bile yazarlar. işte bu anlamlı mod, nexus download manager ile uyumlu mu uyumlu.

ysolda improved npc
(improved NPC clothing)

skyrim HD: buna mod değil de patch demek gerek sanırım. sıkıştırılmış dosya açıldığında toplam dosya boyutu 1.29 gb ediyor. mod yapımcıları da uyarmış zaten, bilgisayarı kasabilir, loading sürelerini uzatabilir diyorlar. nexus download manager ile indirilip kurulabilen (yine de açıklamalara bakmakta fayda var) bu dev modun 700 mb ve 230 mb boyutlarında iki ayrı versiyonu var.

skyrim hd

a quality world map - with roads: skyrim haritasını güzelleştiriyor bu. ana yolları ve tüm yolları belirginleştiren iki versiyonu var.

immersive HUD - iHUD: gezip dolaşmayı çok seven biri için şahane bir mod. hedef imlecini, yön bilgisini vs ekrandaki ıvır zıvırları (isteğe göre) tamamen kaldırabiliyorsun. tabii gerektiğinde görünür oluyorlar; nexus download manager ile kurulurken kendi ayar penceresinden neyin ne zaman görüneceğini seçebiliyorsun.

skyboost: görüntüyü daha akıcı hale getiriyor. bu kadar mod kurduktan sonra bilgisayara doping yapmak gerekebilir tabii. tanıtım yazısında epey bir hızlanmadan bahsediliyor. bir öncesi sonrası karşılaştırması yapmadım ama bana da gözle görülür bir hızlanmaya neden oluyormuş gibi geldi.

********

uygulamalar, güzellikler, tuhaf şeyler:

dovahkiin gutenberg : skyrim evreninde bulunan onlarca kitabı bir araya getirmek güzel fikir. yeni güncellemeyle beraber kitap sayısı artmış ve daha önce resimsiz olan kitaplar resimlendirilmiş. mobi veya epub formatlarıyla tüm skyrim külliyatı, siteden indirilebilir.

potionapp.com: büyü işleriyle çok ilgilenmesem de, sadece satıp para kazanabilmek için bile iksir hazırlamanın üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum. bu sitedeki uygulama ile hangi nane ile hangi iksirler yapılabilir konusunda bilgi edinilebiliyor. bir de skyrim alchemist guide isimli iphone uygulaması var. büyücülük seviyesine ve seviye yükselten şeylere (yüzük, kolye, elbise vs) bağlı olarak hazırlanan iksirler hem güçlü hem de değerli olabiliyor. bak misal, "bear claws + giant's toe + hanging moss" karışımıyla elde edilen iksirin "taban fiyatı" 869 altın. dediğim gibi, büyücülük seviyesi yükseldikçe, iksirin değeri de yükseliyor ve sen bunu 1500, 2000 altına satabiliyorsun. en değerli iksirlerin hepsinde illa ki "giant's toe" kullanılıyor; bunu da arada belirteyim...


hesap makinesinde skyrim: texas instruments ti-84 marka ve modelli hesap makineleri için geliştirilmiş (peh peh!) bir skyrim versiyonu. tabii gelişmiş bir model bu, ne yazık ki(!) standart hesap makinelerinde skyrim oynamak olanaksız. sonuçta muhteşem grafikleri ve devasa oyun tecrübesini karşılaması gerek aletin. en fazla  tersten leblebi yazılabilecek bir hesap makinen varsa, üzgünüm.















skyrim monopoly: sonuçta sadece bir tasarım ama hiç de fena olmamış.



*****

videolar:

the dragonborn comes : görmeyen kalmamıştır ama eklememek olmaz. malukah iyi bir insana benziyor ve yaptığı sağlam cover ile epeyce ünlü oldu hatta nexus modları arasında bile kendine yer edindi. (bard music replacement by malukah). bu arada aklıma geldi, o hanlarda, kimse bir şey çalmasa bile müzik duyuluyor. masalardan, sandalyelerden mi geliyor o müzik, tahta duvarlardan mı fışkırıyor? ( konu dağıldı ama, "age of aggression" parçası da pek güzel )


skyrim meets metal: izlediğim metal versiyonlar arasında en beğendiğim bu arkadaşın performansı oldu. yer yer coşsa da (sololarda) müziğin özüne sadık kalmış; göze, kulağa batmıyor. fıstık gibi de çalıyor. hatta biri "fus gui tar!" diye yorumlamış, çok da iyi demiş...



fus ro dah!!!: youtube üzerinde binlerce "fus ro dah!" parodisi var tahmin edilebileceği gibi. milyonlarca da dizime ok yedim geyiği internetlerde dolaşımda. (ve fakat: kill the meme) bu video epey isabetli olmuş. denk gelirse başka bir fusrodah musrodah videosu izleme. zamanına yazık.



macho dragon mod: aslında bu bir mod. ciddiye alınacak bir tarafı olmadığı için ve sinir bozucu da olsa komik olduğundan, videolar başlıklı enfes bölüme dahil ettim. bu modu yükleyebilmem için oyunu 1000 saat falan oynamış olmam gerek sanırım, artık oyunun boku çıkmış olmalı sanırım, bir şişe votka içmiş olmam gerek sanırım ya da öyle bir şeyler. evet komik, ama, neden yahu? (bir de "little pony" var! )

şimdilik bu kadar, arada sırada güncellerim bu sayfayı...

devamını göster

19 Ocak 2012

"gözler kalbin aynasıdır"

robotların gün gelip de dünyayı ele geçireceğini düşünen ve her robotik gelişmeyle endişeleri şiddetlenen çok insan var. "çocuğumun bana benzemesinden korkuyorum" gibi bir şey bu; yersiz bir korku sayılmaz galiba?
insanımsı robotların varabilecekleri en üst nokta "tıpkı insan gibi" hareket edebilmek, düşünebilmek olsa gerek; sınırları ve hedefleri belli. gerçi "insan olmak" çok kaypak bir kavram, hangi insanı, kimi model alacaklar? olasılıkla, hem fiziksel hem de zihinsel bakımdan üst seviyelere ulaşmış insanlardan bir karışım hedefleyeceklerdir. bir sporcu kadar atletik, bir fizikçi kadar zeki, bir siyasetçi kadar kurnaz....
e yani robotlar nihayetinde yetenekli ama kaçınılmaz olarak hırt bir insan olacaklarsa, evet, gelecek korkutucu ve karmaşık olacak gibi geliyor bana da. bir yandan da insanlar kendilerini geliştiriyorlar: homo evolutis varlıklar olma yolunda ilerliyorlar. ama onların hedefleri robotların hedefinden daha yüksekte; "insan olma"nın ötesinde...
ama şimdi şakalaşma, eğlence zamanı. kabloları kafasından sarkan "ilkel" robotlar, soruları cevaplıyorlar ve her geçen gün, onların cevaplarıyla biraz daha şaşırıyor, biraz daha eğleniyoruz. ama bir dakika; sadece bir an için gözüme çarpan bir ayrıntı var: bu robot amca, "dünyayı ele geçirip, biz insanların canına okuyacak mısınız?" sorusuna, "sizleri seviyorum, üstümde emeğiniz var, hakkınızı yiyecek değilim. sizleri güvenli ve huzurlu olabileceğiniz yerlere kapatacağım ve orada, kafesler ardında her zaman güven içinde yaşayacaksınız" gibi bir cevap veriyor. gelsin kahkahalar! sen önce sarkan kablolarını topla be! sonra gülerek, robotun "şakasına" cevap veriyor eleman, karşılıklı gülüşüyorlar. fakat bir an için, videoda 34. saniyeye denk gelen bir anda robot amca'nın kısık gözleri gerçekten de insanı endişelendirebilecek bir detay barındırıyor bence: orada ışık var, sabır var, çok büyük bir sinsilik var.


şurada gördüm: geekologie.com

devamını göster

09 Ocak 2012

koca kafalı karıncalar


bilimciler, 35 - 60 milyon yıl önce yaşamış, günümüzde nadiren görülebilen, koca kafalı, koca çeneli süper asker karıncalardan üretmişler. dertleri neymiş peki? "kanadalı araştırmacılar, antik zamanlardan kalan genlere geri dönebilmenin, canlılara yeni fiziksel özellikler kazandırmak için çok önemli bir rol oynayabileceğine dikkat çekti" diye bir açıklama var, "neden kurcalıyorsunuz?" sorusuna karşılık. [ntvmsnbc]
dev karınca diye haber okuyunca, insan bir an ürküyor. saçma sapan filmler akla geliyor derhal. iki metre, üç metre boyunda karıncalar? yok, bunlar diğer karıncalara göre dev, bir fiskelik işleri var bizim için hani. yine de o boktan filmler de buna benzer şeylerle başlar ama! çılgın bilim adamı heyecanla eve gelir, karısına sarılır:
"bak dev karınca ürettim!"
"ellerine sağlık hayatım ama dev diyebilmek için çok küçük değil mi bu? 'küçük' olduğu belli olan bir şeyi, 'büyük' diye, hele ki 'dev' diye kabul ettiremezsin insanlara, değil mi?"
işte acılarla ve vahşetle örülmüş bir sonun başlangıcı: gereksiz bir eleştiri ile gururu incinen bir bilim adamı her türlü çılgınlığı yapabilir!
"bir tane, sadece bir tane gerçekten dev bir karınca yapmazsam sanırım ölürüm" diye düşünebilir? ki bir çılgınlık yapmasa bile, genleriyle oynanmış karıncalar, beklenmedik doğal ya da kimyasal ya da "ne bileyim ben" bir nedenle başımıza bela olabilir?
karıncaları ciddiye alıyorum, onlara saygı duyuyorum. bir gün "haydi insanları yok edelim, üç deyince, biiir, ikiii..." diye, sağlam bir organizasyonla ve eş zamanlı olarak yuvalarından fırlasalar, insanların üzerine, kırk beş dakika içinde tek bir insan bırakmazlar -bence!- gezegende! bu konuda bir kanıt, istatistik veri, şu bu sunacak değilim elbette. bir his diyelim; karıncalara bulaşmamak gerek diye düşünüyorum.

6a00d8341bf67c53ef0167604ea4bc970b-800wi

devamını göster

21 Ekim 2011

robok

kelime oyunu benim de içime sinmedi ama bok toplayan robot için aklıma gelen ilk isim o oldu. robotlar sanki insan hayatının bir parçası olup çıkmış da bok toplayanını yapmak kalmış geriye diye düşündüm bahsi geçen robotu görünce. aslında aklımda yapılacak işler bakımından bir önem sırası yok. zaten robot teknolojisi karşısında, konuya bunca kilometre uzaktan, sadece tanık olmak falan geliyor elimden. kısacası, şunu yapan, bunu yapan robotlar doldurmaya başlıyor gezegeni ve işte bu da bok toplayanı: "poop scoop"
bok dediysem de, sen tuvaletteyken pat diye içeri girip, "bitti mi! dur sifonu çekme, alırım ben bokunu" diyen bir robot değil poop scoop. bu zavallı (ki bence bir gün robotlar örgütlenip insanlara isyan etmeye başladıklarında tüm robotlar onu hüzünle anacaktır) bahtsız robot, parklarda, yollarda köpeklerin boklarını temizlemeye programlanmış gibi görünüyor. pek teknolojik, ne bileyim zamane robotu gibi bir görünüşü var ama eline bir plastik kova verip tüm havasını sıfırlamışlar. biri de çıkıp "şu kovayı alüminyum folyoyla bari kaplayalım abi, ne bu ya!" dememiş!
karizması bozuk da olsa işini oldukça iyi yapıyor gibi. videodan anladığım kadarıyla sadece kurumuş* bokları temizliyor. kafasını eğiyor, yere bakıyor, boka benzeyen şeyleri topluyor. teknoloji biraz daha ilerleyince, görsel algılayıcılar yerine koku algılayıcılarına sahip olunca, aşağıya bir yere kocaman bir burun eklenebilir. böylece hem daha hızlı çalışır hem de arada yere düşmüş çörekleri, tahta parçalarını falan toplamaz. çünkü yine videodan anladığım kadarıyla işi bittikten sonra biri (amir) geliyor ve kovadaki bokları sayıyor! ("sana bok topla dedik aptal teneke! günde 80 bok toplamazsan başın belada!") eh, böyle bir işle görevlendirilmiş bir robot işten kaytarmak için yolda bulduğu her boka benzeyen şeyi kovasına atabilir.





*yani öyledir umarım yoksa birinin ya da bir robotun da bu robotu temizlemesi gerekecek.

devamını göster

19 Ekim 2011

konuşmak

bir robotla konuşabilirim. yanına gitmem ama o yanıma gelir de bir şeyler anlatmaya başlarsa dinlerim. baktık muhabbet güzel, bu konuşma gittiği yere kadar gider, sıkılmam, bir robotla ne konuşulur, demem. robotça dertlerini, robotluğu falan anlamaya çalışırım; gücüm ve aklım yetiyorsa ona yardım etmek maksadıyla önerilerde falan bulunabilirim.
bir çocukla da konuşabilirim. kaç yaşında olursa olsun. genellikle çocuklar boş konuşurlar, çok soru sorarlar, insanı sıkarlar ve hepsinden önemlisi hava basabileceğin varlıklar değillerdir. ama her çocuk da bir değildir elbette. muhabbeti, kafa yapısı güzelse, oturur saatlerce dinlerim onu; hiç de kendimi kasmadan konuşurum onunla.
bir kedi ya da köpek gelse yanıma, becerebilse iki kelam etmeyi, ilk şaşkınlığı ve yabancılığı kısa süre içinde atlatır -ve tabii kafa dengiyse- konuşmaya başlarım. zaten benim soracak bir dolu sorum vardır; onların merak ettiklerini de içtenlikle, bildiğim kadarıyla anlatırım. havadan sudan da konuşabilirim, illa kedilik, köpeklik, insanlık hakkında konuşmalıyız diye düşünmem.
"üzerine hoş bir açıyla gün ışığı vurmuş bir dilim peynirle" de konuşabilirim. onun bir şey söylemesini, bir şeyler anlatmasını beklemeden, öylece konuşabilirim. ancak diğerlerinden farklı olarak sanırım benim ona yaklaşmam ve konuşmayı başlatmam gerekir çünkü yüzyıllar içinde dikkatlerden kaçmamıştır, peynirlerin ağızları, onlara bir ifade verecek gözleri yoktur. bir peynir asla insana yaklaşmaz.
tanrılarla, şeytanlarla, ruhlarla konuşmam. eğer onlar yaklaşmışlarsa bana ve konuşmaya çalışmışlarsa, gözlerimi kapar, her şeyin normale dönmesini beklerim.

devamını göster