22 Nisan 2008

vasistas ?

sıklıkla karıştırdığım kitaplardan biri: 'dost kitabevi yayınları'ndan çıkmış, kudret emiroğlu'nun gündelik hayatımızın tarihi. çok rahat bir dille yazılmış bu inceleme kitabında, adı üzerinde günlük yaşantıda karşına çıkan (mobilya) ya da karşına çıkmasa bile bir şekilde hayatının bir parçası olan (ay adları, gün adları) bir dolu şey hakkında etimolojik, tarihsel şu bu bilgiye ulaşabiliyorsun.

bunun sana-bana ne faydası var? işte bunu düşünmekle işe başlamışsak zaten durumumuz kötü demektir. yapılacak bir şey yok; bu düşüncenin (bana ne faydası var) saçma bir düşünce olduğunu kavrayana kadar zaman geçmesini beklemekten başka... elbette zamanı nasıl değerlendirdiğimizle ilgili olarak, sadece o dakikalara kadar: son nefesimizi verdiğimiz dakikalarda yanımıza bu (ve/ya buna benzer bir kitapla) gelen kişiye "ıaah..ne faydası var" dememiz çok isabetli olacaktır: hakikaten o saatten sonra hiç bir faydası olmaz... gerçekten anlamsız zaten ölmek üzere olan bir insana herhangi bir kitapla yaklaşmak!

hazır nefes alıp verirken bir kahrolası nihilist gibi bakmamalı o halde "gündelik yaşam" şeylerine. daha önce de bahsetmiştim; arada sırada, elimizin altındaki ya da ayna yansımasından "ebleh ebleh" bakan şeylere "ilk defa" karşılaşıyormuşsun gibi bakmak çok keyifli ve hatta şaşırtıcı. bir de kalkıp tarihini, kelime anlamını falanını filanını öğrenmek daha da etkileyici! bak örneğin diş macunu:

bilinen ilk diş macunu, eski mısırlıların iö 2000'lerde öğütülmüş sünger taşı ve sirkeyle yaptıkları karışımdı. romalılar ise ağızlarını insan sidiği ile çalkalıyorlardı. zengin romalılar, kıtanın en güçlü sidiği olarak tanınan, portekiz'den ithal edilen pahalı 'macun'u kullanıyorlardı. sidik kullanımı 18. yüzyıla kadar, daha sonra modern dişçilikte de kullanılan amonyağın ayrıştırılmasıyla devam etti.(...) (s.191)

kitap, 18 ana başlıkta (inançlar, gelenekler, giyim kuşam, sağlık, çocukluk, cinsellik, devlet-millet vs..) toplam 601 madde içeriyor. kudret emiroğlu'nun önsözde belirttiği gibi, "madde sayısı çok daha fazla arttırılabilecek, bir çok maddesi başlı başına kitap konusu olabilecek" ama sonuçta "kişisel olanak ve tercihlerle biçimlendirilmiş" "eksiksiz olma" iddiasında bulunmayan bir inceleme bu.

almanca 'was ist das' ("bu nedir?") soru cümlesinin pencere kapı üzerinde bulunan açılır kapanır kanada ad olması tuhaf. fransızcası da aynıdır ve bu dile oldukça erken bir tarihte, 1776'da girmiştir.
vasistas'la ilgili birçok hikaye vardır. en basiti, bir yapı fuarında ilk kez sergilendiğinde sorulan sorunun ad olarak kalması. ikincisi, alman asıllı bir fransa imparatoriçesinin ilk kez gördüğünde bu soruyu sormasından sonra pencerenin onun yanında bu adla anıldığı ve ad olarak yerleştiği. üçüncüsü, hikayeyi marie-antoniette'e bağlıyor. xvi. louis'nin karısı hem alman asıllıdır, hem de 1793'te giyotinle idam edilmiştir. ilk kez 1792'de kullanılan giyotinin konuyla ilgisi şurada ki, terör döneminde giyotinin penceresine de vasistas denmiştir ve 'başını vasistas etmek' deyimi çıkmıştır. marie-antoniette'infransa devrimi sürecinde iktidarını korumak için kardeşi kutsal-roma germen imparatotuyla ve avusturyalılarla anlaşmaya çalışması anımsanırsa, giyotinle, almanca "bu nedir" sözcüğünün halkın kara mizahında özdeşleştirlmiş olduğu düşünülebilir. bu varsayımı sözcüğün fransızcada ilk kez 1776'da kayıtlara geçmesi çürütse de, gene de böyle bir adın türkçeye girecek kadar dirençli çıkmasının ardındaki mantığa ve olayların sonradan birleştirilmiş olması ihtimaline uygun düşmektedir. türkiye'de düşey sürme pencereye de 'giyotin pencere' denir.
vasistas nihayet, iki taraflı açılan 'pen'lerle tarihe karışma yoluna giriyor.

4 yorum:

  1. Tam benlik kitapmış. Yarın birgün dost'a uğrayayım.

    sidik olayı ilginçmiş..


    www.buzcevheri.com

    YanıtlaSil
  2. kesinlikle...
    tuvalette bile okunabilir:)

    YanıtlaSil
  3. "tuvalette bile" okunabilinecek değil, tam olarak tuvalette okunacak bir kitap, zaman kaybı (çok yoğunsan(ki kayıp değil bence))ortadan kalkmış oluyor, ne güzel...

    YanıtlaSil
  4. "tuvalette okuma", sevgili buzcevheri'ne bir göndermedir: http://www.buzcevheri.com/category/sifon-cekilmis-yazilar/
    bununla beraber elbette tuvallete okumak konusunda hiç bir sıkıntım yok hatta tuvallette "hiç bir şey bulamazsa, şampuan arkası okuyanlardan" diyebilirm kendi hakkımda:)

    YanıtlaSil