21 Şubat 2013

silecekte kuş yuvası



vatandaşın biri aracını bir park yerine bırakıp gitmiş, altı gün sonra döndüğünde işte yukarıdaki durum ile karşılaşmış. hayat, duran araca arkadan bindirmiş dense, yeridir. ne yapsam ne etsem diye düşünmüş, konuyla ilgili birilerini aramış, sonuçta yavrular yumurtalarından çıkana kadar arabayı park yerinde bırakma kararı almış.
öykü gerçek mi değil mi bilemem ama (öyle bir durum karşısında) adamın, yuva işlevini tamamlayana kadar aracını park yerinde bırakmaya karar vermesi ilginç geldi bana. herkes yapmaz ya da yapamayabilir böyle bir şeyi. bir fedakarlık ama işte hayata renk katıyor. daha da katkısı olabilir hatta: ertesi gün, "kap arabanı gel, falan fişmekan yere gidelim" gibi bir teklifi "benim arabayla yola çıkamayız çünkü arka cam sileceğine bir kuş yuva yapmış" gibi muhteşemliği doğru olmasından kaynaklanan bir bahane ile karşılamak pek az insanın yakalayabileceği bir şans!

kaynak: http://www.blameitonthevoices.com/2013/02/improvised-nest.html

devamını göster

13 Şubat 2013

calvin ve hobbes: derleme

binlerce yıl önce calvin ve hobbes ile ilgili bir şeyler yazmıştım. pis bir resim, foto biriktiricisi olmamdan dolayı zamanla bir calvin ve hobbes sahnesinin bir çok versiyonu birikti. madem böyle bir yığın oluştu o halde onları bir araya getirmek gerek:






john calvin and thomas hobbes - spacecoyote



bilbo and gandalf - cooljohnny

kaynak


where's carl? - joel watson


ywb - calvin + hobbes tribute - steorra-moonstar


kaynak



Dan Vs. Crossing Logs - SugarKills


jerry carr


nite4awk


mattofsteel


eric-with-a-k


fuzzymutt

devamını göster

08 Ocak 2013

romeo ve kankası

bir kedi ile bir köpeğin arkadaş olmasında şaşırılacak bir şey yok. özellikle bunlar aynı evde, bahçede yaşıyorlarsa. ancak ikisi de sokakta yaşıyorsa, işte o pek nadir görülen bir şeydir sanırım. üç dört yıl önce bizim goldi'ye kur yaptığı için "romeo" ismini taktığımız bir sokak köpeği var. arada sırada görünür, genelde yalnız takılırdı ancak yaklaşık bir senedir bir kediyle takılıyor. nasıl karşılaştılar, nasıl olup da birbirlerine yaklaştılar ve beraber gezmeye başladılar bilemiyorum.
romeo ve kankası (boş yere kanka demiyorum; bunlar yan yana gelmiş iki hayvan değil sadece) bugün de geldiler ve olan biteni kaydettim:


devamını göster

03 Ocak 2013

cennet zararlısı

bu gezegenin, üzerinde var olan tüm varlıklar için ve hatta çok uzaklardaki varlıklar için tam da bir cennet olduğunun farkında olmayan, bu cennetin bir cehenneme dönüşmesinde doğrudan ya da dolaylı sorumluluğu bulunan, buna rağmen bir gün cennete gidebilmek için ölmeyi bekleyen milyonlarca insan var. bununla beraber, bu gezegenin, özellikle üzerinde var olan tüm varlıklar için bir cehenneme dönüştüğünün farkında olan ve bu yıkımın durdurulması gerektiğini düşünen de milyonlarca insan var; ya da binlerce, bir an emin olamadım. böyle bir şeyi düşündüğümde, kendimi ayrı tutma eğilimi gösteriyorum, insanlar gezegeni ve gezegen üzerindeki yaşamı yok ediyor ama ben onlardan biri değilim, diye düşünüyorum, ben iyilerdenim! uzaydan, bilmiyorum nereden gelip, "sıçmışsınız lan cennet gibi gezegenin içine!" diyecek uzaylıya, "abi silahını bana doğrultma lütfen, ben hep söyledim, ama dinlemediler" diyeceğim; o gün geldiğinde. bir işe yarayacağını zannetmiyorum ama! 
tüm bedeni çeşit çeşit mikrobun halt yemesiyle hastalanmış bir insana, bedeninizi tüm mikroplardan, kötü, bozulmuş hücrelerden temizleyelim mi yoksa bazı mikroplar kalsın mı bedeninizde, diye sorsalar, aman efendim, mikrop falan bırakmayın, temizleyin beni rica ederim, diye cevap verir hasta olan. yine beden üzerinden konuşacak olursak, insan vücudu da aslında tam bir mikrop, bakteri yuvası. sadece bağırsak sisteminde, insan bedeni için zararlı, zararsız veya yararlı binlerce canlı var. gitmiş, görmüş gibi konuşmayım, alıntı yapayım:
(...) bağırsaklarımızdaki mikrop sayısı, bizim kendi hücre sayımızın neredeyse on katı. bu mikroplar arasında hastalık çıkarmaya fırsat kollayanlar da var ama birçoğu zararsız, hattâ yararlı: bizim sindiremediğimiz bazı besinleri sindiriyor, bağırsaklarımızdan emilebilir hale getiriyor, ayrıca B7 ve K vitaminlerini üretiyorlar.
bu bakteriler sadece mevcudiyetleriyle bile, zararlı olabilecek olanlarına yer bırakmamak yoluyla bize fayda sağlıyor. bu yararlı bakteriler aldığımız bir antibiyotikten etkilenirse, meydan o antibiyotiğe dirençli ve bize zararlı bakterilere kalabiliyor. o kadar ki clostridium difficile adlı bakteri, bir insanda bu şekilde ağır ishale, hattâ ölüme sebep olabiliyor!"
demek ki, bir sistemde zarar vermeden hatta o sisteme yarar sağlayarak yaşamak da olanaklı. bakteriler, mikroplar falan yapabiliyorlar yani bunu. tam bu noktada, sistemin farkındalığından da bahsetmek gerek. kendine, sağlığına dikkat ettiğinde, bağırsaklarındaki denge de korunuyor, kötüler kazanamıyor. ancak şöyle bir durum var, sen bağırsaklarında olan biten hakkında -genellikle, bir yerlerden bir şeyler okumadıysan misal- en ufak bir fikre sahip değilsin. bunun da ötesinde, irade ya da karar mekanizması işletmen olanaksız: yukarıdan gelen kararlı bir ses ile bağırsaklardaki tüm zararlı mikrop ve bakterilerin "yanlışlardaymışız!" deyip, doğru yola girmeleri  olanaklı değil.
başa sarayım: gezegenin kendine has hastalıkları da vardır belki? ancak ona en hızlı ve büyük zararı insan veriyor. "ben iyilerdenim" demenin bir anlamı yok, bir grubun üyesi gibi hissetmekten başka! "ben iyiyim" diyebilmek belki önemli olabilir; birine değil de kendine; inanarak. illa çok büyük şeyler yapmak gerekmiyor; bak küçücük bakteri B7 vitamini üretiyormuş; ne güzel. kendine ve çevresine zarar vermiyor ve "gün boyunca bi' dolu şey yaptım ama görenim yok!" diye düşünmüyor. haha, yok bir de düşünseydi!



ayrıca bak: açık bilim: insanlık nasıl "ölür"
alıntı: açık bilim: "antibiyotiğin fazlası zarar"

devamını göster

05 Ekim 2012

borderlands

borderlands, ganimet bulma merkezli bir oyun; tüm karakter geliştirme, görev tamamlama, vurdu kırdı daha iyi silah, zırh ya da güç bulmaya hizmet ediyor.
oyun, fallout serisi (ve aslında çok sıkıcı ve tekdüze bir borderlands çakması olan rage ) ile karşılaştırılabilir. ıssız, uçsuz bucaksız araziler, yok olmuş şehirler, oyunda ilerledikçe karakterleri geliştirme ve benzeri şeylerden dolayı... oysa çok ama çok farklı oyunlar bunlar. şöyle bir benzetme doğru olabilir:  fallout edebi diyebileceğin bir kitap gibiyken borderlands parlak kağıtlı bir çizgiromandır. onu tuvalette bile tekrar tekrar okuyabilirsin, üzerine düşünmezsin. (rage ise, bu çizgiromanın "daha güzel çizilmeye çalışılmış" kötü bir takipçisidir.)   
bir oyun olmaları bakımından da farklılıklar vardır. örneğin, fallout'ta karakter öldürülürse oyun biter ve son kayıt noktasından itibaren yeniden oyuna başlanır. borderlands'de ise, ölmeden hemen önce edindiğin şeyler (silah, mermi vs) yok olmaz. sadece toplam paranın %7 oranında bir bedel harcanır ve oyun alanına dönülür. bu fark şunu gösterir: borderlands daha az gerçekçilik, daha çok "oyun" barındırır.
borderlands, "görevleri tamamladım bitti" demenin zor olduğu bir oyundur. bir görev nedeniyle bir yerde mücadele edilen devasa güçlü düşmanlarla (boss'larla), görev tamamlanmış olmasına rağmen aynı yerde tekrar tekrar karşılaşma olanağı vardır örneğin. (hepsiyle olmasa da çoğuyla...)
ekşi sözlükte şöyle yorumlar var ilk borderlands ile ilgili: "son zamanlarda oynadığım en iyi oyunlardan birisi. lvl 37 sniper olarak bitirdim", "level 35 olarak oyunu bitirdim. bütün yan görevler %99 falan bitti. 30 saat civarı oynamışım.", "hunter ile singel player olarak 35. levelde bitirdiğim oyun. görev kalmayınca da oynamanın bir anlamı kalmadığı için artık oynamıyorum. level kasmanın da bir anlamı yok."
çok net konuşayım: bu arkadaşlar oyunu çok yanlış (ya da farklı) anlamış ve bence çok şey kaçırmış!
borderlands iki turdan oluşur. ilk turda ana görevleri (ve tabii istenirse yan görevleri) bitirdiğinde güzel bir müzik eşliğinde yazılar geçer. biten şey oyun değil, senaryodur. ilk tur, ikinci tura yani oyun içindeki tabir ile, "asıl oyuna" hazırlık gibidir. gezi turu desem yeridir hani!
ikinci turda tüm senaryo en baştan başlar. karakterin düzeyi (30-40 level) tüm güçleri, silahları vs yanındadır ve artık tüm düşmanlar çok daha güçlü ve çeşitlidir. üç gelen beş gelir yetmezmiş gibi taşaklı olanlar da meydana çıkar.
ikinci turun ana öyküsü de tamamlandıktan sonra artık 65-69 level aralığındasındır ( bundan sonrası "playthrough 2.5" diye adlandırılıyor) ve kallavi olanlar senden iki üç level daha güçlü, kalan tüm düşmanlar en az senin düzeyindedir.


(borderlands - mad moxxi's underdome eklentisinden, yaklaşık 3 saat sürmüş bir oyunun, her biri beş akından oluşan son iki raundu. oyuna yalnız başladım ve onuncu raunddan itibaren diğer insanlar dahil oldular. yanlış hatırlamıyorsam, son sekiz raund bu videodaki dörtlü vardı.)



tüm o oyun sürecini, ikinci, üçüncü ve artık delirmişsen dördüncü karakterinle tekrar tekrar oynarsan (çünkü her karakterin oyun keyfi farklı olabiliyor) yaklaşık 600-700 saat borderlands oynayabilirsin demektir.
neyse, sonuç olarak şöyle bir oynama planı çizebilirim:
-tur bir: tüm görevler ve 4 eklenti paketindeki tüm görevler (ikinci tura yüksek level ile başlanmak isteniyorsa. yoksa sadece asıl oyunun ana görevleri de tamamlanabilir)
-tur iki: sadece ana görevler.
-tur iki buçuk: yan görevler ve 4 eklenti paketi. ("the secret armory of general knoxx" paketi istisna: onda da öncelikle onun ana görevini bitrmek gerek; düşmanlar sonrasında güçlenir)
tüm bunları başka oyuncularla beraber yapmak ise, oyunun zevkini ve zorluğunu, katılan oyuncu sayısı kadar katlar. işin aslı, borderlands olabildiğince çok kişiyle oynanması gereken bir oyundur. evet abartmayı seviyorum: yalnız başına oynanan borderlands, araç kullanmadan oynanan gta gibi bir şeydir. işte bu kadar!



borderlands 2, ilk oyunun eksiklerini kapattığı gibi, üzerine tonlarca güzellik koymuş. oyun alanları, mekanlar incelikle tasarlanmış. renkler ve ışık-gölge olayları şahane. nvidia nanesi physX ile etkileyici bir fark yaratılmış. karakterler (eski ve yeni yüzler) bomba gibi. özellikle claptrap kahkaha attırdı bana bazı yerlerde. tamam ganimet kapma-bulma merkezli  ancak bu, görevlerin sıkıcı ve tekdüze olmasını gerektirmez: ilk oyuna göre görevler çok daha çeşitli ve eğlenceli. müzikler ve müziklerin kullanımı önceki oyun kadar güzel. özellikle "lynchwood" haritasında zirve yapan, daha çok western tınıları barındıran müzikler ilk oyundaki gibi jesper kyd, cris velasco - sascha dikiciyan ve raison varner imzalı. şu şöyle bu böyle diye daha fazla saymak gerekmiyor; borderlands 2 on numara bir oyun.



yine de üzerine konuşulabilecek şeyler var tabii:
-bir karakterden diğerine malzeme transfer edilebiliyor. yani komando karakteriyle oynarken siren karakterinin kullanabileceği bir nane bulduğunda "tüh lan!" demiyorsun; düşünmeden alıyorsun ve ortak kullanıma açık yerlerden birine, daha sonra siren karakterinle oynarken almak üzere koyuyorsun.

-bazı düşmanların bazı elemental silahlara karşı dayanıklığı vardır oyunda. artık onlara uygun olmayan silah ile ateş edildiğinde, düşmanın üzerinde sayılarla beraber uyarılar da patlıyor.

-ulaşım araçlarının fiziksel gerçeklikleri ve çıkardıkları sesler eski oyunla kıyaslanmayacak kadar iyi. artık araçla düşmanların üzerinden ütüyle geçer gibi geçilemiyor. çarpma hissi çok daha gerçekçi ve düşman iri ise öylece kalıyor araç. çarptığın şeyin bir süre sersemlemesi gibi detaylar tüm bunları daha da zenginleştiriyor.

-kumar makineleri, "tonla para biriktirdim ne olacak bunca para" derdine güzel bir çözüm olmuş. ama bir tane bile turuncu silah düşürebilmişliğim yok; çok param gitti çok, bu kumar illetine.

-tur sistemi ilk oyundaki gibi; ismi değişmiş ama. ilk tur "normal mode" diye, ikinci tur "true vault hunter mode" diye geçiyor. yukarıda örneklediğim plana benzer oynanırsa, yani ikinci tur, olabildiğince yan görevlere bulaşmadan bitirilirse, ikinci turun finalinden sonra kalan yan görevlerin çoğu, çok daha zevkli (zor) oluyor.

-arada sırada steam forumlarını takip etmekte fayda var. olası teknik sıkıntıları aşmak yanında, arada sırada sınırlı süreler için geçerli olan "golden key" kodları yayınlanabiliyor. golden key nanesinin pek bir numarası da yok aslında, ya da ben şanssızdım, iki ya da üç kere kullandım ancak çok da etkileyici şeyle karşılaşmadım.




-mad moxxi, eğer yeterince bahşiş bırakılırsa (ne kadarının yeterince olduğunu bilmiyorum, ona moxxi karar veriyor sanırım), "miss moxxi's good touch" veya "miss moxxi's bad touch" isimli smg silahları hediye ediyor. birisi ateşle kavuran diğeri kimyasallarla çürüten bu iki silah için arada sırada moxxi'yi bahşiş yağmuruna tutmakta fayda var.

-eridium zımbırtıları, earl'ün elindeki her şey satın alındıktan sonra bir boka yaramıyor. bu saçma durumu daha sonra düzelteceklerini umuyorum. bir vatandaşın aklına güzel bir fikir gelmiş, aynı zamanda crazy earl'e ekmek kapısı açabilecek bir şey; golden key satın alınsın aynı yerden diye bir fikir.

-terramorphous isimli "you. will. die. (seriously)" görevinin canavarı oyundaki en pislik yaratıklardan biri. onu alt edebilmek için yürekli ya da yetenekli olmak yetmiyor, biraz üste başa dikkat etmek, etkili silahlar bulmak gerekiyor. silah, bir pompalı tüfek; ismi "conference call". bu silahı elde edebilmek için lav denizindeki devasa warrior'u pataklamak gerekiyor; belki defalarca...
silah edindikten sonra, terramorphous için giyinip kuşanmak gerek. işte "the bee" isimli zırh bu sorunun çözümü. kelebek gibi uçarım (çünkü zırh kapasitesi diğer zırhlara göre oldukça düşük) ama arı gibi sokarım (tam şarj halinde iken ateş edildiğinde vuruş gücünü çok yüksek derecelerde artırıyor) dedirten "the bee", arid nexus - boneyard bölgesinde. bölgeye varıldığında tam karşıda görülebilen radyo kulesinde "hunter hellquist" isimli vatandaş bulunuyor. işte "the bee" ondan düşüyor. (% 3.5 oranıyla! evet, defalarca denemek gerekebilir.)
önemli nokta şu: "this just in" yan görevini yapmış olmak gerekiyor. işin aslı "the bee" diye bir zırh olduğundan haberim bile yoktu, bu görevi yaptım ve hunter hellquist'ten (şans işte) bu zırh geldi. yani o görevi yapmış da olabilirsin, ancak zırh düşmemiştir ve bir beklentin olmadığından geçip gitmişsindir.
uygun silah ve zırh ile karşısına çıkılınca terramorphous sineğe dönüşmüyor elbette ancak işler eskisine göre çok ama çok kolaylaşıyor. [edit: "bee" zırhı bir güncelleme ile elden geçirildi ve c.call silahı ile olan etkisi epey bir düştü.]



-senaryo gereği karşılaşılan belirli karakterlerle (warrior, hunter hellquist, scorch vs) ilk defa karşılaşıldığında kıymetli şeylerin düşme olasılığı, daha sonraki karşılaşmalardan çok daha yüksek. örneğin warrior, tek başına da oynanıyor olsa, senaryo gereği ilk karşılaşmada mutlaka turuncu silah bırakıyor. daha sonraki karşılaşmalarda bu oran çok ama çok fazla düşüyor. eğer belirli bir şeyi edinmeyi takıntı haline getirmişsen, işi  kolaylaştıracak bir yöntem var. bunun için oyuna yeni bir karakterle en baştan başlamak da gerekebilir. yöntem şöyle: ilk karşılaşma sırasında oyun kaydediliyor ve oyundan çıkılıyor. kayıt dosyalarının bulunduğu klasöre gidiliyor (documents\my games\borderlands 2\willowgame\savedata) ve o karakterin save belgesi her ihtimale kadıköy yedekleniyor. daha sonra kayıt belgesi aynı klasörde kopyalanıyor ve ismi örneğin "warrior" olarak değiştiriliyor. şimdi her başlatıldığında warrior ile karşılaşma noktasında başlayacak bir kayıt belgemiz var. bu da kopyalanıp, aynı klasörde 5, 10, 20 artık ne kadar isteniyorsa ctrl+v ile çoğaltılıyor. diyelim ki oynanan karakterin save belgesinin ismi "save0004"; işte bu onlarca warrior belgesini "save0005", "save0006" vs diye tek tek numaralandırmak gerekiyor. tabii dikkat etmek gerek "save00010" değil "save0010" şeklinde yazılmalı. artık oyun tekrar başlatıldığında karakter seçme bölümünde kaç kopya oluşturulmuşsa o kadar seçenek görülecek. bunların hepsi de aynı noktada: warrior ile ilk karşılaşma öncesinde. biri olmazsa diğerinde mutlaka istenilen kıymetli silaha ya da zırha artık neyse işte ona ulaşma şansı epey yüksek. warrior ile sıfırdan tekrar kapışmayı denemeden önce elde edilen şeyi saklamak için ise sanctuary'de bir claptrap kıyağı olan dolabı kullanmak yeterli.
bu yöntemin, (oyunun finalini gösterdiğini öncelikle belirtmek isterim) bir görüntülü anlatımı var; asıl konuya (07:20) itibariyle giriyor...
hem hile sevmiyorum diyorum hem de hile arayışlarına giriyorum bu arada! ancak bu tam bir hile sayılmaz bence, yani tamam hile demek işleri kolaylaştırmak demektir ancak bu sadece şansı çoğaltmak! üstelik kumar makinesinden sürekli kıymetli şeyler gelmesi için hile yapmak gibi de değil; yeni temiz bir başlangıç sadece. evet, öyle olsa gerek, hehe...



-daha önce de söylediğim gibi, borderlands diğer insanlarla beraber oynandığında daha fazla düşman ve yaratık çeşitliliği gösterdiğinden dolayı epeyce zorlaşan ve çok daha fazla keyif veren bir yapıya sahip. tamam daha zor, daha eğlenceli olsun ama başka insanlarla oynamak istemiyorum ya da oynama durumunda değilim diyebilir insan. işte bu tür dertleri çözmek için küçük bir yazılım var. "4-player difficulty tool" isimli bu nane ile yalnız başına oynadığın halde, iki, üç ya da dört kişiyle oynuyormuşçasına zorlaştırabiliyorsun oyunu. iki kişi neyse de dört kişi ayarına getirdiğinde gerçekten kaçacak delik arayabilirsin. dört kişinin yapacağını tek başına yaparım demek kolay elbette!
bu naneyi kullanmak oldukça basit: öncelikle oyuna normal bir şekilde giriş yapılıyor (yani haritaya karakter  ışınlanıyor çünkü oynamaya başlamadan çalışmıyor bu zımbırtı)  ve alt+tab ile masaüstüne dönülüyor. program başlatılıyor ve tarama (scan) yapılıyor. bu tarama işi çok kısa bir süre içinde tamamlandıktan sonra 2 ve 4 arası değer belirleniyor. oyuna döndüğünde artık daha zor bir dünyada bulunduğunu kısa süre içinde anlıyorsun.
bunca zorluğun karşılığında bulduğun şeyler de çeşitleniyor elbette ancak ben çok da büyük bir fark göremedim doğrusu.
bu arada bu programı sadece borderlands için kullan ve işin bitince mutlaka kapat. tabii eğer başka online oyunlar da oynuyorsan. çünkü bazı (team fortress 2 gibi) oyunların bu programdan dolayı seni hile yapmakla suçlaması ve cezalandırması mümkünmüş. bunun haricinde programın bir sıkıntısı yokmuş.

-sanctuary'de michael mamaril isimli karakter her karşılaşıldığında değerli bir şey veriyor. arada sırada, belirli yerlerde görülebilen bu karakterin ilginç ve üzüntü verebilecek bir öyküsü var. borderlands 2 yayınlanmadan çok daha önce, bir vatandaş gearbox'a ulaşıyor. çok büyük bir borderlands hayranı olan yakın arkadaşı michael john mamaril'in 22 yaşında kanser hastalığı sonucunda öldüğünü anlatıyor ve claptrap'ten, michael'ın anısını yaşatma adına bir konuşma istiyor. gearbox bu isteği gerçekleştiriyor ve bununla yetinmeyip michael'a borderlands 2'de bir npc olarak yer veriyor. michael ile, dr.zed'in, marcus'un ve moxxi'nin mekanlarında; meydandaki haber standının yanında; crazy earl'in kapısı civarında; crimson raider merkezinde (toplamda 10 farklı yerde) karşılaşabilirsin.

-oyunda üç beş tane "konuşan" silah var. bunların arasında "bane" isimli bir silah var ki, ondan daha fazla rahatsız edici, gıcık bir silah tasarımı ne film ne oyun dünyasına gelmiştir! aşağıdaki videoyu izleyince ne demek istediğim gayet net anlaşılacaktır. bu silah aslında oldukça güçlü ve etkili bir silah ancak bu artısına karşılık dediğim gibi rahatsız edicilikte en üst düzeyde. dört oyuncuda da bu silah olduğunu düşünüyorum da, tımarhaneye dönerdi sanırım ortalık. işte bu nedenle, bu silahı seçtiğinde hareket etme yeteneği epeyce bir düşürülmüş; yürümek istediğinde sürünüyor gibi oluyorsun.



-"vermivorous the invincible"
bu yaratığın ismini duymuştum ancak sıra daha ona gelmediği için (hehehe) henüz arayışa başlamamıştım. multiplayer oyun listesine bakarken, bu yaratığın ismini kullanıcı ismi yapmış bir arkadaş dikkatimi çekti ve onun oyununa dahil oldum.
varkid denilen iri sineklerle cebelleşiyordu. "aha sinek, öldür!" dürtüsüyle üç beşini öldürdüm ancak sonra farkettim ki bu arkadaş sinekleri öldürmüyordu. dur bakalım ne yapıyor dedim ve izlemeye başladım.
varkid isimli bu sinekler, tıpkı goliath gibi, level atlayan bir canlı. bunun için, bir balon gibi büyüyen, turuncu bir kozaya kapatıyor kendini kısa bir süre için. kozadan hem level atlamış, hem kat be kat büyümüş hem de en uç düzeyde şerefsizleşmiş bir halde çıkıyor. beş defa bu işi yapabilen varkid ise "vermivorous the invincible" namıyla devasa bir yaratık oluyor!
işte oyununa katıldığım arkadaş da, sinekleri bu nedenle öldürmüyormuş. onların level atlamasını istiyor ki devasa yaratık ile karşılaşabilsin. yaklaşık bir saat, olayı kavrayana kadar (tıpkı benim gibi) önüne çıkanı öldüren iki arkadaşın da eklenmesi ile toplamda dört kişi uğraştık durduk bu sineklerin level atlaması için. daha sonra araştırıp, uygulayıp öğrendiğim üzere, aslında tamamen rastlantısal gerçekleşen bu seviye atlama işi için "yakıcı silah kullanmak gerekiyor", "çok az canı kalana kadar ateş etmek gerekiyor", şu gerekiyor bu gerekiyor diye bir sürü şey denedik, düşündük ancak son seviyeyi, sineğin en devasa ve pislik halini bir türlü göremedik. benden pes deyip çıktım oyundan...
"vermivorous the invincible" ile ilgili ilk bilinmesi gereken şey, bu yaratığı yalnız başına oynayarak görme şansının çok düşük -hatta bazılarınca sıfır- olması. diğer önemli şey ise, bu yaratık, tüm oyunda karşına çıkan tüm düşmanlar arasında, öldürülmesi en zor olanı.
daha üçüncü level (badass) düzeyindeyken bile, fallout new vegas'ın en taşaklı cazador'u kadar sinir bozucu ve ölümcül olmayı başaran bu yaratığın dördüncü level (super badass) düzeyine ulaştıktan sonra karşısında sağ kalman çok zor. ki daha sonra iki level daha atlayacağı ve defalarca büyüyeceği de göz önüne alınacak olursa, "neden tek başına oynarken görülmüyor?" sorusu cevaplanmış olur.
aynı amaçla bir araya gelmiş sabırlı dört kişinin organize olması gerek ancak ben buna rağmen bu yaratığı derhal görmek ve kafa derisiyle kemerimi süslemek için işe koyuldum. defalarca denememe karşın en fazla "super badass" seviyesinde (ya da bir sonraki seviyede; tam hatırlamıyorum) kalıyorlardı ki o bile çok nadir gerçekleşiyordu. derken aklıma yukarıda bahsettiğim "4-player difficulty tool" nanesini kullanmak geldi. tek başına, zaten normalde ölümcül olan bu yaratıkları, neredeyse dört kat daha güçlenmiş olarak karşılamak olanaksız; tek yol vur kaç yapmak bunun için de, güvenli bir kaçış noktasına yakın olmak gerekiyor. bu durumda en uygun yer, "tundra express - farmhouse" noktası. o bölgeye ışınlanıp, tam da ışınlanılan bina içinden mücadele etmek.
"tundra express - farmhouse" için durum şöyle gelişiyor: bölgeye ışınlandıktan sonra binadan çıkıp, binanın önündeki alanda biraz koşup varkidler uyandırılıyor. 10 saniye içinde neredeyse hepsi "adult" seviyeye geçiyorlar. onlar badass seviyesine gelene kadar ortalıkta olmak gerekiyor. yine neredeyse hepsi badass oluyor ve artık işler kızışıyor. artık kulubeye girmek ve çok sıkıştırdıklarında merdiven boşluğuna (ya da belki başka bir güvenli noktaya) kaçmak iyi fikir! badass olanların iki ya da üç tanesi yaklaşık 30 saniye sonra "super badass" oluyor. bu arada onlardan sürekli saklanmamak gerekiyor, arada çıkıp ateş etmek, ilgilerinin azalmasını engellemek şart. yaklaşık 40 saniye sonra, super badass'lerin bir tanesi (belki iki tanesi ama üç değildir) "ultimate badass" oluyor. bu model varkidler genellikle uçuyorlar ve böcükten bombalar atıyorlar. yaklaşık iki dakika sonra ise, olacağı varsa o ultimate badass, supreme badass yani vermivorous oluyor. kısacası, ultimate badass'i gördüysen ve üç dört dakika geçmişse eğer üstüne, o dingil, vermivorous düzeyine erişmeyecek demektir. bundan sonra oyundan çıkıp yeniden başlayabilir ya da ortalıktaki tüm level atlamış ve artık level atlamayacak olan pislikleri temizleyip (ki bu epey zaman alıyor, bu esnada yeni varkidler ortaya çıkıyor) onlardan kalan ganimeti toplayabilirsin. örneğin -nadiren- adult varkid'den dönüşen chubby varkid, kıymetli (turuncu) şeyler bırakabiliyor. ayrıca, varkidlerle mücadele sırasında havadan ve yerden bir bandit saldırısı olduğunu, arada sırada yeni varkid sürülerinin de ortama eklendiğini söyleyebilirim.
ağa kendini gösterdikten sonra ise, tek başına mücadele etmek elbette çok ama çok zor hatta olanaksızla kol kola girmiş bir "zor"! zaten felaket sağlam (ölmek bilmiyor) ve kuvvetli olan üstelik ("4-player difficulty tool" kullanıldığı için) dört oyuncuya ayarlı olduğundan daha bir sağlam, daha bir kuvvetli olan bu yaratık, şüphesiz oyundan kaynaklanan bir hata yüzünden, içinde bulunduğun kulube ile bütünleşebiliyor. sana bir şey yapamıyor ancak sen ateş ettiğinde zarar görüyor. onu bu kusurdan yararlanarak öldürmede tek zorluk olabilecek şey, kurşun sayısı ve harcanan zaman. buna karşılık, böylesi karışık, her şeyin iç içe geçtiği bir yerde, canavarın ölmesinden sonra gelecek şeylerin tamamen erişilebilir olabileceğinden kuşkuluyum. ırmak gibi bir yerin üstünde öldürdüğüm bir düşmandan düşen ve bir an düşen şeyin rengini görüp "hop kıymetli lan bu!" dediğim şeyin, ırmağa düşer düşmez yok olması gibi! ya da warrior'un altında kalan, gördüğün ama alamadığın kıymetli şeyler gibi! oluyor bu tür şeyler...
yukarıda anlattığım tek kişilik yöntem bir yana, dört kişi beraber oynandığında çok heyecan ve keyif verici bir iş vermivorous çıkartmaca.
not: varkidler, caustic caverns ve tundra express bölgelerinde bulunuyor.









devamını göster

26 Eylül 2012

tekere çomak

yandaki basit çizimi görünce akla derhal "tekere çomak sokmak" deyimi geliyor doğal olarak. ilk iki kare tam olarak örtüşüyor bu deyimle. üçüncü kare ile bütünlük sağlandığında şunu demiş oluyor bu çizim: "insan, acı çekeceğini görebileceği halde, kendi tekerine çomak sokar." 
bu çizimi karikatüre yaklaştıran şey, hiçbir aklı başında insanın bu çizimdeki gibi davranmayacağını düşünmemizle ortaya çıkar; "salak yahu!" deriz, jackass programına yakışır bir davranış!
yine de şöyle düşün: diyelim ki çizimdeki kişi sensin, bir yolda bisikletinle ilerliyorsun, yolun iki yanında uçsuz bucaksız yeşil tarlalar var. elbette bir elinde de tıpkı çizimdeki gibi bir sopa var. o bisikleti o yolda sürmekten başka da bir işin, ihtiyacın yok diyelim. tüm evren bu çizim olsun işte; sana da bir ömür, ortalama 60 sene...
kimse de seninle iddialaşmış olmasın, yani "o sopayı tekere sokmadan ne kadar süre ilerleyebilirsin?" temalı bir yarışmaya katılmış falan değilsin. öylece bisiklet sürüyorsun elinde sopayla, tüm ömür boyu!
er ya da geç, belki 3 gün sonra belki 15 yıl sonra ama mutlaka bir gün, en aklı başında insan bile kendi tekerine çomak sokacaktır diye düşünüyorum. 
akla geldiğinde "ne yapsam yahu şu sopayla da rahatlasam?" sorusu, "başına bir iş açmadan fırlat at sopayı tarlaya, olsun bitsin!" gibisinden cevaplanabilir. ama bu, insanın kendi içindeki düşmana karşı geliştirdiği bir savunma olur en fazla; eğer sopadan hemen kurtulmazsam, bir gün mutlaka tellerin arasına sokmayı deneyeceğim, demek olur. yoksa sopa denilen şeyin varoluş nedeni, bir tekere çomak olmak mı?
ben asla öyle bir şey yapmam, bin yıl o yolda elimde sopayla bisiklet sürsem de yapmam da diyebilir birisi. büyük yalan: kimse görmez nasıl olsa diye gecenin karanlığını bekler ama yine de yapar! çünkü binlerce yıldır milyon kere ispatlanmıştır ki, insan sonuçlarını üç aşağı beş yukarı tahmin edebildiği halde kendine anlamsızca güvenir ve aklı ona öyle bir oyun oynar ki, tekere çomak soktuğunda hiçbir şey olmayacağına, çok zevk alacağına, önemsiz bir şey olacağına, tanrı ile karşılaşacağına, sıkıntısının geçeceğine ya da bir kuş olup uçacağına ve bunlar gibi binlerce şeye inanabilir. 
ancak ilk akla gelen doğrudur: düşecektir ve belki de bir daha kalkamayacaktır.  

çizimi şurada gördüm: twentytwowords.com

devamını göster

10 Temmuz 2012

murat palta ve "osmanlıda sinema"

murat palta'nın star wars yorumunu geçen sene bobiler'de görmüş ve yıllardan beri ilk defa odamın duvarına resim/poster asma isteği duyacak kadar hayran kalmıştım.
"star wars" yorumunun aldığı olumlu tepkiler üzerine benzer temada işler yapmaya karar veren murat palta, geçen seneden bu güne film koleksiyonunu olabildiğince genişletmiş.
her birini uzun uzun inceleyebileceğin bu koleksiyonda, "a clockwork orange", "alien", "goodfellas, "the godfather", "kill bill", "inception", "pulp fiction", "star wars", "the shining", "terminator 2", "scarface" filmlerinin minyatür yorumları bulunuyor.
sabırla ve incelikle ortaya çıkarılmış minyatürlerde, ele alınan filmlerin kilit sahneleri, mizahi denilebilecek açıklama metinleriyle bir araya getirilmiş.  insanı hayranlıkla gülümseten bu yorumlardan birkaçını yazının devamında; tamamını, detaylı örnekleriyle, çizerinin behance sayfasından görebilirsin.

 

devamını göster