25 Nisan 2008

pavarotti'nin diyaframı (mim*)



bir gerekliliği yerine getirmek isteyen birinin kurduğu bir mizansende sıkışıp kalmış bu afacanlar. kendilerini, olabildiğince bağımsız, üstelik tamamen kendi istekleri doğrultusunda hareket eden birileri gibi hissediyorlar. bir milyon kişinin bir milyar kere yaptığı bir şeyi yapıyorlar: hayatta kalmaya çalışıyorlar. karanlık bir odada, “kafa” bir müzik seçip, “kelle” olacaklar. dünya daha çekilir bir his verecek; hoparlörlerden yeşil-turuncu dumanlar çıkacak; yarı kapalı bakışlarla müziğin gözlerinin önünden geçmesini izleyecekler...

“pavarotti götüne bağırsa bağırsakların parçalanır mı?” diye sorar tütün sarmayı bir türlü beceremeyen.
“çıkan sesten mi yoksa nefesinin hızından mı?”
“ikisinden de… düşünsene çok yüksek desibelli, şiddetli bir rüzgar!”
“ne kadar bağıracak?”
“nasıl ne kadar bağıracak?”
“yani ne kadar süreyle?”
“ya işte, olanca gücüyle ‘aaaaa’ diye bağıracak... ne bileyim süresini?”
“şu çarşafla zıvanayı uzatsana…”
“bence var ya… kesin paramparça olur insanın bağırsakları…”
“pantolonun ile donun arasına bakır levha koysan?”
“yok be! çıplakken bağıracak”
“yok artık! ben götümü açaca’m gel bağır diyece’m öyle mi?”
“banyodasın diyelim. pavarotti gizlice giriyor evine; sen tam su sıcaklığını ayarlamak için eğildiğinde!”
“abi adam italya’dan benim götüme bağırmak için ne diye gelecek ya?”
“italya’dan neden gelsin ki? adam öldü… belki de hayaleti banyo banyo geziyor şimdi? “
“yok artık! hemen hisseder banyo tasıyla ses dalgalarını geri gönderirim yüzüne ben de!”
“bu nasıl?”
“abi… daha yumuşak bir müzik koy ya… al bitti işte… hazır”
“ne çabuk sardın be! tam uzmanı oldun ha!”
“ne sandın abi… sadece şey lazım..”
“ne?”

tam o anda elektriğin beş saniyeliğine kesilmesi, onların baktığı yerden şanssızlık olarak ifade edilecek. oysa elektriği hep birisi keser ve çoğunlukla tek amacı gıcıklık yapmaktır. sadece elektriği de kesmez, bir de pavarotti’nin hayaletini gönderir!

yıllar önce türkiye’ye gelip ankara devlet opera ve balesi kadrosunda yer alabilmek ve sınavlara hazırlanmak için bir süre türkiye’de yaşayan pavarotti’nin elbette az da olsa türkçe bilgisi vardır. ankara devlet opera ve balesi'nin kendisini yetersiz bulmasından ve kadroya almamasından dolayı, biraz da gıcıktır türkiye’ye.. bunları herkes bilmez, afacanlar hiç bilmez….

hayalet kostümünü, bir romalı diplomat olarak seçen pavarotti, odada belirir ve şüphesiz karanlıktan dolayı fark edilmez. karanlıkta halıya oturmuş gençlere bakar. düzenlemeler yapılır ve elektrik gelir. tütün sarmayı bilen, tütün sarmayı bilmeyenin arkasında dikilen pavarotti’yi görür görmez donar. pavarotti’nin elinde bir kırmızı plastik çakmak vardır, dostça uzatmaktadır. bir hayalet ne kadar dostça görünebilir ki; hem de romalı diplomat kılığıyla!

“bağırma! lütfen bağırma!” diye bağırır tütün sarmayı bilen.
diğeri de arkadaşının yanına zıplar; duvar dibine büzülür. tüm kelimeleri unutmuş; yazık…
“bağırma yapmak değil o… arya söylerim ben” der pavarotti, sakince, “elli yıl geçti hala anlamıyor siz müzikten!”
“lütfen bağırsaklarımızı parçalama” der, tütün sarmayı bilmeyen.
“yok…siz deli davranıyor. al…” der ve çakmağı tekrar uzatır pavarotti. tütün sarmayı bilen alır çakmağı ürkekçe.
“hadi bakalım…” der çıkar gider pavarotti. afacanlar buzdolabından bira çıkarır, sabaha kadar sessizce bira içer…

------------------------------------------------

*buzcevheri'nin başlattığı ve cevval portakal üzerinden bana paslanan mim, mimi paslayanın seçtiği beş altı kelimeyi (de) kullanma şartıyla "öykü" (ya da öykü gibi bir şey) yazmayı gerektiriyor. cevval portakal, "çakmak, hoparlör, rüzgar, afacan, çarşaf" kelimeleri ile bir şeyler yazmamı istemiş örneğin. ben kelimeleri seçerken kendi çağrışımlarımdan uzak durmak için ekşi sözlük'ün "şukela" butonundan yararlandım. altı kelimeden biri kullanılmayabilir...

bu güzel mim için paslar:

- demo (ayakkabı, lazer, gümrük, fırtına, lahana, su)
- kudra (
paranoya, poşet, satranç, asansör, köpek, içki)
- aydan atlayan kedi (lades, ada, eroin, otobüs, duvar, şapka)
- tattooed-everything (bebek, orman, mezarlık, kağıt, metro, terlik)
- edebiy.at (polis, kaplumbağa, yumurta, viyolonsel, şirket, kilise)

6 yorum:

  1. =) Pavorotti de iki fırt takılsaydı be çekip gitmiş olmamış. Çok eğlenceli bir hikaye olmuş.



    www.buzcevheri.com

    YanıtlaSil
  2. Çok eğlenceli olmuş. Pavarotti'nin Türkiye macerasını ben de okumuştum zamanında bir yerlerde.
    Kelimeleri de harika yerleştirmişsin, bir ara acaba bu benim gönderdiğim mim mi, kelimeler neredeydi filan derken seçili kelimeleri çoktan okumuş olduğumu sonradan farkettim.

    YanıtlaSil
  3. Hikaye çok süper gerçekten.Aslında Buzcevheri bu başlattığın mimleri sürekli takip edip biryerlere arşivle süper kitap olur doya doya okuruz.Belki pavarottide gelir bir üçlü ile bitirirz kitabı :)

    YanıtlaSil
  4. Sözcüklerini iyi bir şekilde bir araya getirmişsin bir de pavarotti katmışsın daha ne olsun. Beni de mimleyip iyi ettin; yazarken gerçekten eğlendim. Sevdim bu mimi.

    YanıtlaSil
  5. beni bu mimde nie mimlemedin?
    süper yazı yazardım...:)

    pavorottinin ankara gerçeği doğru mu yoksa ben gerçekten yedim mi?

    YanıtlaSil
  6. pavarotti ve türkiye ilişkisini bir "şehir hikayesi" diye düşünürdüm ama galiba (benim bahsettiğim ve geyiği yapılan şeklilde olmasa da) biraz gerçekliği var bu hikayenin?
    burada yazılanlara göre...

    YanıtlaSil