31 Aralık 2008

yeni yıl hediyesi 2

"çok tuttu da ikincisi geldi" gibi anlaşılmasın; kendi çapımda gelenek oluşturmaya çalışıyorum sadece... gecen sene de bir toplama hazırlamıştım üstelik epey de özene bezene! bu sefer de özenli davrandım ama sadece şarkıları seçerken. değişiklik olsun işte; yıl başı dediğin nedir yoksa? yıl sonu diye ağladığımız, o günün gecesi topluca üzüldüğümüz bir gün de olabilirdi bu; kültürel kodlamalarımız (ve aslında mantık) bizi eğlenmeye ve umutla dolmaya zorluyor. adam gibi geçmiyor ki yıllar; "unutulmaz güzellikte bir yıldı keşke hiç bitmeseydi" cümlesini ilk ve son defa adem, havva'ya ilk senelerinin sonunda kurmuştur sanırım? "yılbaşı"lar, yüzyılların cuma günleri sanki; "oh be bir hafta daha bitti ve pazartesiden itibaren..." işte o üç nokta genellikle gerçekleşmeyecek kararlara rezerve!

yılın en muhteşem şeyleri hakkında uyduruk ve sevimsiz bir yazı yazmayı düşünüyordum sonra "yılın üşengeci" seçtim kendimi; kaldı...

001 -chroma oscura - glow worm
002 - moodorama - summers ocean
003 - ralph myerz - think twice (edit)
004 - al wilson - the snake
005 - patti austin - little baby
006 - hediye güven-lament
007 -fenomenon - pacific_memories
008 - jimmy smith - the cat
009 -victor malloy -the girl who wasn't there(quantic mix)
010 -de phazz - hell alright
011 barrio jazz gang - hot jacket
012 -nicola conte - king of sunshine
013 -3 Mins Feat. Mark Murphy - Secrets (Quantic Mix)
014 -moca-tanzglatte
["çok güzel bir liste hazırlamışsın, afferim de, bana faydası ne?" diye üzerime gelmeden önce yorumlara göz atmanı isterim.]

herkese mutlu ve sağlıklı bir yıl dilerim...

devamını göster

30 Aralık 2008

pardon...

bir davranışının yanlış olduğunu anlayan insan kişisi, kendini affettirmek için öncelikle özür diler; sonra mümkünse hatasını telafi eder ve hayat devam eder. bu durumda o insandan beklenen şey, benzer "hatalı" davranışı tekrar göstermemesidir. yani "özür dilemek" yeterli değildir; bozulan durum olabildiğince düzeltilmeli ve benzer hata tekrarlanmamalı...

huysuz çocuk arkadaşına zarar verir ve olay ailelere yansıdığında aile büyüğü çocuğu adına özür diler çünkü "huysuz bebe" özür dilemek istemez; işte onun adına özür dileyen aile büyüğü, eve gidince o bebeye dersini vermelidir ki bebe bir daha yaramazlık yapmasın! yoksa ne anlamı kalır ki? ama işin doğrusu, uygunu, elbette hatayı yapanın bizzat özür dilemesidir: bu onun bir hata yaptığının farkında olduğunu gösterir ve elbette "anlamlı" bir başlangıçtır, daha huzurlu günler için...



"tek seferde en fazla insan öldüren kişi" rekorunu(!) elinde tutan paul tibbets, 6 ağustos 1945 günü yaklaşık yetmiş bin (70 000) kişi öldürdü:

atom bombası hiroşima üzerinde patladığı ilk anda 70.000 kişi 'buharlaştı...' kasıma kadar geçen iki aylık sürede 60.000 insan radyasyondan öldü. onu takip eden beş yıl zarfında 65.000 japon daha, vücutları mutasyona uğramış bir biçimde, büyük acılar çekerek öldüler. toprak ve bitki örtüsü kavruldu. nehirler zehirlendi. kentin üzerine haftalarca kara asit yağmurları yağdı!..
(eksi sözlük)

steven spielberg'in, alt yazılarını hazırlama işi "tam bir yetersiz"e emanet edilmiş (film boyunca "özel ryan" yazısını görmek berbat; "hadiyin" diye bir türkçe ile tacize uğramak tam bir felaket) "er ryan'ı kurtarmak" filminin kutu-seti versiyonunda, "price for peace" isminde, ikinci dünya savaşında amerikan - japon mücadelesini konu alan bir belgesel var. paul tibbets bu belgeselde gayet rahat bir halde, sadece görevini yaptığını, pişman falan olmadığını açık açık anlatıyor. askerler öyleler işte; "emir" varsa işin içinde sıyrılıveriyorlar zaman zaman insanlıktan! kimse uçurmaya yanaşmasa o uçağı, başkan truman mı atlayıverecekti pilot kabinine? işte bu çok şaşırtıcı geliyor bana; "emir öyleydi, yapmak zorundaydım" hayır yahu, küçük bir vicdan muhasebesi yeterli; gerekirse kendi hayatı pahasına karşı çıkmalıydı o göreve. uçağıyla beraber okyanusa dalıp gitseydi "şerefli bir kahraman" olarak tarihe geçmez miydi? (hangi tarihe? adamın ismi amerikan "milli güvenlik" (?) ders kitaplarında aynen öyle geçiyordur belki de?)

şimdi tüm pilotlar özür dilesin? çok saçma gelmiyor mu kulağa? hatta amerikan hükümeti özür dilese ne olacak; her sene yeni bir katliamı ya bizzat yapıyorlar ya da arka planda bulunmak suretiyle dolaylı olarak...



her gün (ya da herhangi bir zaman diliminde) yüzlerce, binlerce masum insanın öldüğünü, öleceğini düşünmek, yaşayan "masum" insanları çok rahatsız ediyor ve herkes elinden geldiğince bir şeyler yapmak istiyor. "özür dileme" kampanyaları düzenliyorlar ya da "özür dilensin" kampanyaları... ama (artık özür dileme aşamasını çoktan geçmiş) "sorumlu güçler" boktan cinayetlerine devam ediyorlar. kendileri de cinayetlere bulaşmış devletler, olan bitenlere seyirci kalma yolunu seçiyorlar. dün soykırıma uğramış, tarifsiz acılar çekmiş halkların yöneticileri bu gün soykırımlara neden oluyorlar. bununla beraber, muhtemelen bu gün katledilenlerin torunları da el ele verip birilerini katledecekler!



yine aynı belgeselde (price for peace) beni şaşırtan şeylerden biri de, ikinci dünya savaşı esnasında japon asıllı amerikalıların durumuydu. pearl harbour baskınından sonra "çoluk çocuk fark etmez tüm japonlar ölmeli" gibisinden bir nefret duygusuna bürünen amerika, ülkesinde yaşayan japon kökenli vatandaşlarını toplama kamplarına sürmüş. bir kısım japon asıllı delikanlı da "japonlara karşı" savaşa gitmiş; üstelik "amerikan vatandaşı statüsünü kaybetme korkusu" gibi motivasyonlarla... sırf amerikalı askerler tecavüz, işkence etmesin diye kendi çocuklarını (ve kendilerini) yüksek tepelerden atan; benzer korkularla kendi annesinin başını kayayla ezen japonların karşısındaki orduda bulunan "japonlar" hangi kimlikteydiler? elbette: amerikan vatandaşı! japonlar için "onur" "şeref" gibi kavramların çok önemli olduğu söylenir; ne saçma şey; "insanım" diyen herkes için çok önemlidir o kavramlar... peki amerikan ordusuna katılmış, "cephede amcamla karşı karşıya gelmekten korkuyordum" diye o günleri anlatan japon asıllı amerikan "şerefsiz" mi? sanırım hayır; sadece kendi dünyasını savunan bir insan. çünkü "milliyet" bir insanı "insan" yapan bir şey değil. "tüm" araplardan, türklerden, ermenilerden, yahudilerden, müslümanlardan, hristiyanlardan, amerikalılardan, ostrogotlardan, uzaylılardan "nefret" etmek (ya da tersi: çok sevmek) bana fazlasıyla "şiirsel" oldukça da gereksiz geliyor...

israil hükümeti "insanın ne olduğunu" ve aynı zamanda "aslında ne olmaması gerektiğini" çok açık gösteriyor: bu pislik sürekli öldürecek! dün öldürülen, bu gün öldürecek; bu gün öldürülen yarın öldürecek!

devamını göster

29 Aralık 2008

resimli tişört

uzun yıllar boyunca üzerinde en ufak bir görsel şey (marka logosu bile) bulunmayan tişörtleri tercih ettim. ne zamandan beri? heavy metal'den başka bir şey dinlemediğim o yıllardan beri: iron maiden, tankard, metallica tişörtleri neyse de, kıçlarında kocaman deliklerle kaçışan kedilerin ve ortada prezervatif takılı dev bir aleti olan iğrenç bir farenin bulunduğu ("kitty...kitt...kitty" yazıyordu sanırım bir yerinde de) dehşet verici tişötten sonra, artık bu konuda en son noktaya geldiğimi düşündüm sanırım. tüm evrenin sırrını çözen adamın (kim ki o?) "hiç bir şey bilmiyorum" demesi gibi bir şey bu!

ama bir süre önce ( 3 beş sene) bir arkadaşımla zara isimli mağazaya girdik, arkadaşımın gazıyla, parak mavi ve üzerinde "the end" yazan (kovboy filmlerinin sonundaki gibi; o yazı karakterinde hani) bir tişört aldım ve büyü bozuldu. artık ben de normal insanlar gibi üzerinde şu ya da bu görseller olan tişörtler giyebilmeye başladım.

glenn jonez, tişört satıyor; glennz isminde "tükkanı" bile var. golf umrumda olan bir şey değil ama esher çağrışımlı yukarıdaki tişörtü beğendim. öyle, o kadar ama; beğendiğimle kalacak... ama sen istersen istediğini alabilirsin; elbette... her neyse, aslında bir grafiker ve işlerinden bir kısmını seçtim, beğenirsin diye alt alta dizdim... bakalım ne olacak?





















devamını göster

17 Aralık 2008

oda gezisi

bedroom in arles, benim için oldukça özel bir resim. bir zamanlar bu "odayı" (flash isimli program aracılığıyla) interaktif (gibi) bir hale getirmiştim; işte pencere, çekmece açılıyor, yatakta biri oturuyor; döşemeden böcekler fırlıyor falan filan... oda.gezisi.com isminde bir site hazırlayıp, bunu yayınlamıştım hatta. ancak "ücretsiz servis veren" bir yerde barındığından, onlar kapanınca bu site de kapanmıştı. daha sonra toplamda 17 flash parçadan oluşan bu oyunumsu şeyi, bilgisayara kurulabilir bir hale getirdim. bir ara buraya eklerim sanırım... [oda gezisi'ni rapidshare aracılığıyla indirebilirsin. test ettim; vista'da çalışıyor ama kesinlikle 1024x768 ekran çözünürlüğünde mümkünse internet explorer ile izlenmeli] kendi halinde basit bir şey işte, hem de çok acemice yapılmış...

vincent van gogh, ilk resim hasar görünce, odasının resmini iki kere daha yapmış. bu resimlerden birisi 1888 yılında yaptığı, amsterdam van gogh müzesinde bulunan, daha çok sevdiğim versiyon. diğeri de, 1889 yılında yaptığı; paris'te, orsay müzesinde...

çoğunluğunu deviantart'dan bulduğum aşağıdaki versiyonlarda, diğer derlemelerdeki gibi çok çeşitlilik ve farklı yorumlama bulunmuyor. ne yapayım; olduğu kadar...


(van gogh'un kendi işi; 1888)


(realfictionlola)


(bullgod)


(teagan, bebe, sekiz yaşındaymış)


(sheshechan)


(kennef)


(lk4art)


(aonceu)


(sete-luas)


(baywatch421)


(demon-saint)


(dt1087)


(salatrixparvissima)


(inject-junk)


(mummushka)


(wedealindreams)


(wedealindreams)


(hey jude)

(van gogh 3d)


(secondlife)


(folex77)


(justctrlz)


(shotgun-beauty)


(oda tasarımı - key west sanat müzesi)


(? bir müzeden oda tasarımı)


(film: vincent and me)


Share/Save/Bookmark

devamını göster

15 Aralık 2008

ayakkabı fırlatma teknikleri


hayatta ne zaman nerede kime ayakkabı fırlatman gerekeceğini bilemezsin o yüzden hazırlıklı olmakta fayda var.
hiç şüphesiz, öncelikle iyi bir ustaya, öğretmene ihtiyaç vardır ve bu tür bir iş için en mükemmel insan, en az iki adet sekiz on yaşlarında, yaramaz çocuk sahibi bir "ortalama anne"dir. özellikle hızlı hareket eden küçük cisimleri vurmada kendini geliştirmiş bu mubarek insandan "hızlı terlik çekme" (önce terlik; zamanla ayakkabı...), "hedefe derhal odaklanma" ve "isabetli atış" dersleri almak gerekiyor.
tüm bu tekniklerde (ve terliklerde) zaman içinde ustalaştıkça, kısa sürede iki ayakkabı birden atacak düzeye gelebilirsin. (neden iki ayakkabı sorusunu gözardı ediyorum)

devamını göster

doğru yer

google aramaları bazen çok komik oluyor gerçekten de, özellikle arama motoruna bir insanmış gibi soru sorma durumları: "çölden kurtulmak için hangi hayvanı seçersin?" gibi bir soru sorabiliyor insan kişisi.

ama ben google aramalarından ilginç bulduklarımı seçip onları yorumlamayacağım. yok, sıra dışı olsun, aman efendim farklı olsun diye kasıntılık yapıp, henüz aranmamış(?) bazı örnekler vereceğim. böylece olay gerçekleşmeden zemini hazırlamış olacağım; hiç olmazsa bir yararı(!) olsun yaptığım şeyin. aslında her yeni yazı da olası "komik" aramalara hizmet eder gibi geliyor; mantıklı düşünmeye çalışınca. ama mantıklı düşünmeye çalışmaya gerek yok şimdi.

olası arama: "cesetten nasıl kurtulacağım?"
doğru yerdesin: öncelikle google arama geçmişini temizlemelisin. belli ki profesyonel değilsin üstelik felaket şaşkınsın. arkanda olabildiğince az iz bırakmalısın çünkü yakalanmış her katil, izlerin takip edilmesiyle kapana kısılmıştır. her neyse; cesete kaza süsü verebilsin, yok eğer hunharca davranmış isen, kaza süsü verilemeyecek kadar zadelemişsen zavallı kurbanını, o zaman sevmediğin birine katil süsü vermeye çalışmanı öneririm. bunun için o sevmediğin birini, cesetle ilişkilendirmen gerekecek. bunun için ceset ile "potansiyel" kurbanını "yanlış yerde ve yanlış zamanda" bulunacak şekilde bir araya getirmen gerek. buradaki "yanlış yer ve yanlış zaman" elbette senin "doğru yerde, doğru zamanda" bir şeyler yapmanla mümkün olacak. neyse kafan karıştı senin; benim karıştı en azından. bak şey yap, kaç, uzaklara, bir yerlere işte...

olası arama: "google"
doğru yerdesin: bu aramayı yapıp, bu sayfaya geldin ya; şimdi geldiğin yere geri dön.

olası arama: "iyi de ben yahoo'da google kelimesini arattım ki?"
doğru yerdesin: özür dilerim; gerçekten...

olası arama: "yapıştır"
doğru yerdesin: yanlış yerdesin

olası arama: "internete girmek istiyorum"
doğru yerdesin: yapıldı bu; zorlama... (sana demedim; kendi kendime konuşuyorum)

olası arama: "beni seviyor musun?"
doğru yerdesin: çok sevimlisin.

olası arama: "fbi gizli belgelerini indir"
doğru yerdesin: bilgisayar korsanı olma yolunda müthiş bir adım atmış durumdasın. ilk adımı atmak başarmanın yarısıdır derler; ne demekse? evet, şaşkınlıkla fark edeceğin gibi burada tek bir gizli belge olmadığı gibi; gizli bilgilerine ulaşmak istediğin kurumla da ilgili bir yerde değilsin. o halde neden doğru yerdesin; çünkü bu senin için çok daha sağlıklı ve güvenli...

olası arama: "olur mu?"
doğru yerdesin: her şey olur.

olası arama: "ben kimim?"
doğru yerdesin: aslında bu sorunun cevabını google aracılığıyla arayan ilk kişi değilsin; sakın kendini eşsiz benzersiz hissetme diye bu açıklamayı yapıyorum. bir milyar yıllık "kendini arama, kimliğini oturtma" mücadelesinin eeeen pasif temsilcilerinden birisin ki aslında bu da bir şeydir. bununla beraber, google sonuçları ile varoluş tatmini de yapmamalısın onu da söyleyim. yani eğer "şu dünyada bir iz bırakabildim mi?" gibisinden bir derdin varsa... hadi var diyelim; adını yazsana; arkadan gelip, google'ın gözlerini kapatıp(?) süpriz mi yapmaya çalışıyorsun?

olası arama: "ateş var mı?"
doğru yerdesin: çok yalnızsın gibi geldi bana; hafiften esmeye de başlamış tepende serin serin bi'şeyler... neyse vazgeçtim; yanlış yerdesin, yok ateş mateş!

görsel: bilmem ki nereden?

devamını göster

11 Aralık 2008

renk ses

ten kens, kanada'lı bir rock grubu. spanish fly isimli şarkılarının videosudur aşağıdaki. myspace sayfalarından üç dört şarkıları dinlenebiliyor. bearfight isimli şarkının videosu da güzel.

devamını göster

09 Aralık 2008

batman ve patlayamayan bomba

dark knight'ı daha yeni izledim; evet "joker" süper; buna ekleyeceğim bir şey yok. batman de süper; varoluşu gereği!

bir süre önce ölen (evet öldü o) batman, bilindiği gibi bir çizgi roman karakteri ve bir çok kere sinemada da kendini gösterdi. müziğini prince'in yaptığı, tim borton yönetimindeki 1989 yapımı "batman" isimli filmde jack nicholson "joker" rolündeydi. o film, eğlenceli bir filmdi, o zamanların "çizgiroman uyarlaması" anlayışına uygundu. ama bu son iki batman, yani christopher nolan'ın çektikleri, batman'e öyle bir karizma verdi ki, tim burton ve jack nicholson "sadece çocuklar için" birşeyler yapmış gibi bir pozisyona düştüler. (aslında öyle de?)

memento gibi, çok sevdiğim ve şüphesiz çok seveni olan bir filmi yapmış bu adamın "batman"e takılıp kalmasından rahatsızım; işin doğrusu budur. arada "prestige"ini korumak adına "başka" filmler çekmesi kurtarmıyor bu durumu. neden ama, batman düşmanı mıyım? hayır, bana ne, tamam, işin gerçeği, hiç ilgilenmiyorum batman ile; ben silver surfer, conan, rom, hulk severdim ama onlarla ilgili çekilmiş/çekilecek filmlere karşı da hiç bir sempatim yok. şudur ki; 1966 yapımı batman'den, "sanki mel brooks çekmiş" diye düşündüren aşağıdaki sahneyi izledikten sonra, o kadar karizma bu tipe fazla diyesim geliyor.

(yahu o nasıl bir bandodur, sadece üç kişiden uydurulmuş, abuk sabuk yerlerde gezinen!)

devamını göster

07 Aralık 2008

grand theft auto 4

gta 4 lolipop girl
bu aralar web günlükleri arasında dolaşan "blog dünyasındaki durgunluk" muhabbeti bir ay sonra başlamış olsaydı ya da gta 4, bir ay önce çıkmış olsaydı, kendi adıma, "neden-sonuç ilişkisi budur" derdim.

geçen hafta çıkan oyunu (elbette gayet normal olarak) "yasadışı" yollarla edinmeye çalıştık. bu aralar download özürlü olduğumdan, ben pek bir şey yapmadım aslında. bununla beraber, konuya, kesinlikle detaylarını anlatmayacağım ölçülerde takıntılı bir hırs ile yaklaşan bir arkadaşım kısa süre içinde, on üç (ya da on dört; öyle bir şey) "cicibayt" gibi "çüş" boyutlardaki oyunu indirmeyi başardı. indirdin oyunu, oh ne güzel diye bir şey yok ama! adamlar senin ciğerini biliyor; onlar da ellerinden geleni yapıyorlar, "şuna para ver" diye sonuçta...

malesef oyun düzgün çalışmadı; şurasını düzeltsen burası bozuluyordu... yine de tehdit ile yalakalığı bir potada eritip (daha çok yalakalık) bana bir kopyasını göndermesini istedim; gönderdi de... daha kargo elime ulaşmadan, yaptığımız "gaz dolu" telefon görüşmeleri sonucu oyunu satın almaya karar verdik. çok zor bir karar ama; doksan lira bir oyuna vermek insanın hemen alabileceği bir karar değil; her şeyi geçtim, "bir şekilde 'düzgün çalışmama' sorunlarını halledebilecek, sıfır maliyete o oyunu paşa paşa oyanabilecek bilgisayar ve internet bilgisine ve yeteneğine sahibim" düşüncesine ters! şimdiye kadar oynadığımız tüm gta serisinin bizi ne derece "tatmin" ettiğini düşününce kararımızı uygulamaya geçirdik; gram sıkıntıya girmeden tüm olanaklarıyla bu oyuna sahip olmak mantıklı geldi.

korsan gta 4 orjinal gta4
iki kodaman dvd'nin bulunduğu paketin içinde, iki kitapçık ve "liberty city" haritası var. ekran kartını güncellemek dışında hiç bir sorun yaşamadan kurdum; sonrası monitöre yönelmiş bir "dünyadan kopmuş" ruh hali; saatlerce!

oyunla ilgili detaylar da yazmak istiyorum; evet detaylar olsun:

*radyolar yine pek güzel; tam yirmi kanal var. justice, gil scott heron, count basie, john coltrane, chet baker, miles davis, charlie parker, duke ellington, dizzy gillespie, the smashing pumpkins, david bowie, black sabbath, thin lizzy, queen, lcd soundsystem, philip glass, aphex twin, bob marley, goldfrapp (vb..) gibi, oldukça farklı tarza sahip müzisyenlerden, onlarca "kaliteli" şarkı bulunuyor. bu sanal radyo kanallarının bazılarının "dj"leri bile oldukça sağlam: "liberty rock" kanalında iggy pop'un, "radio broker" kanalında juliette lewis'in ismi geçiyor. elbette, canı isterse, bilgisayarındaki müzikleri de dinleyebiliyor oyuncu. bülent ortaçgil dinleyerek de oynayan vardır hani bu oyunu; neden olmasın?

*taksi, ambulans, polis, itfaiye vs seçmeli görevler yer almıyor bu sefer (polis arabasındaki bilgisayar ile "poliscilik" oynanabiliyor. henüz diğerlerini keşfetmedim); gizli paket falan da yok ama öldürülmesi gereken 200 adet güvercin var. ayrıca 50 atlama noktası da bulunuyor. bunların haricinde cep telefonu ve çoklu oyuncu (multiplayer işte) gibi yenilikler var; ortak görev gerçekleştirebiliyor, biribirini öldürebiliyor ya da yarışabiliyor insanlar.

*sokaklarda kedi köpek yine yok. belki de öylesi daha iyi; zaten fazlasıyla şiddet içeriyor oyun. bu eksiklik belli ki ifade edilmiş çünkü bir yerde "kedi giremez" gibisinden bir uyarı tabelası varmış. ben görmedim; görürsem buraya eklerim ekran görüntüsünü. ne kadar önemliyse!

*görüntü ayarları en üst seviyedeyken nasıl bilemiyorum ama düşük seviyede bile muhteşem zaten bundan bahsetmeye gerek yok; gayet normal öyle olması...

*gta, "yetişkin" olduğu varsayılan insan kişilerine yönelik bir "oyun." hitler dingilinin platon'u ve nietzsche'yi hastalıklı beyniyle algılayıp boktan şeyler yapması üzerine kimse "referanslarını" suçlamadı?

*dikkatimi çeken diğer şeyleri arada sırada eklerim sanırım buraya...

ek: (17122008)
*taksiye müşteri olarak binersen ve "enter"e basmadan yolculuğu izlersen, taksi şoförünün seni ilgisiz bir yere "geldik" diye bıraktığını (dolayısıyla "dolaştırıldığını" ve "dolandırıldığını") görebilirsin.
*internet üzerinden ilişki kurduğun kadınların, ilişki seviyesine göre, sağlık kazanma, polis yıldızından kurtulma gibi getirileri var.
*bazı yüksek binalara (iç ya da dış) asansörle çıkılabiliyor.


gta 4 nico bellic

gta 4  elizabeta torres

 gta 4 manny escuela

gta 4

gta 4 ray boccino

gta 4 bernie crane/ florian cravic

gta 4 roman bellic

gta 4 vladimir glebov - vlad

gta 4

gta 4 brucie kibbutz

gta 4 playboy x

gta 4 little jacob

ek (29122008)
*f2 ile oyundan görüntü alınabiliyor ama sınırlı yapmışlar; son (yaklaşık) kırk saniyeyi kaydedebiliyorsun. kırk saniyede bir f2 tuşuna basmak suretiyle, daha sonra "cep telefonu" aracılığıyla ulaşabileceğin video editörünü kullanarak bu videolar birleştirilebiliyor. oluşturulan video, "belgelerim" altında, "rockstar" başlıklı klasöre kaydediliyor. aşağıdaki videolar ilk denemelerim.

video

video

güncelleme (09042009) :
bir sonraki grand theft auto için bir iki dileğim var;
- 70'li yıllarda geçen bir oyun harika olurdu, araçlar, insanlar, müzik, binalar vs.
-seçim yapma ve oyunun bu seçimlere göre şekillenmesi şahane olur. hafif fallout 3 modeli...
-kedi köpek olsun, inek at olsun, dağ yolları, geniş düzlükler olsun.

bir de video oluşturdum. çok ilginç değil, ama oluşturdum işte.



güncelleme (04052010) :
gta serisini diğer oyunlardan ayıran özelliklerinden biri de, hayal gücüne bağlı olarak, oyun içinde garip oyunlar bulabilme şansının yüksek olmasıdır. örneğin bir aracın üstüne çıkıp, havaya ateş edersen, aracı kullanan panikleyebiliyor ve olanca hızıyla kaçmaya (neyden kaçıyorsa artık!) deli gibi araba sürmeye başlıyor. son oyunda denemedim bunu ama örneğin san andreas'da uzun süre çılgınca giden bir arabanın üzerinde dengede kalmaya çalışmak eğlenceli olabiliyordu. tabii, bir iki kere yaptığın, saçma bir şey sonuçta.
işte, saçma ama çok daha eğlenceli bir örnek:
haritada işaretli yerde küçük bir park ve o parkta ruh hastası, öfkeli ve süper güçlere sahip bir salıncak var. bildiğin salıncak. oyun karakteri ya da kullandığı araç, salıncağın orta demirine bir süre yaslanırsa ya da dokunursa, salıncak çıldırıyor ve karakteri ya da aracı olanca gücüyle fırlatıyor. animatrix'deki, bozuk ev gibi bir şey! kulağa çok aptalca geliyor, o yüzden izlemek daha mantıklı. yaptığım denemelerden iki üç örneği bir araya getirdim, tam da şöyle:


(müzik: "padded cell- signal failure" heh!)

Share/Save/Bookmark

devamını göster