23 Ağustos 2007

allegro non troppo


bu gün kendimi çok garip hissettim; aslında mutlu oldum ama bir şeylere de gıcığım...

yıllar önce (15 yıldan fazladır her halde) trt2 kanalında bir cumartesi akşamı walt disney'in fantasia'sını andıran bir film izlemiş hatta filmi video kasete de kaydetmiştim. bir animatör, tamamı yaşlı kadınlardan oluşan bir orkestra ve bir şef vardı filmde. orkestra eserleri çalarken, animatör de müziği tamamen dikkate alarak kısa animasyonlar ortaya koyuyordu.
filmi defalarca izlemiştim ve elbette bir vhs kaset ne kadar dayanırsa dayanmıştı. film izleniyordu izlenmesine ama en sevdiğim bölümde bozulmalar vardı. video kaset bozulmalarını bilen bilir; izlediğin şeyin içine eder.
sibelius'un "valse triste"si eşliğinde yalnız bir kedinin anlatıldığı bu bölümü heralde on yıl falan sonra ilk defa bu gün tekrar izledim.
tabii yıllar sonra filmden önce film hakkında konuşulanlardan (filmi tanıtmışlardı) aklımda çok az şey kalmıştı; bunun bir italyan yapımı olduğu, fantasia'ya eleştirel (?) bir göndermede bulunduğu, bolero ve valse triste...
google arama kısmına "italian fantasia animation" yazdım sadece... böylece moria.co.nz ve boingboing.net adreslerinden film hakkında tüm bilgiye ulaşmış oldum. akabinde youtube'da bir arama sonucu bu filmin üç animasyonuna ulaştım ki üçü de seçilmiş gibi; filmde en beğendiklerim ve elbette "valse triste"
bu durumda mutlu olmam gerekiyor. evet mutlu oldum, iki üç kez arka arkaya seyrettim hatta.
ama gıcık da oldum çünkü o vhs kaset hala duruyor ve ona artık ihtiyacım kalmadı. istediğim zaman en azından dvd olmadı divx formatına ulaşabilirim; gayet net!
galiba neden dolayı gıcık oldum henüz tam açık değil.
"allegro non troppo" filmin adı. bruno bozzetto, 1977 yılında gerçekleştirmiş bu filmi. bildiğim kadarıyla fantasia'nın klasik müzikle uyumlu animasyon fikrine rağmen ortaya çok daha dişe dokunur bir şey çıkarılabilir düşüncesindeymiş. eh, sadece çocukları düşünmemiş heralde? gerçi fantasia 1940 yapımı; zamanına göre muhteşem bir "eser".
aşağıda bu filmden iki animasyon var. ilki valse triste; sibelius'un. oldukça hüzünlü bir kısa animasyon. (filmde animasyon bittiğinde, tüm orkestra teyzeleri hüngür hüngür ağlıyorlar)

ikinci kısa animasyon, dvorak'ın slovak dansı. bu müziği ne zaman duysam aklıma gelir bu animasyon.


Nik The Greek - Allegro non Troppo - Valse... paylaşan: n-t-g



devamını göster

22 Ağustos 2007

evolva

evolva, evolve kelimesinden türetme sanırım. oldukça eski bir oyun.

oyunun başlangıcında, bir uzay gemisinin, bir tohumu boşlukta takip ettiğini izlersin; tohum bir gezegene düşer. gezegen; devekuşu - kurba' - kaplumbağa benzeri "hayat biçimleri"* içerir...


yer'e düşen tohum kısa sürede kendi varoluşuna uygun bir davranışa girer ve toprağa dahil olur; bu arada yeni hayat biçimlerinin de ortaya çıkmasında hareket ettirici nedendir; eh doğası gereği.



uzay gemisindeki "akıllı varlık" tüm bu olan biteni sessizce izler ve gezegendeki hareketlenmenin, gezegene pek de yaramayacağını anladığı anda harekete geçer. çünkü tohum büyük bir açgözlülükle yayılmacı davranıştadır ve ortaya çıkardığı varlıklar (örümcek - böcek görünümlü) gezegen ahalisininin kaynaklarını ve tabii ki kendilerini yok etmektedir.
dört mutant gönderir gezegene; oyuncu bu dört kendini geliştirebilen (evolve olabilen?) mutantı bir arada ya da tek tek kullanarak gezegeni "hastalık"tan kurtaracaktır.


çoğu insan için oldukça sıkıcı... belki de bu yüzden pek tutmadı?
zamanına göre grafikleri ve özellikle müzikleri oldukça başarılıdır bu oyunun. tek bir konuşma - anlaşma -diyalog yer almamasıdır belki insana sıkıcı gelen?
şimdi iki noktayla bağlantı kurmak istiyorum.
matrix filminde ajan smith'in neo'ya söyledikleri:

"seninle, burada geçirdiğim süre içinde öğrendiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum. türlerinizi sınıflandırma fikrine kapıldığım bir günümde aslında sizin, (tipik bir) memeli olmadığınızı anlayıverdim. bu gezegendeki her memeli iç güdüsel olarak çevrelerindeki ortamla doğal bir denge oluşturur. ama siz insanlar bunu yapmıyorsunuz. siz belirli bir alana yerleşip çoğalıyorsunuz. sonunda bütün doğal kaynaklar yok olana kadar buna devam ediyorsunuz. hayatta kalmak için yapabileceğiniz tek şey olarak da başka bir alana yayılmak kalıyor. bu gezegende aynı yöntemi kullanan bir başka organizma daha var. ne olduğunu biliyor musun?
virüsler...
insan türü bir hastalık.
bu gezegende bir kansersiniz.
bir tür salgın."

o uzay gemisindeki "akıllı varlık" bizim gezegenimizi de temizlemeye (tedavi etmeye) karar verse, diye düşünmüşümdür; -sadece kendi adıma- ne trajik! çünkü asla ölmek istemem ama o "akıllı varlık" bu kararı versin isterim.

bir diğer bağlantı noktası, (yine pek tutmamış) bir marvel çizgiroman karakteriyle ilgili. ROM isimli bu karakter pek bilinmez; çünkü o pek de özdeşim kurulabileceğin, "ne yapıyorsa haklı" lafını içtenlikle ifade edebileceğin bir karakter değil. kendi gezegeninin istilası karşısında organik bedeninden vaz geçip bir "robot savaşçı" bedeninde hapsolmayı göze almıştır. gezegeni yok olmuş ama düşman da büyük bozguna uğramıştır. ROM galakside darkon'ların izini sürer ve onların, bu tek aylı mavi gezegende güçlenmekte olduklarını keşfeder.
darkon'lar biçim değiştirerek insanların arasına karışmışlardır.



ROM bir gece senin evine girer; sana ve ailene ışın çıkaran bir alet tutar; galiba "notralizör"dü ismi; sonra anneni yok eder; annenin kim bilir ne zaman öldürülmüş olduğunu ve annen diye bildiğin "şeyin" iğrenç saldırgan bir varlık olduğunu sana anlatmaya çalışsa da sen ona asla inanmazsın.
eh; trajik bir durum...

işte: oyunu oynarken yavru örümcekleri de öldürmek zorunda kalıyor oyuncu...

oyun ve müziği hakkında iki video:

*bir ekleme: bir tohumdur elbette her şeyi başlatan; oldukça masum bir açılım: pantera-planet caravan video'su: *matrix filminden alıntı divxplanet.com'daki, "Hornplayer" çevirisinden... biraz elledim ama:) * hayat biçimleri: future sound of london-lifeforms-lifeforms- part 1 ve plife forms - part 2

devamını göster

21 Ağustos 2007

J'attendrai le suivant...

ironik, komik, üzücü vs vs bir kısa film...

devamını göster

20 Ağustos 2007

aşk ve şarkı

her yerde ama her yerde müzik dinleniyor; bu beni deli ediyor. mağazalarda, lokantalarda, tatil yerlerinde, arabalarda, caddelerde, evlerde her an müzik var.
herkes müzik aşkıyla mı yanıp tutuşuyor? çok mu duygulu insanlarız? müziksiz yapamıyor muyuz?
yani şartlar çok çetin değilse, hani olur ya kapana kısılmış falan değilse bir insan nasıl olur da tek hoparlörlü, cızırdayan, bası tizi belirsiz bir sesten bir anlam, bir his çıkarabilir?

çünkü dert müzik değil çünkü müziğin hiç bir önemi yok. asıl dert: "şarkı"
nedir şarkı?

türk dil kurumuna göre:

1.Tonlama değişiklikleriyle çeşitli duygular uyandıran uyumlu, ezgili insan sesleri dizisi.
2. Klasik Türk müziğinde aşk üzerine söylenen, nakaratı ve ara nağmesi olan parça:
3. Ezgi, müzik parçası, melodi
4. (edebiyat) Divan edebiyatında, bestelenmek için dörtlükler biçiminde ve uyaklı olarak yazılmış olan şiir biçimi.

işte asıl dert olan şarkı, ilk iki anlamdaki şarkı. yani enstuman kulllanımı, düzenleme, yeni bir şey ortaya koyma vs vs... tüm bunların hiç bir önemi yok. halk müziği formundaki bir eseri, elektronik müziğin en klişe en cıvık modellemeleriyle süsledin diyelim; ne olursa olsun; asıl dikkat edilen, akılda kalan, istenen şey vokal; daha doğrusu: şarkı!

yani aslında kimsenin müzik dinlediği ya da müziği umursadığı yok.
tabii bu "şarkı" ları üretenler de umursamıyorlar.

o zaman müzik nedir?

1.Birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı, musiki.
2.Bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması.

yani ortalıkta bangır bangır dalgalanan şey, müzik falan değil..ses sadece.. boktan, işe yaramaz ses.

sadece "aşk" temasıyla beslenen bu "şarkı" silsilesi karşısında rahatsız olmamak için hak'katen biraz da odun olmak gerek.

"aşk, aşağılık bir ruha erdemli olmayı esinlendirmez; odun kişinin aşkı da odundur." diyorum ve haklı olduğumu biliyorum. çünkü en klişe anlatımla, müzik ruhun gıdasıdır.

devamını göster

17 Ağustos 2007

goldie vs yaprak

goldie semtin çocuğu karizmatik yaprak ile "arada cam olmasa gösterirdim ben sana" dalaşında...ancak arada cam olmasa hangisi baskın çıkacak belli değil.

devamını göster

15 Ağustos 2007

four floors eight stories



limk aracılığıyla gördüm bu videoyu. uzun zamandır seyrettiğim en enkileyici kısa film. beş dakikalık bu videoya en az kırk dakikanı ayırabilirsin...
amerikan hbo kanalından bir iş. flatlife animasyonunu çağrıştırdı ilk etapta bana. videonun sitesi hbovoyeur.com. istersen quicktime formatında da izleyebilirsin.



(tam ekran dene...)

devamını göster

13 Ağustos 2007

tango - zbigniew rybczynski

1982 yılında oscar ödülü almış, akıllara zarar(!) bir animasyon. üzerinde durmaya bile değmeyecek birkaç küçücük pürüz haricinde olağanüstü bir zekanın işi... yok yahu, tamamen kusursuz!



devamını göster