zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2012

dünyanın en uzun süren deneyi

küçükken mutfakta rastgele bulduğu malzemeleri, ama dikkatle ve ölçerek biçerek, sadece içgüdülerin rahberliğinde karıştırıp, o karışımı günlerce bekletenler vardır bu gezegende. onca çabaya rağmen, mutfaktan çıkma olup da bilim dünyasına altın (ya da bakır, ne fark eder?) harflerle yazılmış pek bir şey yoktur sanırım?
"dur bakalım ne olacak?" sorusu önemli bir soru. ancak oradaki "dur bakalım"ın süresi de önemli. bakılacak şeye göre değişiyor elbette. "dur bakalım şu mermi, silah ateş aldıktan sonra saniyede ne kadar hızla hareket ediyor?"daki "dur bakalım" ile, zift damlatma deneyindeki "dur bakalım"ın arasında ciddi bir fark olacak elbette!
zift damlatma deneyinin öyküsü şöyle başlamış:
"1927 yılında queensland üniversitesinin ilk fizik profesörü olan profesör thomas parnell, altı kapalı bir huninin içine ısıtılmış zift koymuş ve 3 sene yerine tamamen oturması için beklemiş, ondan sonra 1930 yılında huninin altını açarak normal oda sıcaklığında bırakmış ve gözlemeye başlamış..."*
thomas parnell, 1948 yılında ölmüş ama deney devam etmiş: 2009 yılına kadar sadece sekiz (8) damla düşmüş: 1938, 1947, 1954, 1962, 1970, 1979, 1988 ve 2000 yıllarında. dokuzuncu zift damlasının, damlama süreci henüz tamamlanmamış durumda; şimdi, şu anda damlıyor; son 11 yılda olduğu gibi!
dünyanın en uzun deneyinin bir özelliği de, dünyanın en sıkıcı web yayınıyla izlenebilir olması: queensland üniversitesinin sitesi üzerinden (the pitch drop experiment) deneyin son halini "canlı" olarak izleyebilirsin. bir fotoğraftan farkı olmayan bu yayın, tahmin edileceği gibi, ölümcül bir durağanlıkta. insan oraya bir yere bir saat falan koyar, ne bileyim bir sinek gezinse keşke diye düşünüyor insan, izlemeye başladıktan 10 saniye sonra...
deney ilginç olmasına ilginç ama ben bu deneyin bilim aşkıyla başladığına pek inanmıyorum. ya da şüpheleniyorum diyelim. thomas parnell, böyle bir deney başlatarak, ömrü boyunca devam eden ve kimsenin cart curt edemeyeceği (bilim sonuçta!) bir bahane alanı yaratmış. canı bir şey yapmak istemediğinde, bir yere davetli ve gitmek istemiyor diyelim, "abi gelemem, deneye bakmam gerek" deyip işin içinden sıyrılıyordu bence!


*ekşi sözlük
-wikipedia - pitch drop experiment
-physics.uq.edu.au/physics_museum/pitchdrop.shtml
-livescience.com
-atlasobscura.com
-popsci.com

devamını göster

25 Nisan 2009

iki dakika süren bir an

bir adaya düşecek olsam(*) yanıma almak isteyeceğim üç süper yetenekten biri de "zamanı durdurma"dır.(**) "adada zamanı durdurup ne yapacaksın?" diye soracak olursan sana bir dolu cevap verebilirim. örneğin, gemi gördün ufukta. hemen zamanı durdurursun böylece en uygun yere en uygun yardım ateşini yakabilirsin. ya da bir yırtıcı çıktı aniden karşına, çat diye (evet çat) zamanı durdurursun, tehlikeyi atlatırsın. falan filan, mutlaka işe yarar, süper gücün olsun da adada olsun!

"zamanı durdurmak mümkün mü?" sorusunun "evet tabii, sadece yeterli teknolojimiz yok, gelecekte insanlık zamanı da durdurmayı başaracaktır" gibi bir cevabı olsun isterdim doğrusu. ama olanaksız çünkü zaman hareket eden "bir şey" değil. şeylerin, bir yerden bir yere hareketini anlamlandırmak için götümüzden uydurduğumuz bir kavram. zaman için kuantum fiziği ne diyor bilmiyorum, bilmeye çalışsam da kafam almıyor! ama "durmuş zaman içinde zaman harcama" eminim kuantum fiziğinden anlayan insanlara da saçma geliyordur. adam berg kişisinin philips için çektiği reklam filminde olduğu gibi: zaman'dan arındırılmış mekanda iki dakika geziniyor kamera. ama şöyle de düşünebiliriz miyiz acaba: kamera "bir an" tüm mekanı dolaştı ve çektiği görüntü iki dakikaya yayıldığında sanki herşeyi duruyormuş gibi algıladık? yani demek istiyorum ki, ne bileyim belki ışık hızıyla hareket (ve kayıt) edebilen bir kamera bir anda orada burada gezindi? çok saçma değil mi? öyle bir kameranın saniyede çektiği görüntü sayısını düşünmek bile zor yahu!

fps denilen şey, saniye başına görüntü sayısı demek. normal bir sinema filmi, televizyon görüntüleri 20 ile 30 fps arasında, zira insan algılamasına uygun değerler onlar. philips videosundan önce, saniyede 1000 (bin) kare görüntü çekebilen özel bir kamerayla kaydedilmiş aşağıdaki videoya dikkatleri sündürmek istiyorum. vimeo adresinde, "etkisini daha iyi görmek için filmi indirip izleyin" deniyor. iki bağlantı vermişler, yaklaşık 90 mb boyutlu versiyonu yanında, 3,7 gb (doğru yazdım, gb) boyutlu başka bir versiyonu daha var.(***)


-
saniyede aldığı kare sayısı arttıkça görüntü yavaşladığına göre**** çok yüksek (artık kaç oluyorsa) bir değerle kayıt yapabilen "fantastik" bir kamera bize "donmuş" zaman görüntüsü verecektir diye düşünüyorum. bir yandan da, "o fantastik kameraya, (eğer ki kamera hareket etmiyorsa) yıllardır fotoğraf makinesi diyorlar" gibisinden bir cümle kafamı karıştırıyor.

bu bilgiler ne işe yarar sorusu da önemli tabii... şu işe yarar: bir gün bir süper kahraman (karakter, neyse) olmak yolunda çalışmalar yapmaya başlarsan ve "hımm, zamanı durdurayım ben" gibisinden bir branşlaşma derdine düşersen, boşu boşuna zaman'la uğraşma. yapman gereken tek şey, algılama eşiğinden hızlı hareket etme yeteneğini(!) geliştirmek. tabii öyle kıçı yanmış sinek gibi anlamsızcasına değil, amaçlarına uygun hareketler yapabilmen ve bu arada çok (ama çoook) hızlı düşünebilmen gerekecek.

muhteşem olduğunu düşündüğüm asıl video, philips "carousel" televizyonları için çekilmiş.***** 21:9 ölçülerindeki bu tv güzel mi, güzel. bana durduk yere reklamlarını yaptırtıyorlar mı, bal gibi de yaptırtıyorlar. böyle filmler hazırlasınlar siyasi partilerin bile propagandalarına alet olur muyum; yok artık!



görsel: hiç bilmiyorum ki nerden?

* dünya tarihinde adaya düşmeden önce "üç şey" almış biri var mıdır acaba? adaya düşebilmek için bir ulaşım aracında bulunmak şart belli ki ve yine belli ki uzun bir yolculuğa çıkmış olmak da şart. gemi ya da uçak personeli olmadığını düşünürsek, yanına "yok şu lazım olur, yok aman bunsuz yola çıkmam" diye en azından birkaç şey alır her insan ama acaba "adaya düşersem hadi?" deyip de iki üç şey de ona göre almış biri var mıdır acaba? hadi var diyelim, bunun bana, sana bir yararı var mı? gerçekten çok boş bir merak bu ama yazmış bulundum...
**diğer ikisi "kısa süre sonra olacak şeyleri hissetmek" ve "görünmez olmak". çok sinsice şeyler istiyorum evet...
*** 90mb olan versiyonu vlc player ile açılıyor, kocabaş olanı indirmedim ama uzantısı (.mov), muhtemelen quicktime ya da gom player ile izlenebilir? bir şey indirmediğim ve "boş kalma çalış köpek!" psikolojisiyle internet hattıma eziyet etmeyi düşündüğüm bir gün indirir ve sonucu yazarım buralara bir yere...
****ki geçen yüzyılın (1900'ler) başında çekilmiş filmlerde insanların "hızlı" gibi hareket etmesi de saniye başına kare miktarıyla ilgilidir
***** cinema.philips.com (fare aracılığıyla, görüntü üzerinden, sahneleri daha kontrollü inceleyebilirsin)

Share/Save/Bookmark

devamını göster

12 Şubat 2008

sana göre bana göre

gün boyu elektrik yoktu. daha doğrusu erken saatlerde gitti, telefon açtık saat dört gibi gelir dediler... bir kamyon hatta bir vagon zaman! eh, biz de beklemeye başladık.
gittim, bari bir dergi falan alayım dedim, bilim ve teknik dergisinin şubat 2008 sayısını aldım. içinden kartondan kes-yapıştır bir masaüstü gök atlası çıktı. hiç anlamam, ilgimi çekmez, büyük ayı, berenices'in saçı ya da andromeda...
aslında, zamanın geçmesini istemek ne garip. asker, hasta ya da mahkum iken insan ömrünün o bağlayıcı dakikalarının-saatlerinin vs bir an önce geçmesini ister ya, oysa biraz şiirsel kaçacak ama, ölüme biraz daha yaklaşmak değil mi zamanın geçmesi?
bir yanda da şu şeyler (bu gün neler öğrendik):
"(...) bilgisayarla yapılan modellemeler ışığında, 2M1207A adı verilen bu yıldızın çok genç, sadece 8 milyon yaşında olması gerektiği ortaya çıkmış"
"(...) buna göre, gezegenin yaşı sadece 10 milyon yıl; yani bu güne kadar keşfedilen güneş sistemi dışı gezegenlerin en gencinden bile çok daha genç"
"(...) kuyruklu yıldızdan alınan örneklerin, güneş sisteminin ilk zamanlarından, 4,5 milyar yıl öncesinden, sistemi oluşturan gaz ve tozdan kalan, bozulmamış madde içereceği düşünülüyordu"
kendini kötü hissediyor insan. 8000 yıllık bir elektrik kesintisi oldu, sıkıntıdan geberdim, diyesim geliyor... maksat, gök cisimlerine karşı edepsizlik olmasın!
yan tarafta random olarak gösterilen linkler silsilesinde (acaba "ne ki bunlar?" diye bakan var mıdır?) secred worlds başlığıyla geçen, insanı allak bullak eden java uygulamayı bir kere daha önermek istiyorum. bir arkadaşım, evet biraz yüzeysel görünebilir ama, "others filminden sonra gördüğüm en çarpıcı şey" diye yorumlamıştı. her neyse, zaten şu anda kendisi neredeyse bir nihilist(!), belki de sebeplerinden birisi de, bu ve buna benzer şeylerle (müzik-kitaplar-filmler vs) ilgilenmiş olmasıdır(!)
korkunç rakamlara sahip büyüklükler, küçüklükler, mesafeler, süreler...
şuna bir baksana:
sahip olduğumuz 100 trilyon hücrenin yalnızca %10'u gerçekten insana ait. geri kalanların sahipleriyse bakteri, mantar ve diğer mikroplar. (...) çoğu zaman vücudumuzu 90 trilyondan fazla mikropla, kavgasız gürültüsüz paylaşıyoruz.
e o zaman ne zevki / anlamı kalır dvd kolleksiyonu yapmanın, "ben kahvaltıda süt içerim" diye ortalıkda dolaşmanın?

*gereksiz açıklama: alıntılar bilim ve teknik dergisinin şubat 2008 sayısından.

devamını göster