11 Nisan 2008

acaba fotosentez makinesi yapılabilir mi?

herkesin bildiği bilim ve teknik dergisinin web sitesinde merak ettikleriniz diye bir bölüm var. kalkıp, "yuh bu da sorulur mu" demiyorlar ciddi ciddi cevaplıyorlar her soruyu. şimdiye dek 5323 soru cevaplanmış...

sorular çeşit çeşit; bazıları benim de merak ettiğim şeylerle ilgiliydi. bununla beraber bir çok soruyu anlamadım bile: matematik ve fizik konuları işte.. yani aklında bir soru var, ve tübitak'ın yetkililerine soruyorsun; daha ötesi yoktur her halde?

"civcivler geğirmezmiş"
"hadi len"
"gerçekten... bilim teknik'in son sayısında okudum"

işte bir konu daha kapandı. adamlar "budur" dediler mi olay bitiyor. ama insanın aklına ne sorular geliyor! 5000 sorunun büyük bir çoğunluğu oldukça bilimsel dertler, muhtemelen öğrenciler soru sormuş? üçgenler, formüller, ışığın kırılması, atomun yapısı falan filan... benim dikkatimi, daha özel sorular çekti. yok, derdim şurdan üç beş komik soru bulayım, maksat geyik olsun değil...

şu komik değil mesela:

-Merhabalar; 15 yaşındaki kızım havadaki molekülleri gördüğünü söylüyor.Böyle birşey mümkün mü?ya da bu konuyla ilgili nereye başvurabilirim.Teşekkürler

-Metrenin milyarda biri (nanometre) ölçeklerindeki molekülleri bırakın gözle görmeyi,sıradan mikroskoplarla bile görebilmek olanaksız. Sanırım kızınız gözünün önünde uçuşan noktacıklardan söz ediyordur ki, bu ciddi göz hastalıklarına işaret ediyor olabilir. Bir göz doktoruna göstermenizi öneririm.
ama bu soru beni güldürdü:

-Koltukta otururken başımızı arkamızı görecek kadar arkamıza doğru (kafamız sırtımıza gelecek şekilde) eğdiğimiz zaman çevremizdekiler 'Yapma gözün akar.' diyorlar. Peki böyle bir şey var mı?

-Kafamızın bu şekildeki bir hareketi neticesinde gözde akma olmaz.
işte insanın aklına mutlaka bir şey takılıyor... dediğim gibi; soruları genellikle oldukça ciddiye alarak ve detaylarıyla cevaplamışlar. tabii genellikle: biltek.tubitak.gov.tr sitesine soruya gelen ilk cevaptaki mizahi yaklaşım ve akabinde "şu soruyu bir de düzgün cevaplayalım" diye ikinci bir cevabın eklenmiş olması üstelik soruyu soran ile ikinci cevabı verenin aynı soyadını paylaşıyor olmaları pek eğlendirdi beni... soruyu ben sana sorsam "yahu bu da soru mu?" dersin... yani tübitak'a sorulacak soru mu! ama cevap tatmin edici:

-Yıkanan giysiler neden küçülür? (Deniz Tozar)

-Sayın Tozar,

Büyük sosyal sorunlara yol açan bu olgunun yanıtı, uzun ve kapsamlı araştırmalardan sonra nihayet bulundu. Yıkanan giysiler kendi hallerine bırakılırsa küçülme eğiliminde değildirler. Ancak anneler, babalarının giysilerini çok sevdikleri çocuklara hediye etmek için, çamaşır makinesinin suyunu kaynama noktasına getirirler (bkz: çoraplar niye küçülür?) ya da kazakları santrifüjle kuruturlar ki, yıkama suyundan sonra yünün içinde doğal olarak bulunan su da çekilsin.

Annelerin, babaların giysilerine uyguladıkları başka yöntemler için "Çamaşır suyu kullanma tekniklerini açıklar mısınız?", "Beyazı nasıl pembeye çevirebilirim?", "Siyah kumaşı nasıl leopar desenli yapabiliriz?" sorularının yanıtlarına bakabilirsiniz.

Saygılarımla,
Raşit Gürdilek

-Değindiğiniz çok yönlü konunun, yukarıdaki gerçekçi toplumsal irdelemesine bir-iki satır daha eklemek gerekirse:
Kumaşların dokusundaki lifler, suyu emdiklerinde şişerek kalınlaşırlar.Ancak şaşırtıcı olan, lifler şişip genişledikleri halde kumaşın kendisinin çekmesi (tabii bütün kumaşlar ve bütün koşullar için geçerli değil.) Kumaşın küçülmesi, yani çekmesi, aslında oldukça karmaşık bir kimya ve etkileşimler bütününü içeriyor. Kumaş içindeki liflerin tek yönlü olmayıp birbirlerini açılar oluşturarak kesmeleri de işi iyice karıştırıyor.
Açıklamalardan biriyse, liflerin enine şişmesinin sonucu olarak, boylarının kısalması. Ama bu kurallar bütünü neden hep babaların kazak ve çoraplarını etkiliyor, işte bunu daha kimse çözemedi...

Zeynep Tozar
bir de genellikle geyik muhabbetlerinde insanın karşısına çıkan bildik sorular var. işte artık aşağıdaki başlıklarda geyik yapan birini görürsen, dan diye yüzüne vurabilirsin işin "gerçeğini"! "bilim ve teknik" ve "tübitak" referanslarını vermek koşuluyla tabii:

-Hamamböcekleri neden atom bombasından etkilenmez?

-Hamamböcekleri, kınkanatlılar olarak bilinen böcekler grubunun üyeleri. Bu şubenin özelliği, üstteki kanat çiftinin, kitin içeriğince zengin bir hale gelerek sert bir yapı kazanmış olması. Öyle ki, "kın" halini alan üst kanatlar, böceği dış ortamdaki çoğu olumsuz koşuldan koruyor. Bu sayede, çoğu kimyasal madde, bu böceklerin yumuşak vücut kısımlarına erişemiyor ve onlara zarar veremiyor. Ancak atom bombası, aynı zamanda, kitin yapıya zarar verebilecek düzeyde yüksek bir ısı da açığa çıkarıyor. Yani hamamböcekleri aslında, olasılıkla diğer tüm canlılar gibi atom bombasından etkileniyorlar.

***
-Doğuştan görme özürlüler rüya görür mü?

-Bütün insanlar rüya görür. Yani doğuştan görme özürlüler de rüya görür. Bildiğimiz gibi görme yeteneğini kaybeden bir insanın zaman içinde diğer duyuları oldukça gelişir, hatta kimi uzmanlar tarafından "süper duyu" olarak adlandırılırlar. Görme özürlü insanlar günlük yaşamda bu duyularla algıladıkları şeyler sayesinde rüyalarında koku, ses, dokunma gibi hislerin ağırlıkta olduğu deneyimler yaşarlar. Fakat görme özürlü insanların gördükleri rüyalar "görsel" öğeler içermeyebilir. Bu da onların ne zaman kör olduklarıyla yakından ilintilidir. Eğer bir kimse görme duyusunu 5 yaşından önce kaybetmişse (doğuştan görme özürlülük de buna dahil), bu kişinin rüyalarında görsel öğeler bulunmaz. Tabi bu konuda çok az sayıda istisnalara rastlanmış. 1928 yılında Hollanda'da yayınlanan bir raporda, görme duyusunu 5 yaşından önce kaybetmiş 6 ilkokul öğrencisinin rüyalarında çok az da olsa görsel öğeler bulunduğu belirtilmiş. Ama bir insan doğuştan görme özürlüyse rüyaları kesinlikle görsellik içermiyor. Görme duysunu kaybettiğinde 5-7 yaşları arasında olan bir kişinin rüyalarında görsellik olabilir de olmayabilir de. 7 yaşından sonra görme duyusunu kaybeden bir insan ise ne kadar uzun süre ve ne kadar çok şey gördüğüyle orantılı olarak rüyasında görüntülere rastlayabilir.
Uykunun REM (rapid eye movement-hızlı göz hareketi) evresinde görme özürlü insanlarda gözlerin hareketinin ya çok az ya da hiç olmadığını da ekleyelim.

***
-Balıklar su içer mi? Pullarının bundaki etkisi nedir? Cevaplarsanız sevinirim.

-Yaşamın kaynağı olan su, canlıların vücutlarında değişik oranlarda bulunur. Bu, suyu tüm canlılar fizyolojik olarak kullandığı anlamına gelir. Buna su içinde yaşayan canlılar da dahil. Sorunuz cevabı evet. Balıklar su içerler. Biraz daha açarsak, balıklar tatlı ve tuzlu sularda yaşayanlar olarak da ikiye ayrılır. Tuzlu su bilindiği gibi yüksek konsantrasyon olan bir ortam. Balık vücuduna bu ortama göre daha az konsantredir. Bu durumda balık vücudundan dışarıya doğru bir su çıkışı olur. Tuzlu sularda yaşayan bunu dengelemek için devamlı su içmek zorundadırlar. İçtikleri tuzlu sudaki fazla elektrolitleri de solungaçlarından dışarı atarlar. Bu çok fazla enerji gerektiren bir işlem olduğundan tuzlu su balıkları elde ettikleri suyu daha iyi kullanmak için, böbreklerinden atılan su miktarını en aza indirir. Tatlı sulardaysa bunun tam tersi bir durum oluşur. Tatlısu balıklarında vücut konsantrasyonu dışarıya göre daha düşük olur. Bu durumda dışarıdan içeriye fazla su girişi olur. Tatlısu balıkları da bu fazla suyu dışarı devamlı dışarı atmaya çalışırlar. Balık pulları vücuda deriden su girişini önlemede de rol alırlar. Bunların boşaltımları tuzlusu balıklarına oranla çok fazladır. Bunun yanında bazı türler bu değişikliğe çok iyi uyum sağlamışlar. Örneğin köpekbalıkları ve vatozların vücut konsantrasyonları deniz suyuna yakındır. Böylece suyu dışarı atmak herhangi bir enerji harcamak zorunda kalmazlar. Bunun yanında yılanbalıkları ve ringalar, yaşamlarının bir bölümünde tatlı suya, bir bölümünde de tuzlu suya girerler. Bunların vücutlarındaki su dengesinin sağlanması da her iki durumda çalışabilecek biçimde özelleşmiştir.

***

-Kargaların ortalama ömrünün yaklaşık 200 yıl olduğunu duydum. Bunu kargalar nasıl başarıyor? Eğer bu doğruysa her yerde karga olmaz mıydı?

Doğada vahşi olarak yaşayan kargalar en fazla 13-14 yıl kadar yaşarlar. esaret altındaysa 40 yıldan fazla yaşayabilirler. İngiltere’den verilen bir kayda göre kargalardan bir tanesi 80 yıl kadar yaşamış. Bilindiği gibi kuşlar esaret altında iyi bakılırlarsa normal yaşamlarında çok daha fazla yaşayabiliyorlar. Doğada koşullar her zaman daha zordur. Yiyecek bulması, barınması ve yırtıcılardan korunması için devamlı dinç olmak durumunda. Zaten direnci azalmaya başladığından ya yiyecek bulmakta zorlanıyor, olumsuz hava koşullarından kolayca etkilenebiliyor. Bunun sonucunda da doğal seleksiyona uğrayıp yerini başka bireylere bırakıyor

***


Böğ için dünyada en zehirli ve en büyük örümcek diyorlar tamam bunu anladık ama bundan korunmanın yolu ne?(doğal yollar ile)

Bö ya da böğ örümceği olarak bilinen bu tür, Solifugae takımının bir üyesi ve sanılanın aksine aslında zehirsiz bir tür. Ancak, kendilerini savunmak için insanları ve diğer canlıları ısırabiliyorlar ve bu da can yakabiliyor. Dolayısıyla, böğ hakkındaki bilgileriniz hatalı. Zehirli olmadığı gibi, dünyanın en büyük örümceği de değil. Hatta, bu canlı gerçek anlamda bir örümcek de değil. Köşemizde daha önce bu türle ilgili çeşitli soruları da cevaplamıştık.


yaşı küçük ama ufku geniş bir dolu insan kişisi var; ilginç projeleriyle ilgili sorular soran:

-Acaba fotosentez makinesi yapılabilir mi?Ben tasarım yarışması için yapmaya çalıştım ama çok eksiğim var.12 yaşındayım.Küresel ısınmayı ve etkilerini en aza indirmek istiyorum.Bana yardım eder misiniz? Şimdiden teşekkürler.

Yeni makineler genellikle yeni gereksinimler sonucunda ortaya çıkarlar.Küresel ısınma da yerküremizde birçok yeni gereksinimlere yol açtı.Küresel ısınmanın etkilerini azaltmak için yapay yolla fotosentez yapmak ilginç bir fikir.Böyle bir makineyi yaparken bitkilerin fotosentez süreçlerinin nasıl gerçekleştiğini ve bunun ne kadarının taklit edilebileceğini iyi takip edin.Bir yaprağın içinde ne var, fotosentez yapan bitkiler bunu hangi süreçte gerçekleştiriyor gibi sorular sorarak başlamanızı ve bu soruların yanıtlarına göre tasarımınıza yön vermenizi öneririz.Bir de şunu unutmamak gerek, fotosentez yapacak düzeneğin gereksinim duyduğu enerji, son aşamada doğaya atık bırakmamalı. Tasarımınızın sonuçlanmış halini biz de merakla bekliyoruz.

***

-Gündüz kameraya çekilen güneş ışığı, akşam bitkiye gösterilerek fotosentez yaptırılabilir mi?

-Kamerada fotoğraf ya da film/video, cisimlerden yansıyan elektromanyetik tayfta insan gözünün duyarlı olduğu "görünür (optik) bölge" aralığındaki güneş ışığının kameradaki film üzerindeki emülsiyon tabakası üzerinde kimyasal değişiklikler yapmasıyla, ya da sözü edilen dalgaboylarındaki ışığın şiddetinin elektronik algılayıcılarda belirli bir değer verilerek kodlanmasıyla oluşur.

Bunlar edilgen süreçlerdir. Güneş ışığı, yıldızımızın merkezinde muazzam kütleçekim baskısı ve 15 milyon derece sıcaklıklarda gerçekleşen nükleer tepkimelerin bir ürünüdür ve bu ışınım, aralarında gözlerimizin duyarlı olduğu görünür bölge de dahil olmak üzere farklı dalgaboylarında salınır. Güneş ışığını yapay olarak üretmek, ancak çok pahalı aygıtlarla donatılmış laboratuvarlarda büyük enerji düzeyleri elde edilerek sağlanabilir.

Sorunuzun yanıtında kritik nokta, kameralarımızın yalnızca görünür bölgedeki ışınımı (optik ışığı) algılayabilmesi (ve bunu yansıtmaması). Oysa bitkilerin fotosentezde yararlandıkları, güneş ışığı içinde bizim algılayamadığımız bir aralıkta bulunan Morötesi (UV) ışınım. Bu ışınımın bir bölümü, bildiğimiz floresan lambalar tarafından da yayılabildiği için, sevdiğiniz bitkinizi güneş ışığı olmadığı durumlarda floresan lamba altında tutmak, daha garantili ve ucuz bir yöntem.

Düşünün; süpermarketlerde satılan o narin çiçekler, bitkiler, fideler, hiçbir pencerenin bulunmadığı, yalnızca yapay ışıklandırmayla aydınlatılan koca mekanlarda nasıl canlı kalabiliyor?
şu aşağıdaki soru da fatih solmaz için:

Klavyede F ve J harflerinin ayrıca telefonlarda da 5 numarasının üstünde neden kabartma vardır?

Bu kabartmalar görme engelli insanlar için düşünülüp konmuştur. Tuşların üzerinde ne yazıldığını göremeyen kişiler, bu kabartmalara dokunarak hangi tuşun nerede olduğunu anlayabilirler. Tuş dizilimi standart olduğu için kabartmalı tuşlar ve çevresinde yer alanlar bu şekilde kolayca dokunularak
anlaşılabilir.

3 yorum:

  1. sorular süper cevaplarsa daha süper:)Bir de bunun Diyanet'e sorulan versiyonları var internette bir yerlerde okuyup çok eğlenmiştim:)

    Bu arada internette bir konuyu bulmak çok kolayda ben hala -buna Bilim ve Teknik de dahil- dergi olarak okumayı seviyorum desem:)konuyla ilgisi yok ama!:))

    YanıtlayınSil
  2. diyanet'in atadığı üşengeç bir görevli tek bir cevapla tüm evreni açıklayabilir sanrım: "allah'ın işi işte..."

    YanıtlayınSil
  3. bu cevabı ben de hergün kavga çıkaran hatta Müşteri İlişkileri birimine yazan yolculara kullansam keşke!

    -Hanfendi bana böyle fiyat vermediler.
    veya
    -Hanfendi Cleveland'da UA personeli bana ne yaptı biliyor musunuz?

    her durumda aynı cevap:
    -Allah'ın işi işte...
    veya
    -Bakın şu Allah'ın işine,kader!

    ne güzel olurdu yaaaaa:)

    YanıtlayınSil