nerden baksan iğrenç diyeceğim seksenli yılların, (yine de neşeli) çocukluk dönemlerinden kalan "sakız kağıdı" silsilesinin unutulmazlarından biri de pembo (çizeri kim acaba?) tipitip ve bi-bib serilerinden sonra bu "abuk" karekterde sıra. epeyce sıkıcı işlemlerden sonra ilk yirmi "karikatür"lük bir seri oluşturdum ki yeter de artar bile! zira şu saatten sonra pembo'nun daha fazlası, kıymetli gri hücrelere zararlı olabilir...
05 Kasım 2008
brian despain ve robotlar

brian despain balıklar, kurukafalar ve robotlar denilince akla gelen ilk isim. (yuh, ne kadar desteksiz attım!) öyle değilse de bunlara takmış olduğu kesin. robot takıntısını sevdim ama. resimlerindeki tarza sahip robotlar bende şu düşünceyi uyandırıyor. şu: 2008 yılındayız ve hala, yıllar öncesinde hayali kurulan uzay - bilim kurgu çağında değiliz. sanki bu robotlar, robotlar aleminin eski amerikan arabaları, modası geçmiş klasikleri... bu garip bir yanılsama çünkü ortalıkta kıyaslama yapılabilecek "son model" bir robot falan yok.(*) baksana şunlara hepsi paslanmak üzereler sanki?
robot denilince akla ilk önce star wars filmlerinin iki ünlü robotu , r2-d2(**) ve c-3po geliyordur ama benim aklıma marvin de geliyor ve elbette filmindeki görüntüsü değil, kitaplardan kaynaklanan belirsiz bir şey yine de sanırım buradaki çizimler ona sanki daha yakın?
odtü robot topluluğu, robot kelimesinin kökenini robot nedir? başlıklı yazı ile etraflıca anlatmış. hemen başlarda bulunan tanımı görsellerin hemen altına alıntıladım; böylece, benim gibi, konuyu merak ettiğin halde yazının hepsini okumakla alakalı üşenme hücrelerini çalıştırmana gerek kalmayacak.








(*)gündelik yaşamı kastediyorum yoksa teknoloji fuarlarındaki dış kaplaması parıldayan ama parkinsonlu gibi (?) hareket eden hantal robotları hiç "adam" yerine koymak istemiyorum.
(**) r2d2'nun sefalet dönemi, alkol bağımlılığı ve oyunculuk kariyeriyle ilgili beneath the dome isimli üç bölümden oluşan bir belgesel vardır. şöyle oluyor: bir, iki ve üç
robot denilince akla ilk önce star wars filmlerinin iki ünlü robotu , r2-d2(**) ve c-3po geliyordur ama benim aklıma marvin de geliyor ve elbette filmindeki görüntüsü değil, kitaplardan kaynaklanan belirsiz bir şey yine de sanırım buradaki çizimler ona sanki daha yakın?
odtü robot topluluğu, robot kelimesinin kökenini robot nedir? başlıklı yazı ile etraflıca anlatmış. hemen başlarda bulunan tanımı görsellerin hemen altına alıntıladım; böylece, benim gibi, konuyu merak ettiğin halde yazının hepsini okumakla alakalı üşenme hücrelerini çalıştırmana gerek kalmayacak.








robot teknolojisi, ismini çek oyun yazarı karel capek’ in , "rossum' un evrensel robotları (1921)" oyununa borçludur. yazar, angarya-zorunlu iş anlamındaki "robata" kelimesi ile işçi anlamına gelen "robotnik" kelimelerini birleştirerek, “robotic” kelimesini türetmiştir.
isaac asimov, ise yazdığı bilim-kurgu romanlarla “robot” fikrinin öncülüğünü yapmıştır. yazarın kitaplarında belirttiği üç kanun "asimov kuralları" olarak bilinmektedir.
1. bir robot insana zarar vermez ve bir insanın zarar görmesine izin vermez.
2. bir robot birinci kanuna aykırı olmadığ sürece insanlar tarafından verilen tüm emirlere itaat eder.
3. bir robot birinci ve ikinci kanuna aykırı bir durum olmadığı sürece kendi varlığını korur.
(*)gündelik yaşamı kastediyorum yoksa teknoloji fuarlarındaki dış kaplaması parıldayan ama parkinsonlu gibi (?) hareket eden hantal robotları hiç "adam" yerine koymak istemiyorum.
(**) r2d2'nun sefalet dönemi, alkol bağımlılığı ve oyunculuk kariyeriyle ilgili beneath the dome isimli üç bölümden oluşan bir belgesel vardır. şöyle oluyor: bir, iki ve üç
.
brian despain,
gorsel,
hayat,
robot
04 Kasım 2008
cennetin ışıkları
mutfakta kendisine omlet yaparken mutlu mutlu gülümseyip hayaller kurarak şarkı söyleyen kızı, soluk turuncu renkli eski koltukta hayal eden sakalını yeni kesmiş delikanlıya sanki bir şeyler söylemek istermiş gibi yanaşan kedi, delikanlının kucağına sıçramadan önce bir tereddüt geçirmişti. delikanlı kucağındaki kedinin tüylerinde parmaklarını gezdirirken, mutfakta kendisine omlet yapan kız, aceleyle ocağı söndürüyordu çünkü yemeğini yakmıştı. delikanlı gülümsedi; kızcağızın tavayı temizlemesini, ocağı yakmasını, tavaya yağ koymasını ve iki yumurta kırmasını, gözlerini kapayarak izledi. kız yine mutlu mutlu gülümsemeye ve hayaller kurarak şarkı söylemeye başlamıştı.
açık pencereden serin bir hava mutfağı dolduruyordu; dışardan, oynaşan-kavga eden kedilerin sesleri geliyordu. kız omleti bir tabağa koydu ve tuzladı. duran bir otobüsün belki de bir çöp kamyonunun fren sesi duyuldu. küçük tahta masada yumurtasını yerken mutlu mutlu gülümseyen ama şarkı söylemeyen kız, karanlık bir odada, kocaman bir pencerenin önünde, turuncu renkli eski bir koltuğa oturmuş, kedisini seven, sakalını yeni kesmiş bir delikanlıyı hayal ediyordu.
hayal kuran kızları, delikanlıları, kedileri ve omletleri, çöp kamyonlarıyla otobüsleri, serin havaları ve tavaları , karanlık odalarla mutfakları ve hepsini; kalabalık ve gürültülü bir barın tuvaletinde, kustuktan hemen sonra duvara yaslanmış, kesik kesik soluyan bir adam hayal ediyordu. oldukça fazla içmişti ve sadece üç buçuk dakika ömrü kalmıştı.
açık pencereden serin bir hava mutfağı dolduruyordu; dışardan, oynaşan-kavga eden kedilerin sesleri geliyordu. kız omleti bir tabağa koydu ve tuzladı. duran bir otobüsün belki de bir çöp kamyonunun fren sesi duyuldu. küçük tahta masada yumurtasını yerken mutlu mutlu gülümseyen ama şarkı söylemeyen kız, karanlık bir odada, kocaman bir pencerenin önünde, turuncu renkli eski bir koltuğa oturmuş, kedisini seven, sakalını yeni kesmiş bir delikanlıyı hayal ediyordu.
hayal kuran kızları, delikanlıları, kedileri ve omletleri, çöp kamyonlarıyla otobüsleri, serin havaları ve tavaları , karanlık odalarla mutfakları ve hepsini; kalabalık ve gürültülü bir barın tuvaletinde, kustuktan hemen sonra duvara yaslanmış, kesik kesik soluyan bir adam hayal ediyordu. oldukça fazla içmişti ve sadece üç buçuk dakika ömrü kalmıştı.
02 Kasım 2008
denis zilber
biraz önce the sopranos'un dördüncü sezonundan, dokuzuncu bölümü izledim. şahane bir bölümdü ama huzurumu ve sinirimi bozdu. bölüm bittikten sonra sevgili gom-player'ı kapattım ve masaüstünde duran sarı klasörlere bakarken izlediğim bölümü düşünmeye başladım. o sırada denis zilber isimli klasörü farkettim ve orada bulunan renkli ve neşeli çizimlere bakarak kendimi dengeledim.
her ay en üst sağda, arama kutusunun hemen yanında bulunan (süper tarif ettim) bölgedeki görseli değiştiriyorum böylece "küçük detaylar hayatı güzelleştirir" anlayışına uygunluk konusunda bir sorunum olduğunu iddia edecek olana verilecek cevap da hazır oluyor. her neyse, işte bu sefer aşağıdaki görsellerin de çizeri olan denis zilber'in bir görselini kullandım.
denis zilber, sitesinde verilen bilgiye göre serbest çalışan israilli bir sanatçı. şimdi açıkça belirtmek istemediğim kaynaklarımdan birinde çizimlerini görür görmez kendisine kanım kaynadı. kendisine değil çizimlerine aslında; bana ne yoksa...
aşağıdaki çizimleri sevdiysen sitesinde daha birçoğunu bulabilirsin... birkaç tane de flash animasyon çalışması var.










her ay en üst sağda, arama kutusunun hemen yanında bulunan (süper tarif ettim) bölgedeki görseli değiştiriyorum böylece "küçük detaylar hayatı güzelleştirir" anlayışına uygunluk konusunda bir sorunum olduğunu iddia edecek olana verilecek cevap da hazır oluyor. her neyse, işte bu sefer aşağıdaki görsellerin de çizeri olan denis zilber'in bir görselini kullandım.
denis zilber, sitesinde verilen bilgiye göre serbest çalışan israilli bir sanatçı. şimdi açıkça belirtmek istemediğim kaynaklarımdan birinde çizimlerini görür görmez kendisine kanım kaynadı. kendisine değil çizimlerine aslında; bana ne yoksa...
aşağıdaki çizimleri sevdiysen sitesinde daha birçoğunu bulabilirsin... birkaç tane de flash animasyon çalışması var.










31 Ekim 2008
ailemizin görüşü ve zuzaylılar : "motör nedir?"
bu aralar videolara fazla yer veriyorum çünkü elimdeki malzemeler beni zorluyor. geçen haftalarda vhs kasetlerin bir bölümünü bilgisayara attım(*). ıvır zıvırlar arasında tekrar izlemekten en çok hoşlandığım ailemizin görüşü ve zuzaylılar oldu. zafer algöz ve erkan taşdöğen başta olmak üzere herkes ayrı ayrı dikkate değer komiklikteler.
ilk önce ne var ne yok, tüm videoları ekleyim dedim (hatta yanlışlıkla "kaydet" yerine "yayınla" düğmesine tıklamak suretiyle rss ve e-posta ile takip edenlere iki parçayı göndermiş bile oldum sanırım) ancak birkaç nedenden ötürü (öncelikle uzun iş, sıkıldım... ayrıca alt alta bir dolu video hiç hoş görünmüyor) elimdekileri zamana yayarak eklemeye karar verdim. daha önceki "zamana yayma" işlerinin bir kısmının sürüncemede bekliyor olmasına rağmen evet ben böyle bir davranış biçimi geliştirebildim ne yapayım?
("motör" nedir? (05:58)
*öğrencileri tarafından dersi asmak maksadıyla, "hocam biz polo takımındayız, tam bu saatte çalışma yapmamız gerekiyor, dersten çıkabilir miyiz?" diye kandırılmış, ülkemizin, zamana ayak uydurma çabası içindeki herhangi bir öğretmeninin "polo takımı! aşağı!" şeklindeki kendine güvenli tavrına benzer şekilde "hop haydi bilgisayara" dedim ve oldu zannedilmesin. "gereğinden fazla" diyebileceğim bir çaba gösteren bir arkadaşım olmasaydı hiç de bir şey yapamazdım. şöyle söyleyim; biri elimizde dağılan, biri eski model olduğu için uyumsuz olduğundan işimize yaramayan toplam üç vhs oynatıcı bulduk ve ne yaptıysak görüntüleri istediğimiz kalitede - ki kalite burada ses anlamına geliyor- bir türlü kaydedemedik. o dönemde (geçici bir süre) dokunduğum insanları iyileştirme gücüm vardı ancak dokunduğum elektrikli cihazları da bozuyordum. aslında dokunmam bile gerekmiyordu, cihaza dikkatli bakmam ya da cihaz hakkında konuşmam bile yeterliydi. belki de tüm uğursuzluk buydu? (konuyla alakalı birden fazla şahidim var )
arkadaşımın vestel'in dvd üzerine kayıt yapabilen dvd oynatıcı (eh kaydedici de) cihazını vihs oynatıcıya bağlamak suretiyle uzun bir zaman sürecinde (3 gün) bir kamyon görüntü atmayı başardım. ancak bu sefer de dvd'den paylaşıma uygun bir formata çevirmek felaket bir sorun oldu. sekiz on programla denedim ki bir iki tanesi neredeyse profesyonel video işleme programı olmasına rağmen, yok dvd'de öylece yattı görüntüler. belli olduğu üzere, elbette google yardımıyla şahane bir program buldum (FairUse isminde) ve iddia ediyorum normal fotoğraf albümünü bilgisayara bağlayacak bir aparat bulabildikten sonra onu bile "insani" bir formata çevirir...
bütün bu olan bitenlerden sonra ise şunu düşünüyorum: demek ki bir dip not, yazının kendisinden sadece felsefe kitaplarında uzun olmuyormuş...
30 Ekim 2008
goldie : on üç
sevgili demo'nun karizmatik kedisi "felis"in hastalığa yenilmesi çok üzücü oldu. yakınlarında hayvan barındıran ve dolayısıyla "hayvan sever" diye nitelendirilebilecek her insanı üzer şüphesiz bu tür şeyler... goldie'yi eve getirdiğimiz zamanlarda bir arkadaşım, "ona bir şey olduğunda üzüleceksin, neden girersiniz ki bu tür işlere" diye yorum yapmıştı. "sana da bir şey olabilir?" gibi bir şey demiştim. akabinde onunla tüm ilişkimi kestim, sağa sola "işe yaramazın teki boşverin onu" falan demeye başladım... (yok artık! hayır yahu atıyorum...)
biriken goldie fotolarından seçilmiş olanlar aşağıda...
sevimli goldie'nin diğer çıplak fotoğrafları için tıklayın!
(sezyum üzerinden yılışık medya organlarına...)
29 Ekim 2008
keyifli detaylar
robert zemeckis harika filmler çekmiş bir yönetmen, üzerine bir kamyon laf edilebilir. favorilerim geleceğe dönüş serisi ve forrest gump (orman gampı) (çok seviyorum bu iğrenç espiriyi)aşağıda contact ve what lies beneath filmlerinden iki sahne var. bu filmleri çok sevdiğim ya da filmleri tanıtmak için değil ama. bu çok kısa sahneler, bahsi geçen filmlere yedirilmiş, gözden rahatlıkla kaçabilecek, ama işini yaparken yaratıcılığı uçuran bir yönetmenin şahane süslemeleri. her iki sahnede de bilgisayarla düzenleme sözkonusu; sonuçta büyü yapmıyor bu adam...
eğer filmleri izlemediysen keyfinin içine etmek istemem; insan bu tür numaraları görünce heyecanlanabiliyor çünkü; her ne kadar film için zorunlu numaralar olmasalar da... yani bu sahneler için özel bir çabaya girmese de olurmuş ve elbette çekim teknikleri bu iki filmi daha güzel ya da daha kötü yapmıyor.
(bu arada düşündüm de izlememiş biri için what lies beneath sahnesi filmin tadını kaçırabilir)
contact
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















