dvd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dvd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2010

in bruges ve soysuzlar çetesi

bu iki filmin bir dolu ortak özelliği vardır; ikisinde de vahşi cinayetler işleniyor, 10 numara mizah barındırıyorlar, diyaloglar şahane yazılmış, oyunculuklar muhteşem, birisi yönetmeninin ilk filmi, diğeri yönetmeninin son filmi falan filan ama aynı başlık altında yer almalarının asıl nedeni şu: bugün bu filmleri bir kez daha izledim.
"in bruges" yönetmen martin mcdonagh abinin ilk filmi. belçika'da bir şehir bruges: kanallar, tarihi yapılar, müzeler ve üç yüz çeşit bira. suç dünyasına ait adamların sokaklarında koşturdukları bir yer değil hani. senaryo ve öykü sağlam zaten ama bir de ortam böyle olunca (şahire başrol vermiş yönetmen, hatta filmin ismine kadar öne çıkarmış şehiri) evet, böyle olunca daha da sıradışı bir film olmuş.
yanlışlıkla bir çocuğun ölümüne neden olduğu için vicdanı sızlayan bir adam (para karşılığı insan öldüren biri; bak katil diyemiyorum bir türlü) ile onun daha yaşlı ve daha sakin ortağının, ortadan kaybolmak amacıyla, "sırf belçika'da olduğu için" kimsenin gitmediği bruges'a ("bok çukuru") varmalarıyla başlıyor film. daha sonra küfürbaz büyük patron, yaşlı olana, genç olanı öldürmesi emrini veriyor çünkü çocukları öldürmek cezasız bırakılacak bir hata değil ve elbette ceza ölüm. olay bu, ancak tüm bu karakterler bir yandan da "iyi" de olabilen tipler, ya da işte, kendi doğruları, kuralları var ve bunlar insani sonuçlar doğurabiliyor. diyaloglar ve içinde kalınan durumlardan ama asla aksiyondan kaynaklanmayan güçlü bir mizahi yapı var filmde. (daha önce ve daha sonra dediğim gibi). çoğunlukla ray ve harry karakterini merkeze alan ve hiç göze batmayan film içi göndermeler aslında çok daha yoğun planlanmış; çıkartılan sahnelerden rahatlıkla anlaşılıyor.
filmi dvd reyonlarında, olasılıkla "suç - macera" raflarına koyuyorlardır ancak ben olsam hiç duraksamadan "komedi" rafına yerleştirirdim. kendine özgü ve dediğim gibi çok sağlam bir mizahi yapısı var filmin.
dvd fıstık gibi hazırlanmış. yaklaşık 20 dakikalık bir çıkarılmış sahneler bölümü var ki filmi sevmiş biri kesinlikle izlemeli. (özellikle harry waters ile ilgili bölümleri). yapım belgeselleri, çekim hataları gibi bölümler de gayet güzel ama bruges şehriyle ilgili "olağandışı bruges" ve bir dolu bilginin yer aldığı "bruges'un etrafında tekne turu" başlıklı bölümleri çok beğendim.



teğmen aldo raine üzerinden "bu benim başyapıtım oldu" diyor bence tarantino ancak gerçekten öyle diyorsa onunla aynı fikirde değilim. ne düşünürsem düşüneyim, yine de film bomba gibi. benim için sinema salonunda hitler'i ve nazileri öldürmek yeter de artar bile ve insanlık için de, şu tatlı sahnesinin finali!
"inglourious basterds" ya da soysuzlar çetesi, bilindiği gibi tarantino'nun son filmi. şimdi bu yazıyı okuduğunda yıl 2018 falansa çok anlamsız gibi gelecek ancak bu yazının tarihi durumu düzeltecektir. böyle saçma bir ayrıntıyı dile getirme nedenim, dvd kapağına, "quentin tarantino'nun yeni filmi" yazmanın saçmalığıyla yarışma arzusuna kapılmam. ama evet, belli ki kaybettim bu yarışı.
yani daha kapağına baktığım anda böylesi şahane bir filmin dvd sürümünün ne kadar özensiz hazırlandığını anladım. internetten film indirmeyin diye ağlayıp duran, dvd menüsüne ulaşana kadar dakikalarca geçilmesi olanaksız, sanki yıllarca öyle ekranda duran "yazılı ve görsel uyarı" koyan bu arkadaşlar, dvd'lerin kalitelli içeriklerle çekici hale geldiğini bir türlü anlayamıyorlar. ne de güzel olurdu şu film için çift diskli, bol içerikli bir versiyon hazırlasalardı. [ şöyle şeylerin bulunduğu şöyle bi' şey ]
yine de bir iki (toplam iki) başlık var, fazladan içerik olarak. oldukça kısa bir "uzatılmış ve diğer sahneler" bölümü ve daha sonra yanarak ve makineli tüfek kurşunlarıyla ölecek olan 300 kadar nazinin sinemada izlediği "nation's pride" filmi. film dediysem, altı dakika bir şey ama yeter de artar bile! oldukça komik ve hoş göndermeler bulunuyor filmde. hatta youtube'da varmış, burada da olsun:

(havuza düşen adamın çığlığına dikkat; evet, wilhelm scream ) ayrıca bak: alternatif soysuzlar çetesi afişleri

devamını göster

29 Ağustos 2009

üç film birden

internet üzerinden birkaç film, bir iki tane de (iki tane) kitap sipariş ettim geçenlerde. şaşırtmadılar beni, gönderdiler hepsini. her şey tamamdı ancak salakça bir hata yapmıştım. şöyle ki, bir film indi internetten (ben de şaşırdım), körlük (blindness) isminde. neymiş bu diye araştırırken bir roman uyarlaması olduğunu öğrendim. jose saramago'nun aynı isimli kitabından... dedim ki kendi kendime, "önce kitabı oku, sonra izle filmi; önce filmi izlersen kitabı asla okumazsın ben seni biliyorum..." böylece, kitabı alınacaklar listeme (hafıza, zihin vs) ekledim. ancak nasıl bir ruh haliyle hazırlamışsam listeyi, jose saramago'nun "görmek" isimli kitabını sipariş etmişim; "körlük" isimli kitabın devamıymış bu. bilinçaltımdan kaçmış, olumlu olana yönelmişim sipariş verirken... neyse, konu bu değil zaten:

watchmen - (2 disc special edition)
çizgi romanları internetten indirmiştim, film daha piyasa çıkmadan koparılan yaygaradan etkilenip ama üşendiğim için hiç okumadım. üstelik film için sinemaya da gitmedim. süper kahramanlı filmlere karşı önyargım var, söylemişimdir daha önce. açıkcası, anlamıyorum; özellikle zamanında okumadığım çizgi roman karakterlerinden yapılan filmleri: kim bu, derdi ne, ne bu afra tafra vs vs... ancak sağda solda okuduklarım, söylenenler karşısında önyargım kırıldı ve filmi indirdim, izledim ve çok beğendim. bu yakınlarda dvd versiyonu yayınlandı watchmen'in; derhal aldım belli ettiğim gibi. tek disk versiyonu ile arasında çok az bir fiyat farkı var o yüzden çift disk versiyonunu almak kesinlikle daha mantıklı. daha başka versiyonları da var tabii, özellikle "dr. manhattan" ve "rorschah" versiyonları, konuyla daha çok ilgili olanların ilgisini çekecektir.





genellikle dvd'lerin "özel seçenekler" kısmında, filmin yapım aşamaları, herkesin birbirine "muhteşem biri" deyip durduğu röportajlar vs olur. ancak watchmen'in dvd versiyonunu öyle hazırlamamışlar. ilk diskte, film haricinde "mechanics: technologies of a fantastic world" başlığıyla gayet keyifli bir bölüm var. james kakalios isimli fizikçi'nin "açıklamalarıyla", dr.manhattan'ın adı, rengi, başına gelenler hakkında ve filmle ilgili daha bir sürü şey hakkında çok ilginç şeyler anlatılıyor. ikinci diskte, detaylı film yapım belgesellerinin ve röportajların yanısıra iki güzel başlık daha var. ilki, watchmen çizgi romanının epey detaylı bir tanıtımı ve öyküsü, ki gayet güzel hazırlanmış. ikincisi ise, " real super heroes: real vigilantes" başlığıyla hazırlanmış belgesel.





"gözcüleri kim gözlüyor?" sorusu merkez alınarak hazırlanmış bu belgeselde çok ilginç şeyler var. guardian angels gibi sistemli (ve belli ki biraz da ticari) oluşumlardan başlayarak, kendini suçla mücadeleye adamış "kostümlü" vatandaşlara, ister istemez "halk kahramanı" gibi görülmeye başlayan cinayet sanıklarına kadar, "polisin yetişemedeği, yetersiz kaldığı yer"leri doldurmaya çalışan bir dolu enteresan karakterden bahsediliyor. polisin ya da daha geniş anlamıyla yasaların "kapsama alanı" konusunda, gayet romantik ve insani dürtülerle (kostümler, özel isimler vs) ortaya çıkan insanlar ile örneğin mafya ya da derin devlet oluşumları arasında (yasaların çözemediğini "çözer"ler ya!), "biz kimiz, amaçlarımız, hedeflerimiz" başlıkları düşünüldükte oldukça belirgin bir fark olmalı? bu fark için, "karşılıksız iyilik" gibi şeyler öne sürülebilir sanırım ancak "ben aslında iyilik yapmak istiyordum" lafı, bazen bir suçun savunması haline dönüşebilir pekala...





aslında kostüm ve üniforma ile "kendini güçlü hissetme" ve elbette "kendini güçlü hissettirme" de, insan ruhundaki deliklerden birini kapatan ama o deliği doldurmayan şeylerden sadece biri. aman ne şirindir insan doğası deyip geçemiyorsun ne yazık ki çünkü her üniformalı, çocuksu bir "superman" olma derdinde değil ya da insanlığa etkisi o kadar da önemsiz değil... (üniforma ve güç deyince, bir rémi gaillard videosu şart oldu)
[ayrıca bak: gerçek hayattan 10 süper kahraman ve tothian röportajı]

"amazon women on the moon" sadece görünmez adamın oğlu bölümünü izlediğim bir türlü tamamını izleyemediğim (aslında çaba göstermedim hiç) bir filmdi. yıllar önce bir arkadaşım televizyonda izlemiş, epey de övmüştü izleyim diye ancak şöyle bir durum vardı ki, onun evinde cine-5 vardı ancak bizde yoktu... gerçi, video kasete de kaydetmişti ama her defasında ertelendi. geçen günlerde 4 lira gibi düşük bir fiyata satıldığını görünce siparişime ekledim.

film aslında skeçlerden oluşuyor; absürd şeyler hepsi de. şöyle söyleyebilirim; televizyon'da "aydaki amazonlar" filmini izlemek istiyorsun ama yayın sürekli kesiliyor ve kumanda senin elinde değil. kumanda sahibi hangi kanalı açsa garip, komik bir yayınla ya da reklamla karşılaşıyorsun. tüm bu izlemenin sonunda ne oluyor peki? işte dvd'nin kapağındaki karikatür de bunu gösteriyor...

görünmez adamın oğlu isimli bölümü çok sevdiğim için şöyle bir bakayım, nasıl bir naneymiş bu film dedim ve filmin hepsini gayet de eğlenerek izledim. yer yer gerçekten de çok komik bir film özellikle "selma! kurtar beni!" gibisinden bağıran atlet don amca muhteşem!







ekstralarda, çekim hataları ve dahil edilmeyen üç beş skeç daha bulabileceğin bu filmin oyuncu kadrosu da süprizlerle dolu... çok da değil ama; yani "a bu da mı varmış" falan diyorsun...

evet bu bir film falan değil. insanı yanlış yönlendiren başlık atmak nasıl bir duyguymuş tatmak istedim. hemen söyleyim, biraz üç kağıtçı hissettim kendimi...
the chemical brothers'ın bu şahane dvd'si oldukça yüksek fiyatla satılıyordu zaten müzik dvd'leri genelde pahalı oluyor. ancak sanırım fiyatı epeyce düşmüş ya da bir stok eritmeye denk geldim.
10 adet müzik videosu (ve hepsiyle ilgili röportajlar ve bazılarında yapım belgeselleri) (özellikle star guitar videosu için michel gondry'nin hazırlık görüntüleri şahane) 6 konser performansı, röportajlar ve daha bir çok malzeme ile oldukça dolu bir dvd. bir de kitapçık (kitapçığın kapakçığı) sıkıştırmışlar dvd kutusuna, iyi yapmışlar.

müzik videosu listesi şöyle: "life is sweet", "setting sun", "block rockin' beats", "elektrobank", "hey boy, hey girl", "let forever be", "out of control", "star guitar", "the test", "the golden path".






canlı performanslar:
-hey boy hey girl (red rocks 1999)
-hoops (fuji festival 2002)
-setting sun (fuji festival 2002)
-temptation/ star guitar (fuji festival 2002)
-chemical beats (glastonbury 1997)
-the private psychedelic reel (glastonbury 2000)

devamını göster

13 Mayıs 2009

dead men don’t wear plaid

1982 yapımı enteresan bir film "dead men don’t wear plaid". steve martin baş rolde ama baktığında öyle bir kadro var ki: ava gardner, burt lancaster, humphrey bogart, cary grant, ingrid bergman, bette davis, lana turner, kirk douglas...

filmin orijinalliği şu: eski siyah beyaz amerikan filmlerinden alınan sahneleri, şahane bir kurgu ile filme yedirmişler. steve martin'in de senaryoda parmağının olduğu bu absürd komedi filminin dvd versiyonu yayınlandığı için pek bir mutlu oldum. dvd özelliklerine bakacak olursan: ses çift kanal (eh eski bir film...) ve hiç bir ekstra yok. buradan da anlıyoruz ki, bu dvd'nin, filmin kendisi haricinde hiç bir özelliği yok. yapım, çekim aşamaları; kamera arkası ve çekim hataları görüntüleri olsa harika olurdu. evet isterim ben öyle şeyler herkes gibi... eh buna da şükür.

filmde steve martin şahane bir dedektif. çok komik / garip özellikleri var tahmin edilebileceği gibi. "hadi eski filmleriden sahneleri oraya buraya ekleyip enteresan bir film yapalım" dememişler; filmin kendine has, özel, absürd bir mizah anlayışı var. elbette eski filmlerden alınan sahneler ile uyum ayrıca bir keyif veriyor. o eski filmleri izlemiş, konuya yabancı olmayanlar eminim çok daha keyif alacaklardır. üzgünüm ki bende o dananım yok. hatta yıllar önce, televizyonda yayınlanan eski bir filmden bir sahneyi gördüğümde, "aa steve martin'in filmindeki sahne" demiştim. dün gibi hatırlarım.

aşağıdaki, filmde en sevdiğim sahnelerden biri. steve martin'in kendisi, filmin ilginç yapısı, benim "mutlaka izlenmeli" lafım, şu bu yeterli gelmediyse üç dakikanı ayır izle derim. ama şunu da eklemek isterim ki sahne, doğası gereği, filmin içinde daha etileyici (komik).


devamını göster

25 Ocak 2009

wall-e

6 dalda oscar adaylığı bulunan (orijinal senaryo, animasyon*, ses miksajı*, ses kurgusu*, en iyi şarkı ve soundtrack dallarında) wall-e'nin dvd versiyonu ülkemizde yayınlandı. iki diskli "özel versiyon" gerçekten de şahane hazırlanmış. isminin "vol-i" olması gözüme batsa da sekiz üzerinden sekiz veriyorum! 

 yapımcısı jim morris'in dediğine bakılırsa wall-e'de yaklaşık 1500 çekim var. eğer tek bir yetenekli sanatçı wall-e'deki tüm çekimleri yalnız başına yapmaya kalksa bu 442 yılını alırmış! biraz saçma ama etkileyici bu bilgi film üzerine ne kadar çok çalışıldığını ispatlamak için veriliyor olasılıkla... 

 genellikle filmleri izler geçeriz, aklımızda bazı diyaloglar ya da konu ya da görsel şeyler kalır. yamulmuyor ve uydurmuyorsam, jim morrison'un sinema ile ilgili "bir kare bir öncekini öldürür" gibi bir lafı vardı. gerçekten de aslında bir illüzyon hepsi. animasyonlar söz konusu olduğunda daha da belli olan bir gerçek var: ard arda gelen resimlerin / fotoğrafların üzerine eklenen ses kayıtlarından ibaret sinema. genellikle görüntüler akılda kalıyor ama "ses" de göz ardı edilmemesi gereken bir şey. işte bu yüzden gerçekten "film izlemek" isteyenler "seslendirme" denilen şeyden hiç hoşlanmıyorlar; "kendi dilime çevrilmiş halini izlemek varken alt yazı kovalamaya ne gerek var?" diyen insanları kıçımsıyorlar. ben de öyle yapıyorum doğrusu. 

filmin ilk diskinde, "animasyon ses tasarımı: ses ile bir dünya yaratmak" isimli bölümü, evet neredeyse ağzım açık bir halde izledim. star wars ve indiana jones dahil olmak üzere bir sürü filmin ses tasarımcısı ben burtt ile (ve eski disney çizgi filmlerinin ses tasarımcısılarıyla) yapılan söyleşiler, efekt ve karakter seslendirmesi için yaptıkları aletler, kullandıkları teknikler inanılmaz. robotların ve aslında her şeyin seslerini çok sevmiştim ama üzerine düşünmemiştim filmi izlerken. düşünsem de, bir tuşa basıyorlardır al sana lazer sesi, al sana rüzgar sesi, patlama sesi falan diye olurdu bu olasılıkla. kullanılan seslerin kaynağının tamamen mekanik şeyler (çok garip şeyler!) olduğunu ve mikrofonla kaydedilip üzerinde çalışıldığını görünce çok şaşırdım doğrusu...

wall-e dvd 2 

yönetmen andrew stanton'un sunum ve açıklamalarıyla izlenmesi gereken çıkarılmış sahneler ve filmi bir kere de yine yönetmenin yorumlarıyla izlemek de çok keyifli. yönetmenin "kayıp balık nemo" ile oscar ödülü aldığı yıl, nemo'nun "oscar rakibi" olan bir fransız şaheseri les triplettes de belleville isimli "diyaloğu yok denecek kadar az" çizgi film ile wall-e arasında bir bağlantı var: andrew stanton bu filmi çok sevmiş ve belli ki oldukça da etkilenmiş. wall-e'nin başlangıcında, bin dokuz yüz otuzların bir müziğini kullanmak istemiş; binlerce yıl sonrasını anlatan bir hikayeye çok farklı zamanlardan bir müzik eklemekle hoş bir karşıtlık yaratmak istiyormuş** ama "belleville üçüzleri" ile çok benzeşir diye düşündüğünden vaz geçmiş. bunun gibi, bir dolu ilginç ve keyifli şey anlatıyor yönetmen film boyunca.

 yine ilk diskte, ses ve alt yazıları ayarlama kısmında, "ev sinemanızı zenginleştirin" başlıklı uygulamadan sonra bir kez daha "işin içinde pixar olunca her türlü detay ve kalite ile karşılaşıyorsun" diye düşündüm. 

  wall-e dvd 1 

  presto ve "burn-e" kısa animasyonlarının da bulunduğu ekstralarda "ilk bakış" bölümündeki fragmanlar arasında, pixar'ın bir sonraki filmi up'ın fargmanı da bulunuyor. 

 ikinci disk, "ikinci disk de olsun" diye yapılmış bir şey değil. "bir pixar masalı" isimli yaklaşık bir buçuk saatlik belgesel ilk göze çarpan şey. daha önce kısa filmler kolleksiyonunda kısa filmlerin belgeselini sunmuşlardı bu sefer pixar'ın ve dolayısıyla filmlerin belgeselini yayınlıyorlar. 

"insanlar" ve "robotlar" ana başlıkları altında oldukça doyurucu onlarca materyal bulunuyor ikinci diskte. filmin yapım aşamalarıyla ilgili belgeseller oldukça detaylı. filmdeki "deli" şirket-hükümet bnl (buy n large) reklam filmleri de çok hoşuma gitti doğrusu. "wall-e'nin malzemeleri ve hazineleri" isimli yaklaşık beş dakikalık bölüm oldukça komik. daha önce yer verdiğim "elektrikli süpürge" videosu, bu bölümün bir parçası. "hula hoop" denilen naneyle didişmesi favorim (alttaki video) (youtube) (evet) (e yuh hala izleyemiyor musun youtube videolarını?)

wall-e dvd 3 

 her özelliğiyle türkçe uyumlu (film ve çocuklara yönelik oyun bölümleri seslendirilmiş, kalan her şey türkçe alt yazılı) muhteşem bir dvd hazırlamışlar. film zaten muhteşem ve kesinlikle bu dvd ile epeyce uzun süreli keyifli bir zaman geçireceksin.
yazının bu noktasına geldiğimde karar değiştirdim: dokuz üzerinden dokuz veriyorum!

wall-e-poster1wall-e-poster2wall-e-poster4 wall-e-poster3


 
*üç oscar alacak gibi geliyor bana. 
**aklıma "bioshock" ve "fallout 3" isimli bilgisayar oyunları geliyor...

devamını göster

01 Temmuz 2008

los angeles hikayesi

romantik komedi deyince aklıma meg ryan geliyor; kendisine hayran olan milyonlardan biriydim bir zamanlar... "meg ryan ile bir ilişkim olsa, onu yerli yersiz üzer, zırt pırt ağlatırdım" diyordum; filmlerinde salya sümük "zırlaması" her zaman çok sempatik gelir çünkü bana... işte "romantik komedi" hissiyatı ve ben!
ama benim de zaafımlarım var, itiraf etmeliyim: l.a. story muhteşem bir film!
son derece romantik hem de komik bir film... bu filmi defalarca izledim, defalarca da izlerim... steve martin zaten saygıda kusur etmediğim bir insan. (son dönem filmlerini pek bilmiyorum ne yazık... bu arada son dönem'e bak ama: en az 14 sene! imdb'ye baktım şimdi, nerde kalmışım diye, 1994 tarihli en son seyrettiğim filmi! bir de "steve martin" hayranı, "onu bana sorun yahu!" ukalası geçiniyorum) yine de konuşmaya devam edeceğim: steve martin'in en çok "yalnız adam" filmini severim ve tabii iki beyinli adam, kirli çürük ve adi, roxanne, vs vs...
geçen sene en sevdiğim sahnenin fotoğraflarını koymuştum; bu sene kendimi müthiş geliştirmiş(!) olmamın belirtisi de olarak tüm sahnenin videosunu ekledim aşağıya. ama aslında şu da bir gerçektir ki filmde en fazla aklımda kalan tek bir karedir; ya da işte o kadar kısa bir yer:
 
   

"bulanık (flu?) bir yeşilliğin önünde bir kadın kesin güzel görünür" gibi bir önyargım, bu kare(ler) yüzünden... yoksa kırmızı yeşil kontrası mı sadece? yok, her şeyi bilmem gerekmiyor... ama ölmek üzere can verirken, hani her şey geçecekse gözlerin önünden, filmler klasmanında, bu filmden sadece yukarıdaki fotoğraf geçecek, bir an, hiç şüphem yok! 
her neyse, asıl konuya dönersem; güzel, yalnız, alıngan ve badem gözlü ülkemde bu "harika" film, nihayet dvd formatında piyasaya sürüldü. filmin görüntüsü neyse de ses kalitesi stereo olmasaydı keşke... (iki laf etmiş olayım bari dvd hakkında)

 

devamını göster

31 Ocak 2008

jacob's ladder

jacob's ladder'ın türkçe ismine (dehşetin nefesi) ve dvd kapağına bakıp "hah! işte bir korku filmi" diye düşünmek haksızlık ya da yanlışlık olur bu filme karşı. isim değiştirmek konusunda biraz da mecbur kalınmış olabilir çünkü "yakub'un merdiveni", hz.yakub'un rüyasında gördüğü, dünya ile cennet arasındaki merdiven anlamına geliyor. yani bire bir çevirseler ticari açıdan pek tutmayacak bir isim. yani bizim toplumumuzda... ben de dvd'deki belgeseli izlerken "haaaa...öyle mi" dedim doğrusu...
aslında kutsal kitaplarda geçiyordur bu öykü ama tam referans verebilecek bilgiye sahip değilim. sanırım mason inancında da yeri var.. bu mitolojik bonservise sahip isim, film için oldukça önemli, özellikle final sahnesi düşünülürse...
elbette önemli, yoksa yönetmen filmin ismini dehşetin nefesi falan koyardı değil mi?
her neyse, 1990 tarihli bu garip ve oldukça etkileyici filmin dvd'si sonunda yayınlandı güzel ülkemizde. silinmiş üç sahne ve yönetmen-senarist açıklamalı bir küçük yapım belgeseli içeren bu dvd'yi elbette epey tatmin edici buldum. yani big lebowski gibi bir filmi dandik mi dandik bir halde piyasaya sürmüşlerken, bunu beğenmemek olmazdı.
yıllar önce show tv'de yayınladığında izlemiş ve vhs kasete kaydetmiştim. defalarca izledim ve beni gerçekten oldukça etkilemiştir. bazı açılardan aslında gereğinden fazla söz söylüyor diye düşünürüm. şu deney-kimyasal muhabbeti olmasa keşke; çok daha sarsıcı bir film olacakmış... çünkü zaten hali hazırda çok önemli, çok çarpıcı bir bakış açısına sahip; politik-anti-militarist ıvır zıvırları da arada halletme derdine girmeseydi keşke. tamam, onlar hakkında da söyleyecek bir çift lafın olabilir ama işte, tıpkı çok fonksiyonlu eşyalar gibi: aynı zamanda saç kurutma makinesi de olan bir radyoya sahipsen, ya radyo özelliği ya saç kurutma özelliği ya da ikisi birden aslında tam gerektiği gibi performans vermez... bu tür nanelerin tek istisnası isviçre çakısıdır ve onlar da olabildiğince uygun şeyleri bir araya getirirler.
oldukça rahatsız edici sahneler var bu filmde. tim robbins'in masum, efendi, gayet normal bir adam görünümü ve yeteneği ile film çok şey kazanmış. (aferim bana, çok güzel dedim)
buz dolu küvet ve masaj (ya da fizik tedavi?) sahnelerini çok severim. tim robbins'in (jacob singer'ın), el falına bakan falcı kadına yaptığı espiri de her zaman hoşuma gitmiştir. galiba falcı kadının gülmesi, gülüş şekli yüzünden.
en az iki kere izlenmesi gerektiğini düşündüğüm bu filmle alakalı olarak, yönetmen, filmin ölümcül hastalıklara kapılmış insanlara, telkin amaçlı izletmek için kullanıldığını ve bu durumun kendisini çok gururlandırdığını söylüyor...


devamını göster

04 Ocak 2008

blade runner (final cut)

bu aralar epey güzel filmler art arda çıkıyor piyasaya. blade runner, "final cut" başlığı altında, iki ayrı versiyonla piyasaya çıktı. çift diskli versiyon ve beş diskli kutu set olarak... kutu seti almak isterdim ama ilk disk haricinde hiç bir türkçe destek olmaması yüzünden vaz geçtim.

blade runner, bir philip k. dick uyarlaması. "do androids dream of electric sheep" isimli kitaptan... film ve kitapla ilgili güzel bir inceleme de burada: yedincigemi.com
"ben kimim, var oluş referanslarım neler?" gibi sorular, eğer ki bir mandaya daha yakın durmuyorsa (elbette bir manda'nın bu tür sorulara ve bu soruların olası cevaplarına hiç ihtiyacı yoktur, hepsi insan bok yemeleri işte), her insanın dönem dönem kendine sorduğu sorulardandır. bu soruların cevaplanmasına yardımcı olmak ya da "ruhu" yatıştırmak için, felsefe, psikoloji, sanat, din (veya her türlü inanç) devreye girer. bu bin yıllık dertlerin mutfak robotlarında değil de "yapay zeka sahibi" androidlerde ortaya çıkması tabii ki anlamlı; insana yakın olacaksa insanın dertlerine de yaklaşacak demektir. ama canım robo kardeşim, sen "akım geçer-akım geçmez" (0-1 neyse) standartlarında kalsaydın ya? eh tabii, iradeye ve soyut işlem yapabilme yeteneğine sahip bir model olarak üretilmek de senin suçun değildi?
her neyse, insani robotların dertleri bitmez. ghost in the shell ve akabinde matrix filmlerinin, bariz göndermeler yaparak saygı duruşunda bulundukları blade runner da konuya tam bir açıklık getiremiyor. (aslında a.i. filmini ve tüm zamanların ve mekanların ötesinde, her akıl sahibi varlıktan çok daha şiddetli varoluş problemleri çeken paranoid android marvin'i de anmak lazım)
dvd gayet başarılı, ekstra özellikler doyurucu ama türkçe destek yok.

devamını göster

23 Aralık 2007

pixar kısa filmler kolleksiyonu

nihayet pixar'ın şimdiye kadarki tüm kısa animasyonlarını içeren dvd yayınlandı. dvd kapağında "bölüm 1" diyor ama bu heralde "biz daha bir dolu kısa animasyon yapacağız" anlamına geliyor çünkü dediğim gibi tüm kısa'lar bir arada yayınlanmış durumda.
13 animasyonun yanında yaklaşık 20 dakikalık oldukça güzel bir belgesel de eklenmiş. tüm filmlerde sesli yorumlarla izleme opsiyonu ve ekstralar dahil olmak üzere türkçe destek bulunuyor.
toplamda 51 dakika bir şey gibi görünse de harika bir toplama.
youtube'da pixar etiketli bir kamyon animasyon vardır ama gerçekte çoğu başka stüdyoların işleridir. bu dvd muhabbeti için youtube'da kısa bir arama yaptım. sanırım yayın hakları muhabbetine tüm animasyonları kaldırılmış; sadece üzerine başka sesler eklenmiş şeyler var.
bir de south park sezonlarını yayınlasalar keşke...




film listesi:
  • the adventures of andre & wally b.
  • luxo jr.
  • red's dream
  • tin toy
  • knick knack
  • geri's game
  • for the birds
  • mike's new car
  • boundin'
  • jack-jack attack
  • one man band
  • mater and the ghostlight
  • lifted








devamını göster