26 Kasım 2008

soğuk

uykusunun geldiğini söyledi ve yatmaya gitti. ben içmeye devam ettim. sabah oluyordu ve hava soğumaya başlamıştı. bir yerlerde makineler çalışıyordu; çok uzaklardan gelen boğuk sesler işte... yıldızları seyrettim. herkesi etkiler galiba yıldızlara bakmak? gözlerimi kapadım ve içkimden bir yudum aldım.

gözlerim açıldığında, etrafın biraz daha aydınlanmış olduğunu ve soğuktan kaskatı kesilmiş olduğumu fark ettim. ayağa kalkamadım; çabaladım ama olmadı. hareket edemiyordum. bağırmak istedim ama sabahın köründe balkonda bağırmaya cesaretim yoktu. parmaklarımı bile oynatamıyordum. güneşin yükselmesiyle kendime gelecek değildim ya?

alabildiğim kadar nefes alıp bir süre bu havayı içimde tuttum. olanca gücümle nefes verdim. aynı anda balkon demirlerine çarptım. gürültü! bir süre öylece durdum. doğrulamadım yine. bir eşya, bir kağıt parçası gibi yapışıp kalmıştım.

“bu çok saçma!” dedim ve ayağa kalktım. donuyordum. odaya koştum ve yatağa girdim. dizlerimi karnıma çektim; gözlerimi yumdum.

uyandığımda kendimi çok hasta hissediyordum. yataktan çıkacak halim yoktu. başım çatlayacak gibiydi ve susamıştım. birinin odaya girmesini bekledim. kimse gelmiyordu.

olacak şey değil; susuzluktan öldüm.

1 yorum: