işte öyle demiştir astronotun karısı ya da sevgilisi, "bana ay taşı getir." kendisi koca bir taş kaya kütlesi olan bir yerden başka ne isteyeceksin ki? "bana muz getir!" hah işte bunu da çarli'nin sevgilisi söylemiştir. ama çarli'nin ağzı epey bir bozuktu, getire getire yakası açılmadık bir küfür getirmiştir garibim.
aya gitmiş bir astronot, dünyayı kimsesin göremediği büyüklükte (ve küçüklükte) gören bir insandır artık, yanına yaklaşmak bile zor olmalı. savaşlardan çıkmış bir dede gibi, kıvrıl yanına, o anlatsın sen dinle, hayranlıkla gözlerinin içine bakarken bir yandan da anlatılanları hayal etmeye çalış.
ama hayat zor, ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, sonunda geri döndüğünde en azından üç beş imza atman gerekebiliyor. "daha geçen gün ay üzerinde yürüyordum yahu, gelir gelmez bu kağıt kürek ne saçmalıktır!" diye düşünmüşlerdir mutlaka.
aşağıdaki belgenin gerçek olduğunu söylüyorlar, aydan dönen astronotlar gümrükten geçmişler, yanlarında getirdikleri şeyler kayıt altına alınmış ve uzaklardan mikrop, hastalık getirmişler mi diye gözlem altına alınmışlar. ama gümrük? daha önce kaç kişi gelip gitmiş ve daha sonra kaç kişi gelip gidecek ki? zaten bu adamlar tarihe isimlerini yazdırmış insanlar. biri "yaav şu aydan gelenlerin gümrük belgeleri nerede; ne zaman giriş yapmışlar, yanlarında ne getirmişler?" diye sorsa, "aç ansiklopediye bak lavuk!" gibisinden bir cevap hiç ağır gelmez!
o astronotlardan biri, tüm bu dertlerden kurtulup evine dönerken arabasını yol kenarında durdurmuş, yol kenarından irice bir taş parçası bulmuş ve öyle karısının karşısına çıkmıştır. "al hayatım sana aydan taş getirdim." televizyonun hemen üzerine koymalı, belki zararlı dalgaları, sağdan soldan fışkıran radyasyonu falan emer. yoksa çok çirkin şeyler yaşanabilir akşam:
"tüü! aya gittin de bir taş parçası bile getiremedin mi!"
"gümrüğe takıldı lan!"
"mary'nin kocası martin japonya'dan dönüşte karısına kıyafetler getirmişti!"
bir astronotun yavaş ölümü böyle gerçekleşir işte.
kaynak: space.com
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ekim 2011
27 Eylül 2010
"bizi liderinize götürün"
birleşmiş milletler, gezegene gelip etrafa şaşkın şaşkın bakınacak ya da kararlılıkla "doğal kaynaklarınızı sömürmeye geldik, kim bakıyor buralara?" diye soracak dünya dışı varlıklarla (uzaylılarla işte) ilk "resmi" iletişimi kuracak insanı belirlemiş. buna göre, bu insan, bir devlet başkanı ya da bir dini lider ya da albümleri çok satan bir rock yıldızı değil; birleşmiş milletler'in "dış uzay ofisi" yöneticisi, malezyalı astrofizikçi (ve astronot) mazlan othman (ya da mazlan osman).
önce stephen hawkins "bakın uyarıyorum" dedi. daha sonra "gün geçmiyor ki yeni bir gezegen keşfetmeyelim" gibisinden açıklamalar geldi. şimdi böyle bir görevlendirme haberi ile, "uzaylı arkadaşlar"ımızın yakında gezegene varacakları düşüncesinin yeşil ışığı yanıp sönmeye başlıyor ister istemez. temas sağlandığında şoke olmayalım diye alıştırıyorlar zihinleri ha?
uzaylıların ve aslında tanrıların, hayvanların, bitkilerin, doğanın, kısacası, insanın nesne edindiği her şeyin, "insan gibi" davrandığı/davranması gerektiği sanrısı karşısında şaşırmamak zor. her şeyin ardında insan aklı var sanki. öyle ya, uzaylılar gelecekler ve derhal diplomatik kurallara uygun, bin yıllık insan gibi davranışlarda bulunacaklar; lider soracaklar, krallarla görüşecekler, gerekirse savaş çıkacak, bir dolu acı, kan, kusmuk, televizyon yayını ve sefalet galaksiye yayılacak!
insanların estetik anlayışları değiştikçe hem biyolojik hem de araç - gereç formları değişen uzaylı arkadaşlarımızın, mazlan teyze'nin kalabalıklar arasından "çekilin yahu, ben konuşacağım, bana verildi görev, açsanıza yolu be!" çığlıkları karşısında bir bruce willis gülümsemesi ile "tiplere bakın hehe" diyeceklerini düşünüyorum. hayalimdeki uzaylılar öyle tipler işte. sonra tüm lazer silahları kızartmaya ayarlanacak ve mazlan teyze toz ve gaz olmadan hemen önce "piramitleri göstertecektik size, ıhlara vadisini gezdirecektik, ne hayallerimiz vardı, uranyum anlaşmaları imzalayacaktık, zamanlar - mekanlar arası tüneller inşa edecektik, burp" gibi şeyler söyleyecek. bence işte tam da böyle olacak, çünkü "öyle" ya da "şöyle" olmasından daha mantıksız değil gibi?
güncelleme (280810) : haber bm tarafından yalanlanmış, "çok saçma" denmiş, teyzenin wikipedia sayfasında da açıklama bulunuyor.
haber: uzaylılara "hoşgeldiniz" diyecek
görsel: walterkrudop.com27 Temmuz 2010
140 yepyeni gezegen...
...bulunmuş, son 6 hafta içinde. gazete haberi şöyle: "astronom dimitar sasselov, oxford’da bir bilimsel konferansta yaptığı açıklamada, geçen yıl ocak ayında yörüngeye yerleştirilen kepler uzay teleskobu ile yapılan gözlemlerde, dünya’nın ölçülerine yakın 140 değişik gezegen keşfedildiğini belirtti."
samanyolu galaksisinde, yaşam koşullarına sahip olabilecek 100 milyon civarında gezegen olduğunu düşünüyormuş uzman abiler. iki yıla kadar dünya gezegeni benzeri yaşam olanaklarına sahip 60 tanesini belirlemeyi umuyorlarmış. yavaş yavaş bavulları hazırlamaya başlamalı, ıvır zıvırı kolilere tıkmalı...
bu haberler heyecan verici. "bir kamyon 'uzaylı' varlık keşfedilebilir, vay be!" gibi heyecanların yanında, "işte yeni yuvalarımız!" gibisinden heyecanlar var. eski dert: ilk biz gördük, o halde bizim!
sanki 140 elma, portakal, dut bahçesi keşfetti adamlar! garip bir kendine güven duygusu. şu gök, deniz, masmavi gökyüzü hepsi bizim için, öten kuşlar, geçen kedi falan, hepsi bizim için, duygusu. ah 140 yeni gezegen, gezegenlerimiz!
geçen gün bir türlü öldürmeyi başaramadığım karasineğe, "ey pislik! karasineklik uygarlığında gelebileceğiniz en üst nokta, seni öldürmeye çalışanın kafasına konmamak olacak; tamam ama kaç bin yıl bekleyeceğiz lan bunun için!" diye haykırdım. o... çocuğu anlamadı bi' bok tabii, derdi neyse, iki gözüm ile burnum arasına çizdiği hayali üçgeni hedefleyen dalışlar yapmaya devam etti.
sadece karasinekler için geçerli değil, tüm canlılar için "gerekli olan" tek uygarlık seviyesi, kendilerini insanlardan korumaya yetecek kadar olmalı; fazlasına gerek yok; gerek olsa kurarlardı zaten!
iki yıl ya da 50 yıl sonra, tüm araştırmalar, testler, gönderilen astronot maymunların raporları sonucunda, 300 adet, dünya gezegeni benzeri şartlara sahip gezegen keşfettiler ve oralara gitmeye karar verdiler diyelim. inandırıcılıktan uzak değil: 100 milyon gezegen içinde 300 tanesinde de yaşam olsun hani; yoksa ne anladım o zaman ben bu evrenden! bunların da 250 tanesi birilerinin dalmasını öylece, sahipsiz bahçe gibi bekliyor olsun; silahlı birileri koruyor olmasın yani, işte günahsız bitkiler, hayvanlar, temiz bir hava falan... insanlığın, galaksinin geleceği ve mutluluğu için yapması gereken bir iki şey var işte tam bu aşamada. öncelikle dünya gezegenini tamamen terk etmek gerekiyor, en azından üç beş bin yıl bir havalansın, kendine gelsin börtü böcek. dünyadan da öyle hurra gemilere, laylaylom diye ayrılmamalı insanlar. 250 gezegenin hepsinin de dünya gezegeninin bir benzeri olması gerçekten galaksi için tehlike oluşturur! o yüzden yola çıkmadan önce sınıflandırmalar yapılmalı. ırklara, dinlere, ülkelere, hayat görüşlerine, ekonomik sistemlere, saç rengine, boya, kiloya, müzik zevkine, internet tarayıcısı tercihine, akla ne geliyorsa artık; işte ona göre gemilere binmeli insanlar* ve bu 250 gezegene öyle dağılmalılar. hem şuyum, hem buyum diyenler olacaktır, eh, bir karar versinler onlar da. baktı olmuyor, öbür gezegene geçer, ya da altı ay orada altı ay diğerinde yaşar, koskoca 250 gezegen, mutlaka birinde rahat edecektir!
hem böylelikle, alman gezegeni, budist gezegeni, metalci gezegeni, sarışınlar gezegeni gibi gezegenlerin renklendirdiği samanyolu galaksisi, çok uzak galaksilerden gelen turist uzaylılar için de unutulmaz bir keyif bölgesi olacaktır.
*olur mu olur!
samanyolu galaksisinde, yaşam koşullarına sahip olabilecek 100 milyon civarında gezegen olduğunu düşünüyormuş uzman abiler. iki yıla kadar dünya gezegeni benzeri yaşam olanaklarına sahip 60 tanesini belirlemeyi umuyorlarmış. yavaş yavaş bavulları hazırlamaya başlamalı, ıvır zıvırı kolilere tıkmalı...
bu haberler heyecan verici. "bir kamyon 'uzaylı' varlık keşfedilebilir, vay be!" gibi heyecanların yanında, "işte yeni yuvalarımız!" gibisinden heyecanlar var. eski dert: ilk biz gördük, o halde bizim!
sanki 140 elma, portakal, dut bahçesi keşfetti adamlar! garip bir kendine güven duygusu. şu gök, deniz, masmavi gökyüzü hepsi bizim için, öten kuşlar, geçen kedi falan, hepsi bizim için, duygusu. ah 140 yeni gezegen, gezegenlerimiz!
geçen gün bir türlü öldürmeyi başaramadığım karasineğe, "ey pislik! karasineklik uygarlığında gelebileceğiniz en üst nokta, seni öldürmeye çalışanın kafasına konmamak olacak; tamam ama kaç bin yıl bekleyeceğiz lan bunun için!" diye haykırdım. o... çocuğu anlamadı bi' bok tabii, derdi neyse, iki gözüm ile burnum arasına çizdiği hayali üçgeni hedefleyen dalışlar yapmaya devam etti.
sadece karasinekler için geçerli değil, tüm canlılar için "gerekli olan" tek uygarlık seviyesi, kendilerini insanlardan korumaya yetecek kadar olmalı; fazlasına gerek yok; gerek olsa kurarlardı zaten!
iki yıl ya da 50 yıl sonra, tüm araştırmalar, testler, gönderilen astronot maymunların raporları sonucunda, 300 adet, dünya gezegeni benzeri şartlara sahip gezegen keşfettiler ve oralara gitmeye karar verdiler diyelim. inandırıcılıktan uzak değil: 100 milyon gezegen içinde 300 tanesinde de yaşam olsun hani; yoksa ne anladım o zaman ben bu evrenden! bunların da 250 tanesi birilerinin dalmasını öylece, sahipsiz bahçe gibi bekliyor olsun; silahlı birileri koruyor olmasın yani, işte günahsız bitkiler, hayvanlar, temiz bir hava falan... insanlığın, galaksinin geleceği ve mutluluğu için yapması gereken bir iki şey var işte tam bu aşamada. öncelikle dünya gezegenini tamamen terk etmek gerekiyor, en azından üç beş bin yıl bir havalansın, kendine gelsin börtü böcek. dünyadan da öyle hurra gemilere, laylaylom diye ayrılmamalı insanlar. 250 gezegenin hepsinin de dünya gezegeninin bir benzeri olması gerçekten galaksi için tehlike oluşturur! o yüzden yola çıkmadan önce sınıflandırmalar yapılmalı. ırklara, dinlere, ülkelere, hayat görüşlerine, ekonomik sistemlere, saç rengine, boya, kiloya, müzik zevkine, internet tarayıcısı tercihine, akla ne geliyorsa artık; işte ona göre gemilere binmeli insanlar* ve bu 250 gezegene öyle dağılmalılar. hem şuyum, hem buyum diyenler olacaktır, eh, bir karar versinler onlar da. baktı olmuyor, öbür gezegene geçer, ya da altı ay orada altı ay diğerinde yaşar, koskoca 250 gezegen, mutlaka birinde rahat edecektir!
hem böylelikle, alman gezegeni, budist gezegeni, metalci gezegeni, sarışınlar gezegeni gibi gezegenlerin renklendirdiği samanyolu galaksisi, çok uzak galaksilerden gelen turist uzaylılar için de unutulmaz bir keyif bölgesi olacaktır.
*olur mu olur!
26 Nisan 2010
insanlarla iletişim
hawking amca, dünya dışında yaşam olduğundan kesinlikle emin olduğunu söylemiş. dünyanın en zeki adamlarından biri, söylediklerini ciddiye almamak zor: "100 milyar galaksi var, her birinde de 100 milyonlarca yıldız, mutlaka birçok gezegende yaşam şartları oluşmuştur." hey, bak bu açıdan hiç düşünmemiştim, diyen olmamıştır, zaten bilinen bir çıkarımdır bu. bir de uyarıda bulunmuş stephen hawking: "uzaylı uygarlıkların dünya'yı keşfi, kristof kolomb'un amerika kıtasını keşfinden farklı olmaz. kaynaklar yağmalanır, bizim durumumuz da şimdi yerli amerikalıların durumuna benzer."bu durumda net olan üç "tür" var: uzaylılar, biz ve yerli amerikalılar. uzaylıların ve yerli amerikalıların kanıtlanmış bir istilası, kitlesel cinayetleri ve buna benzer kötülükleri bulunmuyor. bu durumda, en tehlikeli ve sakınılması gereken "tür", hawking'in "biz" dediği grup. yerli amerikalılar için olan oldu ama uzaylıları uyarmak gerek bence:
"100 trilyon galaksinin ve bu galaksilerde milyonlarca yıldızın bulunduğu evrende, bir tek sizin gezegeninizde zeki canlılar bulunduğuna inanmanız biraz saflık belli ki! gezegeninizdeki çok zeki fizikçileri falan dikkatli dinleyin, başka yerlerde de zeki canlılar var ve dikkat: onlar çok tehlikeli olabilirler sizin için! evet belki şu anda zamanda ve mekanda atlama yapabilcek ya da galaksiler arası yolculuk yapabilecek bir teknolojileri yoktur ama bir gün başaracaklar ve gezegeninizi bulduklarında iliğinizi kemiğinizi sömürecekler!"
hawking'in "iletişim kurmayın, konuşmayın, duymazdan gelin, kafanızı diğer tarafa çevirin..." gibi uyarıları, sanırım sana bana değil, hükümetlere, uzay araştırmaları yapan, çok uzaklara sinyaller göndermeye çalışan, karışık kaset doldurup uzaya fırlatan kurum ve kuruluşlara yönelik. yani, gezegene zaten gelmiş uzaylılardan bahsetmiyor, kendi gezegeninde takılan uzaylıyı bilip bilmeden dürtmeyelim, tepemize biner, amerikan yerlilerine çevirirler bizi, üzerimizden otoban geçirirler, gibi şeyler söylüyor. dediğim gibi, çok da yeni, ilginç, garip bir şey söylemiyor aslında; yıllardır konuyla ilgilenen insanlar tarafından defalarca dile getirilen şeyler... ama konuyla ilgilenenler genellikle uçuk tiplerdir ya da öyle görülürler, işte dünyaca ünlü bir fizikçi söyleyince gazetelere haber oluyor, daha bir ciddi duruyor.
elbette ciddiye alınması gereken şeyler hawking'in söyledikleri. baksana şu duruma: "abd ulusal havacılık ve uzay dairesi (nasa), muhtemel uzaylılara barış mesajı vermek amacıyla 2 sene önce uzaya yayın yaparak beatles grubunun "across the univers" şarkısını dinletmişti. şarkı 2439 yılında polaris bölgesine ulaşacak." (ntvmsnbc). polaris bölgesindeki bir gezegende şarkıyı duyan akıllı canlı, büyük olasılıkla hemen yanındakine şöyle diyecek:
"yuh! yıl olmuş 2440 hala kurtulamadık be şu pestenkerani gruptan! tüm lazer silahlarını kızartmaya ayarlayın ve yok edin şu gezegeni viracocha aşkına!"
haber: ntvmsnbc ve radikal
görsel: alien tourist - madart84
24 Nisan 2010
uzay çarli'si
çarli büyüyünce doktor olmak istemiyordu ya da avukat ya da astronot... çarli muz ağaçlarıyla dolu bir alanda takılmak istiyordu sadece, belki biraz da karınca, biraz da ceviz, arada sırada yağan yağmur, bol bol güneş ama serin bir hava...
kimse ona fikrini sormamıştı, hayata kendini kaptıran çarli astronot olup çıkmıştı. sabah erkenden uyanıyor, mesaisi bitene kadar eğitimlere katılıyor, akşam yorgun argın televizyonun karşısına geçiyor ve tüm yaptıklarına karşılık verilen iki üç muzu yiyordu. muz verme konusunda hiçbir zaman cömert değillerdi. çarli kıt kanaat yaşamaktan çok sıkılmıştı ama sistemin çarklarına girmişti bir kere. buna da şükür diyordu, hiç muz bulamayan maymunlarla dolu bu gezegen!
dünyanın tüm maymunlarına yetecek kadar muz olduğunu biliyordu çarli bir yandan da. gün gelecek, bu aptal sistem çökecek ve her maymun, gezegenin rahatlıkla ve cömertçe sunduğu muzlara saatlerce çalışmak zorunda kalmadan sahip olabilecekti. böyle şeyler düşünerek yorgun bedenini uykuya teslim ediyor ve her gece düşlerinde, dilediğince muz yediğini görüyordu.
eğitimi aylar boyunca devam etti çarli'nin. çok da bir şey yapmayacaktı aslında, her şeyi ayarlamışlardı, söylendiğinde bir iki düğmeye basacaktı ve biraz da gözlem yapacaktı. fazlasıyla heyecanlıydı çünkü ay muz doluydu, saatlerce, günlerce, canı ne kadar isterse muz yiyecekti. sıkılana kadar! öyle demişlerdi: "çarli, sana öğrettiğimiz her şeyi can kulağıyla dinle, eğitimini ciddiye al, bu işin sonunda muza doyacaksın!"
gün geldiğinde, çarli hevesle oturdu uzay aracının koltuğuna, bir an önce şu geri sayım işlemine geçilsin, derhal yola çıksın istiyordu.
"her yer muz ha?" diye sordu kıyafetini, koltuğunu, sağını solunu kontrol eden görevliye.
"delisin oğlum, tabii ki de!" dedi, görevli, gülümseyerek.
"tamam tamam, her şey ayarlı hadi gideyim!" dedi çarli, sabırsızlıkla.
tüm dünyanın gözü çarli'nin üzerindeydi bir yandan da. uzayda ve ayda neler olduğu hakkında ilk defa bilgi alınacaktı, çarli'nin ileteceği bilgiler yeni bir çağ başlatacaktı.
nihayet araç fırlatıldığında çarli heyecandan geberecekti neredeyse. en ufak bir korku ya da endişe hissi duymuyordu, sadece sabırsızlık, muz arzusu, mutluluk...
araç kısa bir süre sonra aya vardı. çarli koltuğundan fırladı kapıyı açmaya koyuldu. dünyadan kendisiyle ses bağlantısı kurmuşlardı, "iyi misin çarli, kazasız belasız inebildin mi aya?" diye soruyorlardı.
"indim, her şey yolunda şimdi dışarı çıkıyorum!" dedi çarli, "muz lan! muz!" diye düşünüyordu.
araçtan çıkar çıkmaz sarsıldı. bir bok yoktu çevrede: taş toprak, karanlık! gözlerini kırpıştırdı ve yürümeye başladı. "yanlış tarafa mı indim acaba?" diye düşündü.
"evet çarli? hemen söyle bize ne görüyorsun?"
"muz yok?" dedi çarli, ciddi ve sıkıntılı bir sesle.
"bırak şimdi muzu, anlatsana, ne var ayda?"
"muz yok!" dedi çarli sertçe, "belki şu tepenin arkasındadır?" diye düşünerek yürümeye devam etti.
"çarli! muzdan daha önemli şeyler de var! görevini unutma! hayatının sonuna kadar yetecek, tonlarca muz vereceğiz sana! ne görüyorsun!"
tepeye varmıştı çarli, şimdi çok daha geniş bir alanı görebiliyordu.
"yok... muz yok burda..." dedi, hayal kırıklığıyla.
"boşver muzu, su var mı?"
"muz yok!" dedi öfkeyle çarli, yürüyebildiği kadar yürümeye karar vermişti, yalan söylemiş olamazlardı; resimler göstermişlerdi bir dolu, muz ağaçları...
bir süre sonra yürümekten yorgun düştü, bir kaya parçasının üzerine oturdu ve dünyaya baktı yaşlı gözlerle.
"çarli, lütfen bize gördüklerini anlat, tarihe geçeceksin, her şeyi değiştirecek söyleyeceklerin, lütfen, anlat bize, ne görüyorsun?"
"muz yok amına koyim..." dedi çarli, tükenmiş bir halde, "...muz yok."
not: daha önce üzerinde pek durmadan geçmiştim (marsta kırk makak). bir arkadaşımdan fıkra olarak dinlediğim çarli'nin öyküsünün tamamıdır.
16 Nisan 2008
marsta kırk makak
rusya mars'a insanlı uçuş öncesi makak gönderecekmiş. daha önce de terrier cinsi "layka" isimli sokak köpeğini (alaylı) uzaya göndermiş olan ruslar , öğrendiği şeyleri kendi ailesine de öğreterek bilgi aktarımını kuşaklara yayan, dolayısıyla kültürleri olan (bu bir söylenti de olabilirmiş) makak cinsi maymunları eğitmeye başlamışlar. mars'a gidecekler kolay mı!
daha önce de amerikalı bilim adamları (yuvaları nasa olanları) charlie isimli bir maymunu aya göndermek için eğitime almışlardı*. bin dokuz yüz altmışlarda... hayvanı sürekli "bak charlie, ayda milyonlarca muz var... bayılacaksın oraya" diye motive ederek eğitim veren bilim adamları, aya inen charlie ile "houston" bağlantısını yaptıklarında büyük hayal kırıklığına uğramışlardı: charlie, ayda muz falan göremedi doğal olarak... elbette, "evet charlie, ne görüyorsun, anlat bize..." çağrılarına, "muz yok... yok burda muz falan!" gibi sözlerle, oldukça küfürlü bir şekilde cevaplar verdi sadece...
işte ruslar hem sokak kültürüyle yetişmiş layka'nın uçuştan hemen sonra ölmesinden hem de yanki'lerin hatalı eğitilmiş maymun göndermelerinden ders alıp, 40 makakı şimdiden eğitmeye başlamışlar.
eğer gerçekten makaklar bilgi aktarımı yapabiliyorlarsa bir strateji geliştirmişlerdir bile. belki de, büyük makak önderleri, "sessiz kalın, maymun gibi davranın, aptalca şeyler yapın" diye öğütlemiştir yıllar önce... zekice: hayatta kalmak istiyorlarsa insanlardan bu yeteneklerini saklamak zorundalar....
üçken prizmayı üçgen deliğe koyduğu için alkışlanan bir makakın gözündeki belli belirsiz şeytani pırıltı mutlaka dikkatlerden kaçıyordur....
bu üçkağıtçı sinsi makaklarla eş zamanlı marsa varacak olan dış dünyalı canlılarla olası bir karşılaşmada kendilerini "insan ırkından" kaçan "dünyalılar" olarak gösterebilir bunlar. rus bilim adamlarının bu olasılığı(!) hesaplamadıklarından eminim.
olur ya, belki de marsa bir göktaşı çarpar onlar varmadan üç beş saat önce; sağına soluna oksijen, karbon, hidrojen atomları, bok püsür bulaşmış dev bir meteor. al sana yaşam!sonra gelsin uygarlık gitsin füze! çarpmanın etkisiyle gezegende başlayan değişim evresinde, tüm kılları - tüyleri de dökülecektir; böyle böyle iyice kendilerini bir bok zannetmeye başlar bunlar!
işte bu gibi sebeplerden dolayı makakların uzay araştırmalarında kullanılmasını pek sakıncalı buluyorum. tavşan, sincap duruken makak nedir yahu?
*şimdi uydurduğum bir habere göre....
(fotoğraf: ntv/msnbc)
daha önce de amerikalı bilim adamları (yuvaları nasa olanları) charlie isimli bir maymunu aya göndermek için eğitime almışlardı*. bin dokuz yüz altmışlarda... hayvanı sürekli "bak charlie, ayda milyonlarca muz var... bayılacaksın oraya" diye motive ederek eğitim veren bilim adamları, aya inen charlie ile "houston" bağlantısını yaptıklarında büyük hayal kırıklığına uğramışlardı: charlie, ayda muz falan göremedi doğal olarak... elbette, "evet charlie, ne görüyorsun, anlat bize..." çağrılarına, "muz yok... yok burda muz falan!" gibi sözlerle, oldukça küfürlü bir şekilde cevaplar verdi sadece...
işte ruslar hem sokak kültürüyle yetişmiş layka'nın uçuştan hemen sonra ölmesinden hem de yanki'lerin hatalı eğitilmiş maymun göndermelerinden ders alıp, 40 makakı şimdiden eğitmeye başlamışlar.
eğer gerçekten makaklar bilgi aktarımı yapabiliyorlarsa bir strateji geliştirmişlerdir bile. belki de, büyük makak önderleri, "sessiz kalın, maymun gibi davranın, aptalca şeyler yapın" diye öğütlemiştir yıllar önce... zekice: hayatta kalmak istiyorlarsa insanlardan bu yeteneklerini saklamak zorundalar....
üçken prizmayı üçgen deliğe koyduğu için alkışlanan bir makakın gözündeki belli belirsiz şeytani pırıltı mutlaka dikkatlerden kaçıyordur....
bu üçkağıtçı sinsi makaklarla eş zamanlı marsa varacak olan dış dünyalı canlılarla olası bir karşılaşmada kendilerini "insan ırkından" kaçan "dünyalılar" olarak gösterebilir bunlar. rus bilim adamlarının bu olasılığı(!) hesaplamadıklarından eminim.
olur ya, belki de marsa bir göktaşı çarpar onlar varmadan üç beş saat önce; sağına soluna oksijen, karbon, hidrojen atomları, bok püsür bulaşmış dev bir meteor. al sana yaşam!sonra gelsin uygarlık gitsin füze! çarpmanın etkisiyle gezegende başlayan değişim evresinde, tüm kılları - tüyleri de dökülecektir; böyle böyle iyice kendilerini bir bok zannetmeye başlar bunlar!
işte bu gibi sebeplerden dolayı makakların uzay araştırmalarında kullanılmasını pek sakıncalı buluyorum. tavşan, sincap duruken makak nedir yahu?
*şimdi uydurduğum bir habere göre....
(fotoğraf: ntv/msnbc)
12 Şubat 2008
sana göre bana göre
gün boyu elektrik yoktu. daha doğrusu erken saatlerde gitti, telefon açtık saat dört gibi gelir dediler... bir kamyon hatta bir vagon zaman! eh, biz de beklemeye başladık.aslında, zamanın geçmesini istemek ne garip. asker, hasta ya da mahkum iken insan ömrünün o bağlayıcı dakikalarının-saatlerinin vs bir an önce geçmesini ister ya, oysa biraz şiirsel kaçacak ama, ölüme biraz daha yaklaşmak değil mi zamanın geçmesi?
bir yanda da şu şeyler (bu gün neler öğrendik):
bir yanda da şu şeyler (bu gün neler öğrendik):
"(...) bilgisayarla yapılan modellemeler ışığında, 2M1207A adı verilen bu yıldızın çok genç, sadece 8 milyon yaşında olması gerektiği ortaya çıkmış"kendini kötü hissediyor insan. 8000 yıllık bir elektrik kesintisi oldu, sıkıntıdan geberdim, diyesim geliyor... maksat, gök cisimlerine karşı edepsizlik olmasın!
"(...) buna göre, gezegenin yaşı sadece 10 milyon yıl; yani bu güne kadar keşfedilen güneş sistemi dışı gezegenlerin en gencinden bile çok daha genç"
"(...) kuyruklu yıldızdan alınan örneklerin, güneş sisteminin ilk zamanlarından, 4,5 milyar yıl öncesinden, sistemi oluşturan gaz ve tozdan kalan, bozulmamış madde içereceği düşünülüyordu"
korkunç rakamlara sahip büyüklükler, küçüklükler, mesafeler, süreler...
şuna bir baksana:
sahip olduğumuz 100 trilyon hücrenin yalnızca %10'u gerçekten insana ait. geri kalanların sahipleriyse bakteri, mantar ve diğer mikroplar. (...) çoğu zaman vücudumuzu 90 trilyondan fazla mikropla, kavgasız gürültüsüz paylaşıyoruz.e o zaman ne zevki / anlamı kalır dvd kolleksiyonu yapmanın, "ben kahvaltıda süt içerim" diye ortalıkda dolaşmanın?
*gereksiz açıklama: alıntılar bilim ve teknik dergisinin şubat 2008 sayısından.
.
bilim ve teknik,
hayat,
uzay,
zaman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
