25 Temmuz 2008

nasıl şeyler?


yaşlı adamın ismini kimse hatırlamıyordu. “hatırlamıyorum” diyorlardı sorulduğunda çünkü herkes yaşlı adamla bir zamanlar tanışmış olduğunun ve bunun çok uzun yıllar önce gerçekleştiğinin bilinmesini, en azından öyle zannedilmesini istiyordu. bu şöyle bir ironik gerçektir: nasıl ki yetmişlerin dans müziği her çağda, ilk çağlarda bile, insanın kanını kaynatabiliyorsa işte yaşlı adam da ismini aslında hiç kimseye söylemiş değildi. nasıl ki yetmişlerin dans müziği her çağda, ilk çağlarda bile, insanın kanını kaynatabiliyorsa işte yaşlı adamın ismi de öyle bir etki bırakıyordu: aslında ismini kimseye söylemiş değildi ama onun, çok akılda kalıcı, muazzam, etkileyici ve hatta fonetik açıdan sanki bir şarkıymış gibi bir isme sahip olduğunu varsayıyordu herkes. ismini söyleyemezdi de çünkü kendisi de “hatırlamıyorum” diyordu sorulduğunda ve isimlerin bir öneminin olmadığının bilinmesini ya da en azından öyle zannedilmesini istiyordu. aslında o yaşlı osuruğun tekiydi ve ne zamandan beri bunak olduğunu bile hesaplayamayacak kadar bunaktı. bütün bunlara rağmen birileri gelir, ona akıl danışırdı. o da sadece bunak biri olduğu anlaşılmasın diye oldukça yerinde ve bir yerlere yazılmalık laflar ederdi. sonuç itibariyle her paradoksal absürt realitenin hiç dikkat çekmemesi gibi, olup bitenler kimseye aptalca gelmiyordu.

bütün bir dünya, sanki kendi çevresinde dönüyormuş gibi yaşayan ama bazı insanların kendilerinin merkezde olduklarını sanıp da sanki tüm olup bitenler kendilerinin çevresinde meydana geliyormuş gibi davranmalarından rahatsız olan bir kızcağız geldi yanına bu yaşlı osuruğun. yaşlı osuruk bir süre düşündü ve konuştu:
“ellerine güç verilmiş ya da bir güce bir şekilde kavuşmuş insanlar kendilerini bu güçten daha fazlasıyla özdeşleştirirler ve kendilerini çok önemli görmeye başlarlar. bu, kızım, onların felaketidir...”
kız bir cevap vermedi ve aklı meşgul sinyali vererek oradan uzaklaştı. yaşlı osuruk, yine yırttım, diye düşündü.

bir başka gün, insanların çok düşüncesiz ve bencil olduklarından şikayet eden bir delikanlı ve her şeyin çok sıkıcı olduğunu düşünen bir arkadaşı yaşlı osuruğun yanına geldi. yaşlı osuruk onlara şöyle dedi:
“sıkılan insanlar sıkıcıdır. insanlardan incelik ve paylaşım bekleyenler düşüncesiz ve bencil olanlardır. yolun aşağısına yeni bir bar açılmış; oraya gidin ve epeyce için. hala bu boktan konuları düşünmeye devam ediyorsanız doğru buraya gelin. işte o zaman size asıl söyleyeceğim şeyi aktaracağım...”
iki arkadaş bakışmışlar. sonra gidip içmişler. bardan çıkarken akıllarına yaşlı osuruk gelmiş. biri şöyle sormuş:
“biz o moruğun yanına hangi sike derman aramak için gidecektik hatırlıyor musun?”

aynı anda yaşlı osuruğun çömezi olduğunu iddia eden genç yaşlı osuruğa yaklaşmış.
“o gençler, sarhoş olup gelseler ve aynı soruları sorsalar.. yani onlara asıl söyleyeceğimi sonra dediniz, yani, işte, o asıl söyleyeceğiniz...” diye bir şeyler gevelemiş.
“tamam, yorma kendini anladım ne demek istediğini... gelselerdi onlara, defolun gidin, biraz daha için diyecektim...” demiş yaşlı osuruk.
böyle şeyler işte...

(görsel: michael kutsche)

5 yorum:

  1. Tayyareleri var bir de bu osuruğun ki, tapılası şeylerdir onlar.
    Ellerine sağlık.

    YanıtlayınSil
  2. Hocam vallahi şu cümleye beynim ve gözlerim takıldı.
    "... nasıl ki yetmişlerin dans müziği her çağda, ilk çağlarda bile, insanın kanını kaynatabiliyorsa işte yaşlı adam da ismini aslında hiç kimseye söylemiş değildi."

    YanıtlayınSil
  3. rüyacı: vardır; olmaz mı?

    buzcevheri: gözlerinizi ve akabinde beyninizi yorduğunuza değmez; cümle gerçek bir saçmalık! ama o cümleyi ne düzeltebildim ne silebildim. işte, sakat doğdu; atsan atılmıyor satsan yok artık daha neler!
    sanırım şu fıkrayla(?)uzaktan akrabalığı olan ama hiç de saygıdeğer bir kişiliği olmayan bir cümle:

    tavşan eczaneye girmiş, "ekmek var mı?" diye sormuş, eczacı, "ulan dangalak eczanede ekmek ne gezer?" diye kızmış. bunun üzerine tavşan "ben de zaten bisikletimle geldim" demiş.
    (var mıydı böyle bir fıkra ya da bu bir fıkra mı ya da neler oluyor?)
    not: araştırdım evet buna benzer bir fıkra var
    ama benim yukarda yazdığım versiyonu kesinlikle daha komik!
    not 2: "yetmişler disko müziği.." cümlesi ile bu fıkra tadını yakalamak falan istemediğimi belirtmek isterim; buzcevheri'nin yorumu üzerine serbest çağrışım aklıma geldi. düzgün cümle kuramadım bari fıka mıkra konuyu dağıtayım gibi bir sinsilik de olabilir tüm bunlar...

    YanıtlayınSil
  4. =) Hocam açıklaman yeterince açık. Bana da bazen öyle oluyor. Yazarken birşeyler demek istiyorum bir bakıyorum ki bir yerinde saçmalamışım. Düzeltmezsem daha iyi olur diyorum ama düzeltiyorum. Yani sen gibi yapmıyorum.. Belki de senin yaptığın daha lezizi..

    YanıtlayınSil
  5. buzcevheri:
    ünlü devlet adamlarından sayın süleyman demirel'in diyebileceği gibi, "hiç bir şey için geç değildir"

    "... nasıl ki yetmişlerin dans müziği her çağda, ilk çağlarda bile, insanın kanını kaynatabiliyorsa işte yaşlı adam da ismini aslında hiç kimseye söylemiş değildi."

    yukarıdaki bölüm ile aşağıdaki bölümü yazıda bir arada tutmak sanki pek iyi fikir değil ama bu da böyle bir gelişim süreci olarak kayıtlara geçsin istedim...
    aşağıdaki bölüm:

    "nasıl ki yetmişlerin dans müziği her çağda, ilk çağlarda bile, insanın kanını kaynatabiliyorsa işte yaşlı adamın ismi de öyle bir etki bırakıyordu: aslında ismini kimseye söylemiş değildi ama onun, çok akılda kalıcı, muazzam, etkileyici ve hatta fonetik açıdan sanki bir şarkıymış gibi bir isme sahip olduğunu varsayıyordu herkes."

    en azından böylece yorumlarla yazı kaynaşmış, inter-aktiflik bakımından coşulmuş ve sanırım biraz da eğlenilmiş olur:)

    YanıtlayınSil