29 Ağustos 2009

üç film birden

internet üzerinden birkaç film, bir iki tane de (iki tane) kitap sipariş ettim geçenlerde. şaşırtmadılar beni, gönderdiler hepsini. her şey tamamdı ancak salakça bir hata yapmıştım. şöyle ki, bir film indi internetten (ben de şaşırdım), körlük (blindness) isminde. neymiş bu diye araştırırken bir roman uyarlaması olduğunu öğrendim. jose saramago'nun aynı isimli kitabından... dedim ki kendi kendime, "önce kitabı oku, sonra izle filmi; önce filmi izlersen kitabı asla okumazsın ben seni biliyorum..." böylece, kitabı alınacaklar listeme (hafıza, zihin vs) ekledim. ancak nasıl bir ruh haliyle hazırlamışsam listeyi, jose saramago'nun "görmek" isimli kitabını sipariş etmişim; "körlük" isimli kitabın devamıymış bu. bilinçaltımdan kaçmış, olumlu olana yönelmişim sipariş verirken... neyse, konu bu değil zaten:

watchmen - (2 disc special edition)
çizgi romanları internetten indirmiştim, film daha piyasa çıkmadan koparılan yaygaradan etkilenip ama üşendiğim için hiç okumadım. üstelik film için sinemaya da gitmedim. süper kahramanlı filmlere karşı önyargım var, söylemişimdir daha önce. açıkcası, anlamıyorum; özellikle zamanında okumadığım çizgi roman karakterlerinden yapılan filmleri: kim bu, derdi ne, ne bu afra tafra vs vs... ancak sağda solda okuduklarım, söylenenler karşısında önyargım kırıldı ve filmi indirdim, izledim ve çok beğendim. bu yakınlarda dvd versiyonu yayınlandı watchmen'in; derhal aldım belli ettiğim gibi. tek disk versiyonu ile arasında çok az bir fiyat farkı var o yüzden çift disk versiyonunu almak kesinlikle daha mantıklı. daha başka versiyonları da var tabii, özellikle "dr. manhattan" ve "rorschah" versiyonları, konuyla daha çok ilgili olanların ilgisini çekecektir.





genellikle dvd'lerin "özel seçenekler" kısmında, filmin yapım aşamaları, herkesin birbirine "muhteşem biri" deyip durduğu röportajlar vs olur. ancak watchmen'in dvd versiyonunu öyle hazırlamamışlar. ilk diskte, film haricinde "mechanics: technologies of a fantastic world" başlığıyla gayet keyifli bir bölüm var. james kakalios isimli fizikçi'nin "açıklamalarıyla", dr.manhattan'ın adı, rengi, başına gelenler hakkında ve filmle ilgili daha bir sürü şey hakkında çok ilginç şeyler anlatılıyor. ikinci diskte, detaylı film yapım belgesellerinin ve röportajların yanısıra iki güzel başlık daha var. ilki, watchmen çizgi romanının epey detaylı bir tanıtımı ve öyküsü, ki gayet güzel hazırlanmış. ikincisi ise, " real super heroes: real vigilantes" başlığıyla hazırlanmış belgesel.





"gözcüleri kim gözlüyor?" sorusu merkez alınarak hazırlanmış bu belgeselde çok ilginç şeyler var. guardian angels gibi sistemli (ve belli ki biraz da ticari) oluşumlardan başlayarak, kendini suçla mücadeleye adamış "kostümlü" vatandaşlara, ister istemez "halk kahramanı" gibi görülmeye başlayan cinayet sanıklarına kadar, "polisin yetişemedeği, yetersiz kaldığı yer"leri doldurmaya çalışan bir dolu enteresan karakterden bahsediliyor. polisin ya da daha geniş anlamıyla yasaların "kapsama alanı" konusunda, gayet romantik ve insani dürtülerle (kostümler, özel isimler vs) ortaya çıkan insanlar ile örneğin mafya ya da derin devlet oluşumları arasında (yasaların çözemediğini "çözer"ler ya!), "biz kimiz, amaçlarımız, hedeflerimiz" başlıkları düşünüldükte oldukça belirgin bir fark olmalı? bu fark için, "karşılıksız iyilik" gibi şeyler öne sürülebilir sanırım ancak "ben aslında iyilik yapmak istiyordum" lafı, bazen bir suçun savunması haline dönüşebilir pekala...





aslında kostüm ve üniforma ile "kendini güçlü hissetme" ve elbette "kendini güçlü hissettirme" de, insan ruhundaki deliklerden birini kapatan ama o deliği doldurmayan şeylerden sadece biri. aman ne şirindir insan doğası deyip geçemiyorsun ne yazık ki çünkü her üniformalı, çocuksu bir "superman" olma derdinde değil ya da insanlığa etkisi o kadar da önemsiz değil... (üniforma ve güç deyince, bir rémi gaillard videosu şart oldu)
[ayrıca bak: gerçek hayattan 10 süper kahraman ve tothian röportajı]

"amazon women on the moon" sadece görünmez adamın oğlu bölümünü izlediğim bir türlü tamamını izleyemediğim (aslında çaba göstermedim hiç) bir filmdi. yıllar önce bir arkadaşım televizyonda izlemiş, epey de övmüştü izleyim diye ancak şöyle bir durum vardı ki, onun evinde cine-5 vardı ancak bizde yoktu... gerçi, video kasete de kaydetmişti ama her defasında ertelendi. geçen günlerde 4 lira gibi düşük bir fiyata satıldığını görünce siparişime ekledim.

film aslında skeçlerden oluşuyor; absürd şeyler hepsi de. şöyle söyleyebilirim; televizyon'da "aydaki amazonlar" filmini izlemek istiyorsun ama yayın sürekli kesiliyor ve kumanda senin elinde değil. kumanda sahibi hangi kanalı açsa garip, komik bir yayınla ya da reklamla karşılaşıyorsun. tüm bu izlemenin sonunda ne oluyor peki? işte dvd'nin kapağındaki karikatür de bunu gösteriyor...

görünmez adamın oğlu isimli bölümü çok sevdiğim için şöyle bir bakayım, nasıl bir naneymiş bu film dedim ve filmin hepsini gayet de eğlenerek izledim. yer yer gerçekten de çok komik bir film özellikle "selma! kurtar beni!" gibisinden bağıran atlet don amca muhteşem!







ekstralarda, çekim hataları ve dahil edilmeyen üç beş skeç daha bulabileceğin bu filmin oyuncu kadrosu da süprizlerle dolu... çok da değil ama; yani "a bu da mı varmış" falan diyorsun...

evet bu bir film falan değil. insanı yanlış yönlendiren başlık atmak nasıl bir duyguymuş tatmak istedim. hemen söyleyim, biraz üç kağıtçı hissettim kendimi...
the chemical brothers'ın bu şahane dvd'si oldukça yüksek fiyatla satılıyordu zaten müzik dvd'leri genelde pahalı oluyor. ancak sanırım fiyatı epeyce düşmüş ya da bir stok eritmeye denk geldim.
10 adet müzik videosu (ve hepsiyle ilgili röportajlar ve bazılarında yapım belgeselleri) (özellikle star guitar videosu için michel gondry'nin hazırlık görüntüleri şahane) 6 konser performansı, röportajlar ve daha bir çok malzeme ile oldukça dolu bir dvd. bir de kitapçık (kitapçığın kapakçığı) sıkıştırmışlar dvd kutusuna, iyi yapmışlar.

müzik videosu listesi şöyle: "life is sweet", "setting sun", "block rockin' beats", "elektrobank", "hey boy, hey girl", "let forever be", "out of control", "star guitar", "the test", "the golden path".






canlı performanslar:
-hey boy hey girl (red rocks 1999)
-hoops (fuji festival 2002)
-setting sun (fuji festival 2002)
-temptation/ star guitar (fuji festival 2002)
-chemical beats (glastonbury 1997)
-the private psychedelic reel (glastonbury 2000)

devamını göster

27 Ağustos 2009

karaya çıkar çıkmaz ne yaptın?

-havlu aradım, bulmaya çalışırken kurumuşum, hatta tüylerim bile çıkmış.

-havlu aradım, kımıldanıp duran tüylü bir şey gördüm onunla kurulandım. daha az ses çıkaranını tercih ederdim.

-sahilde balık lokantası vardı; bir ufak rakı söyledim, iki alabalık yedim.

-vay be hala yaşıyorum ne süper dedim ve sağıma soluma bakındım. şimdilik bununla idare edeyim dedim ve ölmediğim için güneşe şükrettim. gözüm acıdı.

-kalp krizi geçirip öleceğim sandım, hemen suya attım kendimi. o kısacık sürede nasıl yaramışsa toprak mı rüzgar mı artık neyse, kısa sürede serpildim, devasa bir yaratığa dönüştüm.

-tepelerden nazi birlikleri durmak bilmeden kurşun yağdırıyordu; ne bok yiyeceğimi bilemedim. karnından vurulmuş, ölmek üzere olan bir herif "o-ha nerde kaldın, daha yeni mi çıkıyorsun?" dedi. ya da başka bir şey dedi? "önce ateşi bulmam gerek, sonra yazı falan çok işim var" diye söylendim; "tabii ateş derken bunu kastetmiyorum" diyecektim ki , üzerime gelen kurşunu göstererek, yarım kaldı cümlem.

-bir şey yapmak gelmedi içimden. bir şey yapmadım ben de.

-masaya yaklaştım; bakımlı ve hoş görünümlü, kırmızı dar elbiseli bir kadın selamladı beni. bir katalog uzattı, bir de sözleşme. üzerinde siyah noktalar olan, tank gibi, üstelik kırmızı (en sevdiğim renk!) diye, bir de ismi de hoşuma gittiği için ("uğur böceği olsun, hem bize de uğur getiririm belki" dedim kadına, sırıtarak) seçimimi yaptım. hayvan herifler, aslanı da, tavuğu da, uğur böceğini de aynı boyuttaymış gibi göstermişler katalogda. ne gezer bende boyut algısı, hayvan bilgisi; daha dudağımın kenarındaki yosun düşmedi! ama hepsinden çok, kadının "ilk yavşak da çıkmış oldu..." diye söylenmesi koydu bana. duymadım sandı ama yanılıyor, ortalıkta kulak diye bir şeyin olmaması, duymak diye bir şeyin olmaması anlamına gelmez!

-çoluk çocuğa gözleme yaptım; bir yediler bir yediler sorma! sonra gölgelik bir yer, ev bark, yorgan sepet aramaya başladık bir de bakmışım milyon yıl geçmiş gitmiş...

-bir sigara yaktım. beyaz atlet ve slip don üzerimde kuruyana kadar güneşin altında sigara içtim.

-çıkar çıkmaz basınç farkından olsa gerek, gözüm karardı, "dünyanın sonu geldi, hepimiz ölece'z!" diye bağırmaya başladım. kimse ciddiye almadı beni. "lan salak salak debelenip durmayın, evrim diye bir şey yok!" diye bağırdım, yine kimse ciddiye almadı. "boktunuz, koktunuz!" diye söylenerek bir iki sürüngen ezdim ben de sinirlenerek. "doktor olacaktım beeen! " diye haykırdı biri ölürken...

-memur beye kimliğimi gösterdikten sonra sıraya girdim.

-hikmet abileri aradı gözlerim demek isterdim ama gözlerimin çıkmasını üç yüz bin yıl kadar beklemem gerekti. bu arada gitmişler hikmet abiler tabii...

-demek buralar hep dutlukmuş dedim, ne saçma lan dedim, dut yedim.

karikatür: gary larson

devamını göster

16 Ağustos 2009

lara sandland 2009

uluslararası lara kum heykel festivali'ni gezdik bu gün. en son iki sene önce "sand city" adı altında, 1001 gece konsteptiyle gerçekleştirilmişti bu güzel etkinlik. kum bulmakta zorlanmışlar bu sene. her yer kum diye düşünüyor insan ancak bu heykellerin yapımında akarsu kumu kullanılıyormuş ve tabii bulması, taşıması vs oldukça zahmetliymiş. 1 ekim 2009 tarihine kadar açık olan sergi ile ilgili sorulardan biri de, "yağmur yağınca bunlar bozulmuyor mu?". koruyucu maddeler falan karıştırıyorlardır, suya dayanıklı olsun diye düşüyordum ama öyle değilmiş. sadece kum ve su kullanılarak yapılan bu heykeller normal yağışlardan pek etkilenmiyormuş.
etkinliğin sitesinden (larasandland.com) nerede, gidip görmeli mi, kimler yapmış bu heykelleri, hangi saatler arasında açık gibi çeşitli bilgiler alınabilir. gerçi ben de söylerim: lara yolu üzerinde, kesinlikle görmeye değer, 10 ülkeden 30 kadar sanatçı yapmış ve her gün sabah ondan gece on ikiye kadar açık.


























(ilk 11 fotoğrafı kardeşim çekti; rahatlıkla ©evrim gür diyebilirim)

Share/Save/Bookmark

devamını göster