04 Haziran 2009

tiananmen meydanı 1989

4 haziran 1989 tarihinde, pekin'de, tiananmen meydanında öğrenci, aydın ve işçiler gösteri düzenledirler ve çıkan olaylar sonucu, hükümet güçlerine göre 200 - 300, çin öğrenci birlikleri ve çin kızılhaçına göre 2000 - 3000 kişi hayatından oldu. olaylar neden çıktı, nasıl gelişti gibi bilgileri konuyla ilgili wikipedia sayfasından inceleyebilirsin.
bu gün, bir iki yerde ( bir ve iki), o günün simgesi haline gelen, meçhul isyancının, tankların önünü kestiği ünlü görüntünün yorumlarını gördüm. derhal, en bilgiç yüz ifademi takınarak, "öyle olmaz ki, iki üç örnek verilecek olduktan sonra ne anladım ben o işten" deyip, google, flickr ve deviantart üzerinden bir tarama yaptım. aynen aşağıdaki gibi sonuçlandı araştırmam:


(nevver)



(ivorydrive)


(imsteevin) (iamjacksbrokenheart)


(tihz_ho) (dantonsspot)


(kevis)


(picormdwe)


(stevenhott) (nocaptionneeded.com)


(simpsons)


(rlcwallpapers)


(xxpanthernovaxx) (ashley903)


(airtonyli) (balakov)


(halvorbodin)


(maxmagnusnorman.coml)


(backwardscity.blogspot.com)

tiananmensquared
casey weldon


(nikahang kowsar)


(t-shirts.cafepress.com) (www.taiwandc.org)


(nocaptionneeded.com)


(orijinal görüntü)


(tankın içindeki - (pangeaday.org)


devamını göster

02 Haziran 2009

scoop volante

koskoca evren, sırf dünyaya manzara olsun diye mi var? koskoca dedim ama insan aklının alamayacağı bir büyüklük, enginlik, uçsuz bucaksızlık, sessizlik, susuzluk, kontörsüzlük pırt kırt... neyse de, gerçekten de, muhterem insan douglas adams'ın "dediği" gibi, evren büyük, ama gerçekten büyük, çok büyük...
uzaylıları (dünya dışı varlıkları) seviyorum, bunu da her fırsatta belirtirim. ama uzay gemilerine, gezegenimizde bırakıldığı iddia edilen uzaylı izlerine, "bir gün gelecekler, sizinle korpilt* geçtik diyecekler... görün bakın..." gibi sözlere pek düşkün değilim. tabii bu, bir uzay gemisi görüp de sanki belediye halk otobüsü görmüşüm gibi soğukkanlı ve umursamaz davranacağım anlamına gelmiyor. bak, itiraf edeyim, eğer dünyalı kaçırma gibi derdi olan varlıklar varsa, ben tam onların aradıkları tipim! salak gibi isterim, beni gemilerine alsınlar, başka bir gezegene götürsünler... elimden geldiğince anlatırım bildiklerimi; saç, deri hücresi, kan ve idrar testlerine de hiç sesimi çıkarmadan razı olurum.
kolay tabii böyle konuşmak, bir uzay aracı ile ya da bizzat uzaylı ile karşılaştığımda büyük olasılıkla alfabeden iki bilemedin üç harf kullanma limitiyle (ebebebebe, ehehehehe, höyhöyhöy... bu embesilce örnekler bile çok oldu) garip sesler çıkaracak ve yerimden bile kımıldayamayacağım(dır). sanırım en fazla görüntü kaydetme isteği doğacaktır içimde ve tabii ki bu isteği gerçekleştirme durumunda sürekli titreyen, sağa sola kayan bir video ya da bulanık, boktan bir fotoğraf elde edeceğim(dir). buradan da anlıyoruz ki, arada sırada piyasaya çıkan görüntülerin bazılarının gerçek olduğunu düşünebiliriz. elbette aynı nedenle ("çok heyecanlandım sorma!" duygusunu hissettirmek için) sahte görüntüler özellikle titrek, bulanık hazırlanıyor.
neyse, bir dakikalık komik bir animasyon için seksen satırlık yazı yazmanın anlamı yok. gerçi yine de şaşırdım kendime: an azından animasyonla doğrudan ilgili bir şey yazdım...


*pleiades dilinde "taşak"

Share/Save/Bookmark

devamını göster

01 Haziran 2009

bu şarkı kimin?

chia e tazi pesen? (bu şarkı kimin?) çok eğlenceli ve ilginç bir belgesel. istanbul'da bir içki masasında, bir yunanlı, bir makedon, bir türk, bir sırplı ve bir bulgar muhabbet ederlerken, şarkıcı "katibim" şarkısını söylemeye başlıyor. bunun üzerine, "bu bizim şarkıdır" diye bir iddialaşma başlıyor. masanın bulgar vatandaşı, aynı zamanda belgeselin yönetmeni adela peeva teyze, bu şarkının izini sürmeye karar veriyor.
türkiye, yunanistan, arnavutluk, bosna hersek, sırbistan, makedonya ve bulgaristan'da çekiliyor belgesel. tüm bu hem farklı hem de yıllar içinde aslında öyle ya da böyle birbirinden oldukça etkilenmiş insanlardan "katibim" şarkısını dinlemek elbette keyifli... bununla beraber, "bizim şarkımız tabii ki, yok daha neler" görüşünün sağlam bir inançla savunulmasını izlerken, bu halkların birbirlerinden bazen "ölümüne" nefret ettiklerini görmek (şüphesiz tarihi bir gerçek) düşündürüyor insanı. şarkının (ya da türkünün) sözleri değişiyor her defasında, bazen aşk, bazen din bazen başka bir şey tema oluyor sözlere. kültürel bir sperm sanki bu şarkı; yıllar içinde o toplumdan çıkmış şu topluma girmiş, her topluma da kendi çocuğunu bırakmış: eh hepsi de "çocuk bizimdir" diyor...

video ingilizce alt yazılı ve malesef görüntü kalitesi yerlerde sürünüyor yine de rahatlıkla izlenebiliyor...


"chia e tazi pesen?" (2003)
70 dakika.
yazan ve yöneten: adela peeva

Share/Save/Bookmark

devamını göster

30 Mayıs 2009

"city of salt"



kahn ve selesnick'in sitesinden, "city of salt" başlıklı çalışmadan birkaç örnek aldım. başka başlıklarda daha bir dolu şey yapmışlar; hepsi de görülmelik... city of salt başlığı altında, her dijital işin öyküsü de var. yok, yapım aşamaları değil, bildiğin öykü... aslında aklımdan geçmedi değil; "ben de hariçten gazel okusam, kafama göre her birinin altına bir şey uydursam..." diye. belki arada sırada döner, aşağıdaki resimlerin altına bir şeyler uydururum? yapmadığım şey değil; bir şeyler ekleyip ekleyip öylece bırakmıyorum, arada sırada dönüp sağını solunu değiştiriyor, ak dediğimi kara yapabiliyorum... e tabii ne olacaktı, bildiğin oyuncak bu, (oyuncak mı bu?) maksat, zaman geçerken, sanki biraz yavaşlamış gibi hissedeyim... çok dokunaklı oldu bu cümle sanki? daha sonra silip yerine "maksat, hayat eğlenceli geçsin" yazar, sonra da bu cümleyi silerim...

(siteyle işin bittikten sonra, sayfanın altındaki "back to aeroplastics" bağlantısına tıklamanı da tavsiye ederim...)











Share/Save/Bookmark

devamını göster

29 Mayıs 2009

silversun pickups - growing old is getting old



silversun pickups'ın "growing old is getting old" isimli şahane şarkısını çok sık dinliyorum bu günlerde. videoları var mıdır, kimdirler necidirler diye merak etmemiştim de aslında ama denk geldi işte. meğer pek sempatiklermiş; basçı abla özellikle... şahane şarkılarını şahane bir performansla çaldıklarını gördükten sonra daha da bir sevdim kendilerini...



"sort of", "panic switch" ve "the royal we" şarkılarını da çalmışlar. onları da spinner.com üzerinden izleyebilirsin. ("royal we" de gayet güzel bir şarkı bu arada...)
ayrıca müzik videoları, grup hakkında bilgi için: silversunpickups.com

Share/Save/Bookmark

devamını göster

27 Mayıs 2009

dino valls

1959 yılında ispanya, saragossa'da doğmuş dino valls amca. resimlerine de yansıdığı üzere, cerrahlık, tıp eğitimi almış. gerçekten de, tüm resimlerinde insan bedenini merkeze almış ve tüm o bedenler sanki birer "nesne" gibi... resimlerini "sanat eseri" yapan şey ise, onlara kattığı ruh olasılıkla. bak bazen ciddi ciddi de yazabiliyorum ama gerçekten de resimlerini çok sevdim dino amcanın; konuyu sulandırmama neden olacak beyin hücrelerimin yularını çekip, onları dizginlemeye çalışıyorum bu yüzden...

kişisel olarak, insan bedenine "gereksiz" müdahale fikrine çok sıcak bakmıyorum. yani, ameliyat, dikiş izi, protez vs gibi zorunluluktan şeyler bir yana, estetik ya da haz merkezli "gereksiz" şeylere özellikle... dövme ve pirsing en çok karşılaşılan müdahale çeşidi ve abartıldığı kesin olanları haricinde, bana hiç de itici vs gelmiyor; bazısına yakışıyor bazısına yakışmıyor işte. tıpkı elbise, takı, saç, kıl tüy gibi... bir de sadizmle ya da mazoşizmle bağlantılı bedene müdahale var ki işte benim sıcak bakmadığım o. demir kıskaçlar, mandallar, mum şu bu ve insan bedeni bir araya gelip de bir haz noktasını uyarıyor belli ki ancak eminim bende o nokta yok ya da üzeri kapalı?

dino amcada var bir sado mazo esintisi demek istemiyorum çünkü adam "insan bedenine dışarıdan müdahale" konusunda eğitim almış ve bunu bilerek resimlerine baktığımda, bazen sağdan soldan çekiştiren, bazen inceleyen, bir şeyler yapan eller - kollar daha anlamlı geldi bana: sanki biraz da kendisiyle mücadele etmiş resimlerinde? işte bu nedenle çok sevdim resimlerini...

















dinovalls.com adresinden bir çok resmine bakabilirsin. (burada gördüm: pasa la vida)

Share/Save/Bookmark

devamını göster

26 Mayıs 2009

meditasyon

google aracılığı ile bir çok insan "meditasyon" konusunda bilgi almak için bu internet güncesi formatındaki kişisel siteye geliyor ve merak ettikleri konuyla ilgili bir şeyle karşılaşmadıkları için en azından zaman kaybediyorlar. artık bu sorunu halletmenin zamanı geldi; biraz geç de olsa, ben elimden geleni yapmış olayım. hemen yandaki jim carrey'nin* ifadesinden de anlaşılabileceği gibi tüm ciddiyetimle(!) ve meditasyonla ilgili şaşırtıcı birikimimle(!) işte şimdi konuyu kendi adıma kapatmış olacağım ve üzerime düşeni yapmış olacağım...

meditasyon nedir?

meditasyon, kısaca dalınç demekmiş. ben de biraz önce öğrendim. peki dalınç (tersdalınç da ne garip oldu; neyse) ne demek: "kendinden geçercesine sessiz bir coşkuya dalma, istiğrak, meditasyon." bu "istiğrak" kelimesini de ilk defa duydum; biraz önce... peki istiğrak (tersistiğrak daha da garip oldu) ne demek: dalınç demek! buradan da anlıyoruz ki, bazı kelimelerin ne anlama geldiğini sözlüklerden bulmak oldukça güç. o halde en güzeli google'a bakmak. evet, işte sorun iyice büyüdü çünkü "meditasyon" yazdın; ilk sıralarda bu site çıktı! demek ki hayatta her şey bir döngüdür ve bizim bu döngüde kendimizi aramamıza da meditasyon denir. yok şaka yaptım; bu durumda iki sonuç çıkıyor: birincisi, demek ki bu internete çok güvenmemek lazım ve ikincisi biraz da dikkatli olmak lazım...

yine de kısa bir araştırma yaptım senin için:
meditasyon, latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok batı dilinde "derin düşünme" anlamına gelmekte olan bir terim olup, mistik anlamıyla, sözlüklerde, "kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad" olarak tanımlanır. meditasyon tekniklerine, ait oldukları, budizm (hindistan), taoizm (çin), bön (tibet) ve zen (japonya) gibi inanç sistemlerine göre ve izledikleri yöntemlere göre değişik adlar verilmiştir. ayrıca günümüzde mevcut farklı inanç sistemleri, mezhepler ve ekoller meditasyonu farklı olarak yorumlamakta ve farklı şekillerde uygulamaktadırlar. bu bakımdan standart ya da tekbiçimli bir meditasyondan söz etmek olanaksızdır.
yukarıdaki alıntı, wikipedia'dan ve konuyla ilgili daha fazla "ciddi" bilgi almak istiyorsan hemen oraya geçiş yapmanı tavsiye ederim. şimdi, tespit edebildiğim kadarıyla, meditasyon ile ilgili merak edilenlere değinmek istiyorum:

"meditasyon ile geçmişe yolculuk mümkün mü?"
geçmişe yolculuk olanaklı değildir. meditasyon ile ya da geçerli ayarlarla (default) geçmişi düşünmek ise elbette ki de olanaklıdır ve kabaca buna "hatırlamak", kibarca "hatıralarda gezinmek" denilebilir.

"meditasyon yapmak günah mı?"
meditasyon yapmak suretiyle (yani o esnada, bir yandan da) bazı haksızlıklar, hırsızlıklar, pislikler yapabiliyorsa insan, olasılıkla günahtır? inanılan kutsal kitaba ya da güvenilir din adamlarına sormakta yarar var bu soruyu...

"meditasyon müziği ve videoları nelerdir?"
bu "araba müziği" gibi bir şey mi acaba? bir kere büyük bir mantıksızlık var çünkü müzik olsun video olsun, onu ortaya koyan adamın benliğinin bir yansımasını (da) içerir. e sen kendi benliğini, huzurunu bulmaya çalışırken elin adamının benliği parazit yapmayacak mı? ama eğer meditasyon müziği ya da videosu dedikleri şey, bulutların(!), dalgaların, birbirine sürtünen çakıl taşlarının, böceklerin, kuşların, ağaçların şunun bunun ses ya da görüntü kayıtlarıysa bilemem... yine de ekşisözlük'e bakabilirsin...

"meditasyon yapmak beyni büyütür mü?"
evet büyütüyormuş. ama ne gerek var? daha büyük beyin daha çok soruna, gereksiz bilgiye alan sağlamaz mı? bence meditasyon beyni büyütmek yerine küçültmeli ki bir işe yarasın! gereksiz, rahatsız edici şeyleri silmeye ve boş alan yaratmaya yarasa daha iyi olmaz mı gerçekten de? (evet, haberi okudum, öyle bir büyümeden bahsetmiyor ve nasıl bir büyümeden bahsettiğini tam olarak anlamadım zaten...) bak, şimdi itiraf edeyim, benim meditasyon'la en ufak bir ilgim yok hatta "aman biri ciddi ciddi meditasyon, yoga, şakra falan filan demesin yanımda " diye düşünürüm. "şimdi mi söylüyorsun bir saattir okuyoruz!" diye kızacaksan; taa en baştaki jim carrey ifadesine bir daha bakmanı öneririm.

"meditasyon koltuğu", meditasyon oyuncağı", "meditasyon hangi şehirlerde var?", "evde meditasyon", "resimli meditasyon" gibi konular üzerine henüz bir çalışma(!) yapmadım. çok küçük bir olasılıkla, hiç sanmıyorum ama, belki o soru ve sorunlara da cevaplar ararım bir ara...

*"yes man" (bay evet) filminden bir kare...

Share/Save/Bookmark

devamını göster